Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '16

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
123
 

Bir Alkoliğin Anıları

Bir Alkoliğin Anıları
 

Kişisel hayatının kaygıları ile toplumun kaygılarını dengede tutmaya çalışan, aktif hatta militan yazarlardan biri olan Amerikalı yazar Jack London’ın özyaşamsal öyküsünü anlatan “Bir Alkoliğin Anıları” isimli kitap 1913 yılında, kendisi ölmeden üç yıl önce yazılmıştır.

Bu kitabın dikkat çeken tarafı, hayatı boyunca alkolle boğuşup duran Jack London’ın alkole gösterdiği tepkisinin, kişisel sağlığa yönelik kaygılardan çok alkolikliğin üretime ve emeğe yönelik engellerinden kaygılar taşıyor olmasıdır.

Jack London’a göre, iki tip alkolik vardır. Bunlardan birincisi hemen hemen herkesin bildiği aptal, yaratma yeteneği olmayan, beyni kurtçuklar tarafından hissizce ısırılan, yalpalayan ve titrek adımlarla yürüyen, sık sık hendeklere düşen, kendinden geçmişliğinin taşkınlığı içinde mavi fareler ve pembe filler gören ve genellikle mizah dergilerinde espri konusu olan tiplerdir.

İkinci tip alkolikler ise bir hayal gücü ve bir dünya görüşü olan tiplerdir. Bunların başı oldukça keyifli döner, sendelenmez ve düşmezler, dik ve son derece dengeli yürürler. Nerede olduklarını ve ne yaptıklarını iyi bilirler. Sarhoş olan onların bedenleri değil beyinleridir. İçleri nüktelerle fıkır fıkır kaynarken dışarıya dostluklarını taşırırlar. Evrensel ve mantıklı tasarımlarda biçimlerini bulan bu ikinci tip alkolikler, entelektüel hayaller ve düşler görürler. İşte tam da bu durumdayken, bu tip insanlar hayatın en sağlıklı yanılsamaların kabuklarını üzerlerinden söküp atarlar.

London, ikinci tip bir alkolikti. O, insanın kendini aşmasını salt var olma değil de, yaşayarak insanın kendini aşması olarak değerlendirir. Yani tembel, miskin, hep aynı yörüngede dönüp duran bir gezegen değil de, görkemli bir meteor, kuyruğu ışıldayan bir kuyruklu yıldız ya da yörüngesiz, güneş sisteminin bile dışına çıkma olasılığı bulunan bir gök taşı olarak nitelendirir. London’ın bu taşma ve kendini aşma isteği, üretime ve emeğe yöneliktir.

Onun bu yaşama arzusu, bize Nietzsche’yi hatırlatır. Nietzsche’ye göre insan kimi zaman alın yazısı kadar kati görünen kimi şeyleri kabul etmek zorundadır. Fakat o insan kendisine kalan özgürlüğü ile bir tutum seçer ve yapabileceğini yapar. Çünkü insan içinde bulunduğu şartlara rağmen bir tutum belirlemekte özgürdür. İşte bu özgürlük insana beraberinde sorumluluk getirir. Bu nedenle insan eylemlerinden ve kendisinden başka kimseyi sorumlu tutamaz ve kimseyi de suçlayamaz. London’ın alkolü sevmemesine rağmen bir alkolik olması kader gibi kati görünse de, O, hayatı boyunca ayık ve uyanık olduğu ve hatta uykuda olması gereken saatlerinde bile zamanını yaratıcı bir cennete çevirmenin yollarını arar. Kendisini yoğurup şekle sokan her şeye merak duyar ve sinirleri harap oluncaya kadar sürekli okur ve yazar.

İnsanların ruhlarının derinliklerine kadar dalıp, hiç tahmin etmediği yetenekleri ve büyüklükleri bulmaya çalışan böylesi bir insanın yaşama arzusu daha başka neyle açıklanabilir ki?

Kendini aşması gereken insan, kendine sınırlar koyan, dış gerçekliğin akli mıntıkaları içinde hayatını tüketmeye razı olmayan insandır ve bu insan belki de geleceğin insanıdır” der, Jack London.

Bu kitapta London’ın, hayatı boyunca alkolle yaptığı arkadaşlığı sonucunda ahlaki bakımdan pişman olmadığını ancak fiziksel anlamda alkolden her zaman tiksinti duyduğunu ve alkole aşırı derecede değer vermesinin nedenini kurmaya çalıştığı ilişkilerden kaynaklandığını görürüz.

Bu yüzden “Tanrı beni içlerinde iyilik taşımayan, yürekleri ve kafaları buz gibi soğuk olan, sigara ve içki içmeyen erkek cinsinden korusun” der.

Çünkü London’a göre bu tip insanların zayıf damarlarında, yaşamın sınırlarını zorlayacak ve cesur olabilecek heyecan ve bir dürtü yoktur. Bu insanlar ayaklarını kuru tutmakla, yürek atışlarını korumakla ve ruh bağlılıklarından sevimsiz yaşam başarıları çıkarmakla meşguldürler. London’ın içinde bulunduğu duruma böyle bir anlam vermesi ve sonra verdiği anlamı aptalca bulması, onu her defasında alkol almamaya zorlar. Ama alkol almamanın iyi bir fikir olmadığını düşünüp tekrar alkol alması onun hayatı boyunca alkolle boğuşmasına neden olur. London alkolden korkar. “Benim alkolden korktuğum kadar, hiçbir kuduz köpek sudan korkmamıştır” der. Çünkü alkolün hep iyi insanları, değerli insanları, aşırı gücün, aşırı ruhun, o güzel şeytanlığın aşırı ateş ve alevine sahip olan insanları kışkırtıp yıkıma uğrattığını düşünür.

Ona göre, alkol, yaşamın düşmanıydı ama aynı zamanda yaşam bilgeliğinin de ötesinde bir bilgelik hocasıydı. Alkolü eli kanlı bir katil olarak gören London alkolü çok tehlikeli buluyordu. Ama alkolün kötü olduğuna inanmıyordu.

Sadece, alkol kolay elde edilebilir oldukça, erkeklik, yüreklilik ve büyük ruhluluk anlamına geldikçe, ona ne kadar ‘hayır’ dense de, dünyadaki erkekleri ve erkeklik yolunda ilerleyen gençleri alkolden uzak tutmakta başarılı olamayacağımızı vurguluyordu.

Düşünün ki çocukların oyun oynadığı avluda üstü kapalı olmayan bir kuyu olsun. Hayat bilgisi elde etme yolunda emekleyerek yürüyen cesur küçük çocukları, üstü kapanmamış kuyunun yanında oynamamaları gerektiği konusunda siz ne kadar uyarsanız da bunun bir yararı olmayacaktır. Çünkü çocuklardan en yüreklisinin ve en hareketlisinin de kuyuya düşeceğini hepimiz biliriz. Bu durumda yapılacak tek şey kalır, o da o kuyunun ağzını kapatmak olacaktır.

Demek ki, biz iyi bir savaşçı olmadığımız sürece alkol, düşüncelerimizin ve ideallerimizin verdiği coşkuyu bize hiçbir zaman vermeyecek. O halde ‘an’ bir an bile beklemeye gelmez. İnsan alkole saplanmış olsa bile irade kuvveti gösterebilir. Bu anlamda sarhoş olmadan iki kadehten fazlasını içemeyen insan talihlidir. Ancak hiçbir belirti göstermeden çok içebilen ve sırf keyiflenmek için çok içmesi gerektiğine inanan insan ise talihsizdir.

Dünyayı karanlıklara değil, ışığa boğabilmek için, insanı düşündürten, insana empati yeteneği kazandıran bu kitabı okumanız dileğiyle.

Kitabın Adı: Bir Alkoliğin Anıları

Yayınevi: Bordo Siyah Yayınları

Yazarı: Jack London

Çeviren: Osman Çakmakçı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 246
Kayıt tarihi
: 18.04.16
 
 

Gaziantep Üniversitesi İİBF/ İşletme/ İnsan Kaynakları Yönetimi Doktora Programı'nda ders aldı. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster