Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '14

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
2041
 

Bir Acar bir Macar: Macaristan gezi notları

Bir Acar bir Macar: Macaristan gezi notları
 

Balatonfüred'de bir akordeon sanatçısı, Balatonfüred, Macaristan


Tarih aralığı: 27 - 31 Ağustos 2014

Gezi kapsamında gezdiğimiz yerleşim birimleri: Budapeşte, Szentendre, Visegrad, Veszprem, Balatonfüred, Tihany

Macaristan para birimi: Forint (1 TL = 110 Forint)

Macaristan'dan ne alınır: Paprika, Szamos çikolata ve badem ezmesi, Hollohaza'dan porselen süs eşyası, Tisza'dan spor ayakkabı ve çanta, Bonbonetti marka çikolata, palinka.

27 Ağustos 2014 Çarşamba öğlen saatlerinde İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan havalanan Wizz Air uçağı yaklaşık 1 saat 40 dakikalık keyifli bir uçuştan sonra Budapeşte Ferenc Liszt Havalimanına iniyor. Uçağın yolcuları arasında ben, eşim ve küçük kızımız da bulunuyor. Pasaport kontrolünden geçip bavulumuzu aldıktan sonra terminal kapısında Macar arkadaşım İstvan bizi karşılıyor. Kendisiyle hal hatır sorduktan sonra beraber terminalden kalkan 200E numaralı otobüse binerek havalimanına en yakın metro durağı olan Kobanya-Kispest durağına gidiyoruz. Bu otobüs yolculuğu yaklaşık 20-25 dakika sürüyor. Kobanya-Kispest durağında otobüsten indikten sonra durak yakınlarında bir otoparkta bizi bekleyen otomobilimize gidiyoruz. Otomobili İstvan gezimiz süresince kullanmamız için bir arkadaşından ödünç almış. Otoparka ulaştığımızda İstvan "Murat, ben çok iyi bir şoför değilim. Otomobili istersen sen kullan." diyerek aracın anahtarını bana veriyor. Direksiyona geçiyorum ve bir acar bir Macar düşüyoruz yollara. Eşim ve kızım otomobilin arka koltuğunda meraklı bakışlarla Budapeşte'yi seyre dalmışlar. Macaristan gezimiz sırasında Macar arkadaşım İstvan ve ailesinin Szentendre kasabasında bulunan evlerinde konaklayacağız. İstvan "Eşim sizin için yemek hazırladı. Zaman kaybetmeden Szentendre'ye gidelim istersen." dedikten sonra hangi yönden gitmem gerektiğini tarif ediyor. Budapeşte'nin şehir merkezine girmeden M0 çevre yolunu takip edip Megyeri Köprüsü üzerinden Tuna'nın karşı yakasına geçiyoruz. Megyeri Köprüsü Macaristan'ın ilk eğik askılı gergili nehir köprüsü. İstanbul'da Haliç üzerinde yapılan metro köprüsüne benziyor ancak o köprüden çok daha büyük. Bu köprünün uzunluğu 1862 metre ve genişliği 35 metre. Kobanya-Kispest durağından yola çıktıktan yaklaşık 45 dakika sonra Szentendre kasabasına ulaşıyoruz. Aracımızı İstvan ve ailesinin yaşadığı binanın önündeki otoparka park ettikten sonra Macar arkadaşlarımızın dairelerine çıkıyoruz. İstvan'ın eşi Kate ve küçük oğulları bizi kapıda karşılıyorlar. Bir süre soluklandıktan sonra beraber yemek yiyoruz. Kate bizim için güzel bir Macar yemeği hazırlamış. Yemek yedikten sonra bir süre arkadaşlarımızın dairelerinin balkonundan Tuna Nehri manzarasını izliyoruz. İstvan "Bak buradan Megyeri Köprüsünü görebilirsin. Güzel görünüyor değil mi?" diye soruyor."Evet, manzaranız muhteşem." İstvan "Murat, bu akşam Szentendre'de güzel bir moda gösterisi var. Bu gösteride şarap ikramı da yapılacak. Gitmek ister misiniz?" diye soruyor. "Neden olmasın?" diye cevaplıyorum.

Akşam hava kararmaya yüz tutmuşken evden ayrılıp moda gösterisinin yapılacağı Szentendre kasaba merkezine doğru yürümeye başlıyoruz. Konakladığımız ev kasaba merkezinden yaklaşık 15 dakikalık yürüyüş mesafesi uzakta bulunuyor. Moda gösterisi ART6 Szalon isimli bir mağazanın bahçesinde yapılacak. Kasaba merkezine doğru yürürken etrafı daire şeklinde duvarla çevrilmiş ve içinde yine daire şeklinde ve üzerinde haçlar bulunan bir yapının bulunduğu bir bahçe görüyoruz. "Bu zengin bir ailenin mezarlığı." diye bilgilendiriyor İstvan. Bir süre sonra bir önceki Szentendre gezimiz sırasında uğradığımız bir kafeyi görüyoruz. Kafenin ismi Avakumica. Adresi Alkotmany utca 14. Szentendre'ye yolunuz düşerse bu kafeye gitmenizi tavsiye ederim. Kafenin içi bir mahzeni andırıyor ve çok şık dekore edilmiş. Fiyatları da makul. Kafenin web adresi www.avakumica.hu . Szentendre'nin Arnavut kaldırımlı sokaklarında keyifli bir yürüyüşün ardından  ART6 Szalon'a ulaşıyoruz. Mağazanın içini  bir süre gezip moda gösterisinin yapılacağı bahçeye çıkıyoruz. Birkaç dakika geçmeden şarap servisi başlıyor. Ardından mağazanın tasarımı olan giysileri giymiş manken kızlar birbiri ardına arz-ı endam ediyorlar. İstvan'la ben tam yerinde durmuşuz. Manken kızlar podyum sonu pozlarını tam bizim önümüzde verip catwalk adımlarıyla mağazaya doğru geri yürüyorlar. Genç bir kız her defasında farklı renk ve tadı bulunan şaraplar getirip kadehlerimizi dolduruyor. İstvan ikram edilen her cins şarapla ilgili bilgiler veriyor ben de şaraptan çok anlarmış gibi "Oo bu şarap güzelmiş!" falan şeklinde yorumlarla sohbete renk katmaya çalışıyorum. İkram edilen şarapların markası Bujdoso. Bu marka bir aile markası ve şaraplar Balaton Gölünün güneyinde yetiştirilen üzümlerden üretiliyor. Bu şarap firmasının web adresi: www.bujdoso.com. Moda gösterisinin ardından mağazadan biraz alışveriş yapıyor ve daha sonra yürüyerek arkadaşlarımızın evine dönüyoruz.

28 Ağustos 2014 Perşembe. Hava güzel. Bugünü Macaristan'ın önemli turistik kasabalarından Visegrad'da geçireceğiz. İki aile sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra hep beraber aracımızla Visegrad'a gidiyoruz. Kate kahvaltıda kızımız için annesine hazırlattığı ropi ikram ediyor; biliyor kızımızın ropi sevdiğini. Ropi bir çeşit yerel tuzlu bisküvi. Ancak bu bisküviyi sadece eski toprak olarak tanımlayabileceğimiz Macar bayanlar hazırlayabiliyormuş. Visegrad'a ulaşınca ilk durağımız bir kızak parkı. Bu parkın web adresini incelerseniz nasıl bir park olduğu hakkında daha iyi bir fikir edinirsiniz: www.bobozas.hu. Bu parkta kış olimpiyatlarında televizyonlarda izlediğimiz bobsled kızak yarışlarındaki pistlere benzer birbirine paralel iki pist var ve bu pistlerde iki kişilik kızaklarla sürüş yapabiliyorsunuz. İstvan ve Kate'in küçük oğulları bu parktaki kızaklarla kaymayı çok seviyormuş. İstvan "Murat, siz de kızağa binecek misiniz?" diye soruyor. "Ben sizi izleyeyim. Eşim ve kızım binsinler." İstvan oğluyla bir kızağa biniyor ve eşim de kızımızla bir kızağa biniyor. Onlar kızaklarla sürüş yaparken ben pistin üzerinde bulunan bir köprüden bu köprünün altından birbiri ardına hızla geçen kızakları ve çığlıklar atan sürücülerini izliyorum. Madem çığlık atacaktınız ne diye bindiniz o kızaklara? Bir süre sonra İstvan ve oğlu ve ardından eşim ve kızım görünüyorlar. Hepsi gayet sakin sürüşlerini tamamlayarak kızaklarından iniyorlar. Bu kızaklarla bir tur sürüş yapmak için yetişkinler 450 Forint çocuklar ise 350 Forint ödemek zorundalar.

Kızak pistinden ayrıldıktan sonra yürüyerek pistin yakınlarında bulunan bir tepeden Tuna Nehrini izlemeye gidiyoruz. Bu tepeye doğru yürürken zaman zaman üzerinde yürüdüğümüz çimlerin arasında beyaz renkli mantarlar görüyoruz. Tepeye ulaştığımızda manzara harika; sol yanımızda bir başka tepe üzerine bir şahin gibi konmuş Visegrad Kalesi U şeklinde kıvrım yapmış Tuna'yı seyrediyor, önümüzde yemyeşil ağaçlar, ağaçların bitiminde çamura çalan rengiyle oracıkta bir bukalemun gibi duran Tuna Nehri ve Tuna'nın ötesinde zirveleri mavi gökyüzüne iğneler gibi batan birer piramidi andıran katmer katmer dizilmiş yeşil tepeler, sağ yanımızda Tuna önce Szentendre ve daha sonra Budapeşte'ye doğru kıvrım kıvrım uzanıyor. Bir süre kendimizi zamandan soyutlayarak bu manzarayı izliyoruz soluksuz.  Bir süre sonra İstvan'dan bir öneri geliyor: "Bu manzarayı daha güzel görebileceğimiz bir yer var hemen ileride. Nagyvillami Kilato (Nagyvillam Gözetleme Kulesi). Haydi gidip manzarayı bir de oradan seyredelim." Bu kuleye doğru yürürken çalılıklar arasında bu defa farklı bir mantar cinsi görüyoruz. Bu mantar şemsiye mantarı olarak bilinen bir tür mantar. Birkaç dakika sonra kendimizi Nagyvillami Kilato'nun dar merdivenlerinden tırmanırken buluyoruz. Kulenin tepesine çıktığımızda manzara nefes kesici. Nagyvillami Kilato'ya giriş ücretli. Nagyvillami Kilato'dan ayrıldıktan sonra bu kulenin yakınlarında bulunan Nagyvillam Etterem isimli bir restorana gidiyoruz. Bu restoranın web adresi: www.nagyvillam.hu. Bu restoranda bir kahve molası veriyor ve kahve molasının ardından restoranın içini geziyoruz. Restoranın duvarlarını çeşitli hayvanların doldurulmuş başları süslüyor. Bu duvarlardan birinde bir yaban domuzunun doldurulmuş başı ve bir diğerinde ise o yörede avlanan çeşitli balıkların başları bulunuyor. Nagyvillam Etterem'den ayrılıp aracımıza geri dönüyor ve aracımızla bu defa Visegrad kasabasının merkezine gidiyoruz. Visegrad kasaba merkezinde aracımızı Duna-parti ut 1 adresinde bulunan Palotahaz (www.palotahaz.hu) tesisinin önünde bulunan araç park alanına park ediyoruz. Bu tesiste çeşitli hediyelik eşya dükkanları, bir adet şarap satış dükkanı, restoran ve bir adet turizm danışma bürosu bir arada bulunuyor. İstvan, Palotahaz'ın geçtiğimiz yıl inşa edildiğini ve restoranını tavsiye edebileceğini söylüyor. Hazır karnımız da acıkmışken Palotahaz'ın restoranına postu seriyoruz. Şansımıza bugün menüde dana etiyle pişirilmiş gulaş çorbası var. Bu restoranda karnımızı doyurduktan sonra Visegrad'da görülmesi gereken yerlerin başında gelen Matyas Kiraly Müzesine doğru yürümeye başlıyoruz. Tabii çocukların öncelikleri farklı. Onlar önce bu müzenin tam karşısında bulunan oyun parkında oynamak istiyorlar. Bu oyun parkı için "bir geçmiş zaman lunaparkı" ya da "tarihi Macar oyun parkı" tanımlamalarını yapmak yanlış olmaz. Oyun parkının içinde bir ahşap gemi, ahşap labirentler, salıncaklar, tahterevalli gibi çeşitli oyuncaklar var. Bu oyun parkına giriş ücretli. Küçük çocuklarınızın bu oyun parkında çok eğleneceklerine emin olabilirsiniz. Çocuklar oyun parkında heveslerini aldıktan sonra Matyas Kiraly Müzesinin yolunu tutuyoruz.

15. yüzyılda Macar Kralı Matyas Corvinus Tuna kıyısında bir saray inşa ettirir. Bu saray zaman içinde epeyce yıkıma uğrar ve sarayın günümüze kadar ayakta kalabilmiş olan kısımları bugün Matyas Kiraly Müzesinin içinde yer alıyor. Müze alanı içinde yer alan Kiralyi palota (Kraliyet Sarayı) ve Salamon torony (Salamon Kulesi) görülmeye değer eserler. Müzenin hediyelik eşya mağazasını da gezmenizi tavsiye ederim. Sarayın içinde bulunan Aslanlı Avluyu mutlaka görün. Sarayın çok güzel bir bahçesi var ve saray gezimiz sırasında pek çok ziyaretçinin bu bahçedeki elma ve nar ağaçlarından birer ikişer elma ve nar tırtıkladıklarını gördük. Biz de elma ağaçlarından birer elma kopararak sarayın bahçesinde afiyetle yedik. Bu müzede uzunca bir süre kaldıktan sonra aracımıza dönüp Szentendre'ye dönüş yolculuğuna geçtik. Dönüş yolculuğumuz sırasında İstvan'ın isteği üzerine yol üzerindeki bir köyde bulunan bir balık restoranına uğradık ve İstvan akşam yemeği için bu restorandan alabalık satın aldı. Kate de güzel  pişirdi yani balıkları...

29 Ağustos 2014 Cuma. Bugün Macar arkadaşlarımızla birlikte Veszprem, Balatonfüred ve Tihany gezisi yapacağız. Bu gezimizde Kate'in ablası ve ailesi de bize eşlik edecekler. Sabah kahvaltı yaptıktan sonra saat 9:30'da iki araçla yola çıkıyoruz. Kate'in ablasının iki küçük kızı da eklenince dört çocuk ve altı yetişkin olmak üzere on kişi çıkıyoruz bu yolculuğa. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra saat 11:30 dolaylarında Macaristan'ın önemli şehirlerinden Veszprem'e varıyoruz. Bu şehir bence Macaristan'daki en güzel şehirler arasında bulunuyor. Veszprem: kraliçeler kenti (Macarlar bu şehre a kiralynek varosa yani kraliçeler kenti diyorlar). Varos sözcüğü Macarca kent anlamına gelen bir sözcük. Bu sözcük dilimize Macarcadan geçmiş ancak dilimizde anlamı farklılaşmış. Gelelim Veszprem'in neden kraliçeler kenti olarak adlandırıldığına. Macar Kralı I. İstvan kenti Bavyeralı eşi Gisela'ya hediye etmiş ve bundan sonra bu kent Macar kraliçelerinin geleneksel ikamet yeri haline gelmiş. Bugün kentin en müstesna yerinde Kral İstvan ve Kraliçe Gisela'nın heykeli bulunuyor. Bu heykelin bulunduğu noktadan kente baktığınızda Veszprem'in birbirinden güzel evleriyle bir yörük halısı gibi Macar ovasına serilmiş olduğunu görüyorsunuz..

Veszprem'de ilk durağımız Erseki Palota (Başpiskopos Sarayı). Bu sarayın adresi Var utca 16. Bu sarayın içinde fotoğraf çekmenize izin vermiyorlar. Saraya girdiğimizde hepimizden ayakkabılarımızın üzerine kalın kumaştan yapılmış patik benzeri bir şey giymemizi istiyorlar. Hepimiz galoş niyetine bunları ayakkabılarımızın üzerine geçirdikten sonra 70 yaşlarında zayıf bir bayan bize sarayı gezdirmeye başlıyor. Bu bayan yaşına göre oldukça dinç; pire gibi oradan oraya koşuşturuyor. Fakat bu bayan Macarca anlatım yaptığı için anlattıklarının çoğunu anlamıyorum. Ancak şunu söylemeliyim ki saray rehberinin anlattıklarından hiçbir şey anlamasanız da Barok stilinde inşa edilmiş bu sarayı mutlaka gezin. Sarayın büyük bir kısmı orijinal haliyle korunmuş. Eski dönemlerde giyilen giysiler, çok sayıda değerli resim ve sanatsal objeler; anlatılacak gibi değil, gidip görmek gerek. Saray giriş ücreti yetişkinler için 1200 Forint, öğrenci ve emekliler için 800 Forint. Veszprem'e sırf bu sarayı görmek için dahi gidilir. 

Erseki Palota'dan çıktıktan sonra yine Var utca üzerinde bulunan Kale Kuyusuna bakıyoruz. Gisella Şapelinin önünde bulunan bu kuyunun derinliği 40 metre imiş. Kuyunun ağzına demirden bir ızgara yapmışlar, eğilip kuyunun içine bakmaya çalışan meraklı insanlar kuyunun içine düşmesin diye. Kimileri de bu ızgaraya asma kilitler asmışlar. Benim bildiğim Avrupanın çoğu yerinde asma kilitleri genelde köprülerin korkuluklarına asarlar. Kuyunun ağzına asma kilit asıldığını da ilk kez burada gördüm. Bu kuyunun yanından ayrılıp Gisella Şapeline gidiyoruz. Bu şapel de aynı cadde üzerinde. Bu küçük şapelin içini gezmek için birkaç dakika ayırmanız yeterli. Bu şapelden çıktıktan sonra bu defa Aziz George Şapeline gidiyoruz. Bu iki şapele girmek için 800 Forint ödemeniz gerekiyor. Aziz George Şapeli de küçük bir şapel; burayı da birkaç dakika içinde geziyoruz. Veszprem'de son durağımız Kral İstvan ve Kraliçe Gisela'nın heykeli. Bu heykel bir tepenin kenarında bulunuyor ve heykelin bulunduğu konumdan Veszprem şehrini kuş bakışı izleyebiliyorsunuz. Doyumsuz bir manzara.

Veszprem kentinden sonraki durağımız Balaton Gölü kıyısındaki en önemli turistik yerleşim olan Balatonfüred. Veszprem'den Balatonfüred'e yolculuğumuz yaklaşık 20-25 dakika sürüyor. Balatonfüred'de aracımızı kasaba girişindeki bir park noktasında bırakıyor ve dört saat geçireceğimiz kasabayı gezmeye başlıyoruz. Balaton Gölü Macarlar için sanki bir deniz. Çoğu Macar yaz tatillerini bu göl kıyısında bulunan turistik kasabalarda geçiriyor. Bu kasabalarda çok sayıda otel bulunuyor ve göl kıyısındaki belli başlı yerleşim birimleri arasında düzenli feribot seferleri var. Balatonfüred'de büyükçe bir marina var ve bu marinada çok sayıda yatın demirli olduğunu görüyoruz. Balatonfüred'in neredeyse Hırvatistan sahillerindeki orta halli bir turistik kasabadan hiçbir farkı yok. Öğlen yemeği yemedik, karnımız aç. Macar arkadaşlarımız bildikleri bir restoran olduğunu, biz de istersek öğle yemeği için bu restorana gidebileceğimizi söylüyorlar. Restoranın ismi Borcsa Etterem (www.borcsaetterem.hu). Servis biraz ağır ancak yemekler lezzetli. Restorana Macarların çok rağbet ettiklerini gözlemliyorum. Restoran müşterilerinin çoğu balık çorbası içiyorlar;  bu çorba minyatür kazan benzeri kaplarla servis ediliyor. Yemek faslının ardından Balatonfüred'i gezmeye devam ediyoruz. Balaton Gölünü kuğular mesken tutmuş. Kuğu Gölü mübarek. Çocuklarımız kuğuları ekmekle beslerken biz de mutlulukla onları izliyoruz. Göl kıyısında çok sayıda ahşap şarap evi bulunuyor. Bu şarap evlerinden birinin önünde bir akordeon sanatçısı folk şarkıları çalıyor. Bir süre onu dinliyoruz.  Göl kıyısındaki yürüyüş yolunda bir heykel var: bir kayanın içinden çıkmış yardım isteyen bir eli tasvir eden bir heykel. Kayanın üzerinde de bir lombar. Bu heykelin bir hikayesi olmalı. İstvan'ın anlattığına göre yıllar önce Balaton Gölünde bir gemi kazası olmuş ve bu heykel o kazada hayatını kaybeden kişiler anısına yapılmış. Araştırayım. Pajtas 1918 yılında Budapeşte'de inşa edilen bir buharlı yolcu gemisi. Bu gemi Tuna üzerinde yolcu taşımacılığında kullanılmak amacıyla inşa edilmiş ancak daha sonra gemi Balaton Gölünde kullanılmaya başlanmış. 30 Mayıs 1954 tarihinde gemi 178 yolcusuyla Balatonfüred ile Siofok arasında sefer halindeyken gemi batıyor ve kimilerine göre 12 kimilerine göre ise 23 kişi bu kazada hayatını kaybediyor. Göl kıyısındaki bu heykel de 1999 yılında o kazada hayatını kaybeden kişiler anısına yapılmış. Balaton Gölü kıyısında uzunca bir yürüyüş yaptıktan sonra İstvan dondurma ve tatlı yemek için bildikleri bir kafeye gitmeyi öneriyor. "Taa Türkiye'den kalkıp buralara geldik, gidelim tabii." On dakikalık bir yürüyüşün ardından Karolina isimli bu kafeye ulaşıyoruz (www.karolina.hu). Kafenin sahipleri kafeye büyükanneleri Karolina'nın adını vermişler. Muhteşem bir kafe. Balatonfüred'e yolunuz düşerse mutlaka gidin. 

Balatonfüred kasabasından sonra Balaton Gölü kıyısındaki önemli yerleşim birimlerinde Tihany kasabasına gidiyoruz. Araçlarımızı kasaba girişindeki park yerine park ettikten sonra bir saat boyunca kasaba sokaklarını geziyoruz. Bu kasabada çok sayıda hediyelik eşya dükkanı var. Birçok dükkanda Macar yerel giysileri, porselen süs eşyaları, işlemeli örtüler, lavanta ve paprika gibi şeyler satılıyor. Paprika satılan bir dükkanı çok ilginç buluyorum. Dükkanın bulunduğu iki katlı binanın ön cephesi tamamen paprika ile kaplanmış. Tihany gezimizin ardından araçlarımıza geri dönüyor ve Szentendre'ye dönüş yolculuğuna başlıyoruz. Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuğun ardından Szentendre'ye ulaşarak günü tamamlıyoruz.

30 Ağustos 2014 Cumartesi günü hava oldukça güzel. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra HEV treni ile Budapeşte'ye gidiyoruz. Bugün bize sadece İstvan eşlik ediyor. Budapeşte'deki çoğu tarihi ve turistik yere daha önceki gezilerimiz sırasında gitmiştik. Bugünkü Budapeşte gezimizde daha önce görmediğimiz yerlere gidecek ve alışveriş yapacağız. Budapeşte'deki ilk durağımız Aziz Istvan Bazilikası. Bu muazzam bazilika Bupadeşte'nin Peşte bölgesinde, parlamento binasının birkaç yüz metre arkasında bulunuyor. Aziz Istvan Bazilikasını gezdikten sonra Tuna Nehri kıyısında bulunan Tuna Ayakkabıları heykellerini görmeye gidiyoruz. 1944-1945 yıllarında birçok Yahudiden Tuna Nehrinin kıyısında üzerlerindeki giysileri çıkarmaları istenir ve üzerlerindeki giysileri çıkaran insanlar oracıkta kurşuna dizilirlermiş. İşte Tuna Ayakkabıları o insanlar anısına yapılmış 60 çift ayakkabı heykeli. Bu heykellerin bir Macar ve bir Türk'ün eseri olduğunu biliyor muydunuz? Evet, bu heykeller Gyula Pauer ve Can Togay'ın eseri. Bu heykellerin yanından ayrıldıktan sonra Aslanlı Köprü olarak da bilinen Zincirli Köprüye bir merhaba diyoruz. Bir sonraki durağımız günümüzde Four Seasons Hotel olarak faaliyet gösteren Gresham Sarayı. Otel kapısından içeri girip yapıyı gezebilirsiniz, çekinmeyin. Otel kapısındaki görevli gülümseyerek "Buyrun efendim!" diye buyur ediyor sarayı gezmek isteyenleri. Sarayın demir kapısındaki tavuskuşu figürlerini mutlaka görün. 

Evet epeyce yürüdük, yorulduk. Budapeşte'nin en kral kafesi olan Gerbeaud'a gidip bir kahve molası verelim. Bu tarihi kafede ağır ağır kahvelerimizi yudumlarken etrafımızdaki masalarda oturan mutlu mesut turistlerle beraber geçmişe bir yolculuk yapıyoruz adeta. Gerbeaud'dan ayrrıldıktan sonra yakındaki bir duraktan metroya binerek Rakoczi Caddesine gidiyoruz. Bu bölgede ünlü Pal Sokağı Çocukları romanındaki karakterlerden bazılarının heykellerinin bulunduğu bir sokağa gidiyoruz. Sokağın adı Prater Utca. Hey gidi Erno Nemeçek. Zavallı çocuk misket oynuyor sokakta. Çonakoş. Boka Yanoş. Hepsi hayat bulmuş bu heykellerde. Rakoczi Caddesinde İstvan'ın tavsiyesi üzerine bir Tisza mağazasında alışveriş yaptıktan sonra İstvan "Bu yakınlarda bir Hollohaza porselen dükkanı olacaktı. Bakalım bulabilecek miyim?" diyor kendi kendine. Hollohaza mağazasını buluyoruz ancak mağaza kapalı. Mağazanın vitrinindeki porselen süs eşyaları, fincanlar, tabaklar ve vazoları hayranlıkla izliyoruz bir süre. Bu mağazadan sonra hemen yakında bulunan bir Libri kitabevine gidiyoruz. Libri kitabevinden ünlü Macar yazar Ferenc Molnar'ın Pal Sokağı Çocukları isimli romanının İngilizce baskısından bir adet satın alıyorum; madem ki heykelleri gördük, kitabı da alacağız. Macaristan gezimizden önce Zoltan Fabri'nin çektiği Pal Sokağı Çocukları filmini izlemiştim. Budapeşte'ye gitmeden önce bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Filmin (ve romanın) konusuyla ilgili burada spoiler vermeyeyim. Libri kitabevinden çıkıyoruz ve kitabevinin önünde Macar arkadaşım "Murat, bizim burada bir arkadaşımız işten çok bunaldığında ya da canı sıkkın olduğunda o arkadaşımıza 'Senin Doktor'a görünme vaktin geldi!' diye takılırız. Doktor dediğimiz burada bildiğin sıradan bir birahane. Bu birahanenin sahibinin soyadı Doktor. O yüzden buraya Doktorun Yeri diyoruz. Bak şimdi sana bir sürpriz yapacağım. Doktorun yeri tam yolun karşısında. Haydi gel bakalım Doktor ne yapıyor?" deyince "Bizim doktora görünme vaktimiz geldi de geçiyor be İstvan!" diye yanıtlıyorum. Hemen yolun karşısına geçerek birahanenin girişindeki boş bir masaya oturuyoruz. Birahanenin gerçek ismi Hrabal Sörözö (Hrabal Birahanesi). Aslına bakarsanız (Bohumil) Hrabal bir Çek yazar imiş. Zaten birahanenin vitrininde bu yazarın bira içerken çekilmiş bir fotoğrafı var. Birahanede envai çeşit Çek birası satılıyor. Bu birahanenin adresi Rakozci utca 13. Çek Cumhuriyeti gezimiz sırasında Trebon isimli bir kasabaya gitmiş ve bu kasabada Regent isimli ünlü bir biranın üretildiğini öğrenmiştim. Trebon'da Regent bira içmek kısmet olmamıştı; kısmet Budapeşte'ye imiş. 

Hrabal Birahanesinde birer bira içtikten sonra Budapeşte'de son olarak Arkad alışveriş merkezine gidiyoruz. Burada bir süre alışveriş yaptıktan sonra Batthyany Ter istasyonundan bindiğimiz trenle Szentendre'ye geri dönüyoruz. Akşama İstvan ve eşinin aile dostu olan bir çiftin evinde yemeğe davetliyiz. Karı koca öğretmen olan bu çift bizler için özel olarak Macar yemekleri hazırlamışlar. Yemekten önce birer bardak palinka, yemekle birlikte birer kadeh Eger şarabı. Ev sahiplerimiz Türkiye'nin birçok ilini gezmişler, Türkleri seviyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse bizi çok iyi ağırladılar. Szentendre'de festival var. Yemekten sonra hep beraber Tuna Nehri kıyısında yapılmakta olan festivale gidiyoruz. Bütün sokaklarda açık hava şarap evleri kurulmuş. Kimi yerlerde kurulan sahnelerde canlı müzik performansı var. İstvan bir köşede park etmiş eski bir minübüsü işaret ederek "Murat, bak şu minübüste çok özel bir bira satıyorlar. Gel birer şişe alalım." Biranın markası Rizmajer. "İstvan bu Rizmajer'le bizi çok geç tanıştırdın be birader."

31 Ağustos 2014 Pazar. Sabah erkenden kalkıyoruz. Bugün İstanbul'a döneceğiz. İstvan ve Kate bizim içinkahvaltı hazırlamışlar. Beraber kahvaltı yaptıktan sonra Szentendre'den ayrılıp aracımızla tekrar aracı teslim aldığımız Kobanya Kispest metro durağına gidiyoruz. Aracı teslim aldığımız noktaya bırakıp 200E numaralı otobüsle havalimanına gidiyor ve havalimanında İstvan'la vedalaşıp, kendisine bizim için girdiği onca zahmet ve konukseverlik için teşekkür ediyoruz. Egeshegedre es köszönöm minden magyar baratom (Bütün Macar arkadaşlarımıza teşekkürler. Sağolun.) 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1000
Kayıt tarihi
: 13.11.12
 
 

1995 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster