Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
169
 

Bir Ankara Masalı - Ankara nerede ?

Bir Ankara Masalı - Ankara nerede ?
 

"Ankara beş bin yıllık medeniyetin yetimidir Viyana'nın Kosova’nın ve Küdüs'ün diyetidir."        

(Nuh Üstün-Son Kalemiz Ankara şiirinden)                                       

BİR  ANKARA MASALI  (2012 yılında yazılmıştır.)

"Çok karmaşık ve kararsız bir havası var, seksen yıldır başımızdaki şehir olan Ankara’nın. Sabah hava tamamen açık, bir tane küçük bulut bile yok derken, öğleden sonra sabah bir tanesi bile ortalıkta görünmeyen bulutlar saklandıkları yerden çıkıp aniden geliyorlar. Aniden kapanıyor hava, sonra hafif hafif ama bir kaç saat yağan yağmurlar, adlarını da öğrenmiştik geçen yıl coğrafya dersinde, kırk ikindi yağmurları. İlkbaharda İç Anadolu Bölgesi'nde ikindi vakti yağarlarmış, konveksiyonel yağışlarmış falan filan da bunları bilmek ıslanmama engel değil ki.

Başkent olduğundan mıdır nedir, siyasi gündemi gibi havası da ikide bir değişiyor bu şehrin. Baharı bile karmakarışık gökyüzü ne kadar açık olursa olsun sabahları, öğlen olmadan kara bulutlar sarmaya başlıyor her tarafı. Sanki her dağın her tepenin arkasında pusu da bekliyorlar. Güneş ne zaman zirveye çıkmaya başlasa, ne zaman ısıtmak istese Ankara’yı, karanlık bulutlar gelip kesiyor güneşin önünü. Güneş görmek haram sanki Ankara’ya...

Ankara'da hava bir günde defalarca değişiyor. Aynı anda dört mevsim yaşanmasıyla övünülen ülkemin başkentinde bir günde yaşanıyor bütün mevsimler.

Belki hava da siyasetçiler gibi ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremiyor. Bir o yana bir bu yana yalpalıyor, ikide bir değişiyor. Bir açılıyor, bir kapanıyor. Oysa neredeyse bütün gecelerin sabahında hava tamamen açık olur Ankara’da, sonra ne oluyorsa dışarıdan gelen bulutlar ediyor güzelim havanın içine. Bir türlü bırakmıyorlar ne havayı ne Ankara'yı kendi haline.

Belki bu nedenledir. Hiç kimse tamamen güvende hissetmez kendini Ankara’da. Herkes her an tetikte bekler, her an aniden çıkıp havanın içine eden kara bulutlar gibi, bir telefon, bir haber, bir istihbarat içine eder o güne dair bütün umutların. Bu nedenle Ankara’da herkesin planları esnektir, kesin ifadeler kullanılmaz. Buluşma saatleri bile kesin olarak belirtilmez. On dakikaya Kızılay’dayım diyemezsiniz, deseniz de bekleyen geleceğinizden tam olarak emin olamaz. Bir bomba ihbarı gelir ve bütün trafik altüst olur birdenbire, on dakikalık mesafeyi yarım saatte katedersiniz.

Devamlı bir yoğunluk vardır caddelerde. Ya bir siyasinin cenazesi vardır Kocatepe'de ya çevrecilerin ve sol grupların eylemi vardır Sakarya Caddesi'nde. Her an saniye her saniye eylemdedir Ankara sokakları. Sabah erken uyanan bir eylem yapar bu şehirde, ve her zaman eylem yapılmaya bir neden bulunur. Belediyeye kızanlar, hükümeti eleştirenler, orduya kızanlar, orduyu göreve çağıranlar, çevre sorunlarına dikkat çekmeye çalışanlar, köyüne baraj yapılmasına itiraz edenler hiç eksilmez sokaklardan.

O kadar farklı ve zıt  şeyler isterler ki çoğu zaman aynı anda farklı sokaklarda gösteri yapanlar. Hiç kimseyi tamamen dinleyemez Ankara’dakiler. Bir tarafın istediği yapılsa diğerininkine ters düşer. Bir grup memnun edilse diğerleri kızdırılır. Bu nedenle hiç kimsenin söylediklerine göre hareket etmez devlet. Hep orta yol aranır, çoğu zaman çözüm hiç bir tarafı tamamen tatmin etmez. Çözüm ne olursa olsun hep homurdanmalar duyulur sokaklardan. Nereye gitseniz bir homurdanma duyarsınız. Ne mecliste ne sokaklarda ne yukarıda ne aşağıda bir türlü kurtulamazsınız. Belki bundandır Ankara’da uzun süre yaşayan herkes önce kulaklarını seçici kullanmayı öğrenir.

Herkes seçicidir duyduklarında gördüklerinde. Bazı sesleri duymamayı öğrenemeyen herkesi dinlemeye anlamaya çalışan yaşayamaz bu şehirde. Siyaset bile böyledir Ankara’da. Kulağı biraz sağırdır çoğu siyasetçilerin, memurların ve hatta aydınların. Çoğu zaman yukarıdan bir yerlerden bir emir gelmedikçe ya da birinin başına bir taş düşmedikçe aşağıdan gelen sesler duyulmaz yukarıda.

Sonra susmayı öğrenmek gerekir Ankara’da. Sokaklardaki bağırtılara kulakları sağır olanların fısıltılardan haberi olur çünkü burada. Bağıranlardan korkulacak bir şey yoktur, onlar zaten bir niyetlerini ve kimliklerini belli etmişlerdir. Bir fotoğraf karesine sığar hepsinin resimleri, bir saatte bulunur soyları sopları isimleri. Ya fısıldaşanlar işte onlardan korkulur Ankara’da. Çünkü kimin ne konuştuğu değil ne sustuğu önemlidir bu şehirde.

Bu yüzden her taraf derin kulaklarla doludur. Her ağacın, her masanın, her çiçeğin, hatta her dostun arkasından bir derin kulak çıkabilir burada. Bir ağızdan çıkan iki kelime bin deftere kayıt edilebilir, yıllar sonra söyleyenin karşısına çıkabilir. Bu nedenle konuşmadan önce düşünmesi gerektiği telkin edilir her yeni gelene. Hep bir şeylerden korkulur burada.

Çünkü her zaman potansiyel tehdit altındadır Ankara. Hem içeride hem dışarıda hem dışarıda düşmanları vardır Ankara’nın. Babası ölmüş bir zengin çocuğuna benzer Ankara. Herkesin onun payına düşen malda gözü vardır. Aile içinden akrabaları, dışarıdan başkaları elinde kalan servete göz dikmiştir. Herkes bir oyun kurup çocuğun elindekileri almaya çalışır. Önce dostu görünen akrabaları sahip çıkar ona, birileri vasi tayin edilir. Çocuk ne zaman kendi malına mülküne sahip çıkmak istese vasileri izin vermez. Vasileri onun yerine karar alır, çocuk kendi malına sahip çıkacak olgunluğa erişmeden ondan kurtulmanın bir yolunu arar vasileri. Çocuk fakirlik çeker vasileri onun mal mülküyle günlerini gün ederler.

Düşe kalka da olsa zamanla büyür çocuk... Artık kendi öz malına sahip çıkmak ister. Kendi mülkü üzerinde tasarruf hakkını ister. Ama aradan geçen yıllar içinde onun malıyla saadet sürmeye o kadar alışmış, çocuğun malını o kadar sahiplenmiştir ki sahipleri mülkü gerçek sahibine vermeye bir türlü yanaşmazlar. Çocuk ne zaman çıksa karşılarına bir oyun çevirirler çok üstelerse güç kullanarak sustururlar.

Geçen zaman içinde herkes onların adamı olmuştur. Sağa sola bakar da hiç kimseye güvenemez, hep bir güvensizlik duygusu yaşar. Hep kaybetmekten korkar, paranoyak bir halde yaklaşır her şeye, ve herkese."

Ve Merasim sokakta yapılan bombalı saldırıdan sonra yazdığım bir Ankara şiirinden alıntıyla bitirelim.

"Son Kalemiz Ankara'mız

Ankara iki bin yıllık bir medeniyetin yetimidir

Viyana'nın Kosova’nın ve Küdüs'ün diyetidir

Tuna boylarındaki ordunun yaralı neferidir

Gazi milletimin Ankara son büyük seferidir

Sanma ki bu filmin Ankara son sahnesidir

Bizim duruşumuz da yürümek hamlesidir

Öyle bir millet ki yüz on iki devlet kurmuştur

Yıkılmamıştır da kahpeliklerden yorulmuştur

O yorgun milletimin Ankara nefeslenişidir

Ordunun yeni sefer için baharı bekleyişidir

Savaşta bile kural olur, masum cana kıyılmaz

Ankara bir fikirdir, kahpe bombalarla yıkılmaz........"

 

Şiir kaynak: http://www.antoloji.com/son-kalemiz-ankara-siiri/

Yazının kaynağı: NUH ÜSTÜN-CEMRE (Paradoks Yayınları, 2013, sayfa 1-2)..

http://www.idefix.com/kitap/cemre-nuh-ustun/tanim.asp?sid=R2858YO5U55YVEAT5CK1

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 180
Kayıt tarihi
: 26.10.15
 
 

ODTÜ  mezunu, bir şiir kitabı bir de romanı var. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster