Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '14

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
975
 

Bir Anneye Mektup

Bir Anneye Mektup
 

Anne ve çocuk


Dr. Med. Wılhelm Stekel’in ”Bir Anneye Mektuplar”ı; annenin gebeliğinden başlayarak doğan çocuğun ilk gençlik çağına kadar hem tıp hem psikoloji hem de eğitimi açısından izleyen, kıymetli öğütler ve düşünceler ileri süren, her eğitimci, her öğretmen, her kadın ve erkeğe gerekli olan bir yapıt.

Bir çocuğun eğitimi, eş seçiminde başlar. Sinirli çocuklar, uyumsuz eşlerin ürünüdür. Birbirlerini sevmeden, iyiyi tanımadan evlenenler, aynı yaşam tarzını, aynı görüşleri paylaşamazlar. Evliliğin temeli sevgi, sevişmektir. Bana göre böyle bir evlilik, yeniden doğuştur. Bu evlilikte sevgi, dallanır; tomurcuklanır, çiçek açar. Böyle bir evlilikten doğan çocuklar da sevgi çiçeğidir.

Eşlerin, ruhsal ve bedensel sağlıklı olmaları da ailede mutluluğun kapısını açar. :”Mutluluğu tatmanın tek çaresi onu paylaşmaktır.(Byron) “Mutluluğun değerini, onu kaybettikten sonra anlarız.”(Plautus)”Mutluluğun en güzel ölçüsü, sahip olduklarımızla, ne istediğimizi ayırt edebilmektir.(Dr.R. Carlson) “Mutlu olmak istiyorsanız başkalarının da mutluluğuna saygı göstermelisiniz.” (B.Russell)

Eşine, sevgi ve saygı gösterenler, mutluluğun denizinde yüzebilirler. Peki, günümüzde özellikle mutlu insanlar var mı? Böyle soru mu olur, diyeceksiniz. Kiminle konuşsanız, karısından ya da kocasından şikâyetçi. Kimi para ve başarı peşinde; kimi komşusunu kıskanır; başarılması olanaksız arzuların peşinde kendilerini yer, bitirirler. Kendileriyle de barışık olmadıklarından mutsuzdurlar. Kimileri de eşlerinden görmedikleri, tatmadıkları sevgiyi, çocuklarında bulabileceklerinin düşüyle sürdürürler yaşamlarını. Sevmek onunla oynamak için isterler çocuğu. Mutsuz kadınlar, çocuk olursa mutsuzluk girdaplarından kurtulacaklarını sanırlar. Böylece yaşamlarındaki boşluğun dolacağı sanısındadırlar. Aşk ve evlilikte umut kırıklığına uğrayan eşler, mutsuz evliliklerinin çocukla son bulacağı kanısındadırlar. Mutlu olabilirler mi? Bilinmezliklere yelken açarlar. Bana göre çocukların bizi mutlu etmesini bekliyoruz. Oysa çocukları mutlu yetiştirmek ailenin görevidir. Mutluğu bu görevi yerine getirerek bulabiliriz.

Bu durumda çocuktan çok şey beklemeyiniz. Ümitlerinizi hep ona bağlamayınız. Onun bir dâhi, olağanüstü bir çocuk, özelliklerine sahip bir varlık olacağını düşlemeyin.

Sevilen her kadın daha çok güzelleşir; tüm parlaklığıyla açan bir gonca gibi gözlerinin çevresinde nurdan bir hale dalgalanır, dudaklarında olağanüstü bir gülümseme belirir, Leonardo da Vinci’nin “Mona Lisatablosunda ebedileştirdiği resim gibi.

Sevgiyle beslenen anneler, ne demek istediğimi anladığınızı sanırım. Çocuğun eğitimi, hamileliğin ilk gününden başlar. Kanınız çocuğu besliyor, ruhsal gücünüz çocuğu etkiliyor; düşünüş ve duygularınız, çocuğa yansıyor.

Göreceksiniz ben, bu doğumu atlatamayacağım. Bunu, kesinlikle biliyorum!”düşüncesi, çoğu kadının tüm benliğini kuşatır. Ne var ki böyle bir kanıya kapılan kadınların tümü de doğumu başarıyla atlatır; kuruntularına kendileri de gülerler.

Ağrısız bir doğum, doğaya aykırıdır. Doğaya aykırı olan her şeyin sakıncaları vardır. Kimileri, ilaçlarla bayıltmanın yalnız bedene değil, ruhsal yaşamda da birtakım rahatsızlıklara neden olacağı görüşündedirler.

Freud’a göre, eğer doğuran kadın kocasını sevmiyorsa ya da ona karşı bir ilgi duymuyorsa kendilerini kurtaran doktora âşık olabilirler. Böyle kadınlar, kendi ıstıraplarını kocalarının da duymasını isterler.

Bir çocuğun eğitimi, doğumun ilk gününde başlar. Günümüzde bilinçli anneler ve babalar bu kuralı önemsemekte ve uygulamaya çalışmaktadır. Kimi aileler, çocuğu şımartır. Sanırlar ki çocuk konuşmaya başlayınca eğitilmesi kolaylaşır; söylenenleri anlar, davranışları olumlu yönde gelişir. Ne yazık ki bu aşamada, hataların düzeltilmesi zorlaştığı için aile şaşkına döner. Çoğu aile de çözümü, psikologlarda arar. En önemlisi,çocuk yatak odasına alınmamalıdır.

Romain Roland’ ın,jean-Christoph’unda büyük babanın gelinine söylediği şu sözler ne kadar yerindedir:”Çocuklar ağladıkları zaman onlara baş eğmeyiniz, ağlamaya bırakınız!”Fakat öyle anneler vardır ki ağlayan çocuğun üzerine deli gibi atılır, onu emzirirler ya da ağzına bir kuru meme verirler. Bu kuru meme vermek, çocuğa emme gibi bir huy edindirir; cinsel duyguları ağızla tatmin etmeğe alıştırır.

 

Yemek çocuk için zevk olmalıdır. Kimi aileler, yemeği zorunluluk durumuna sokuyorlar. Çocuk, her hangi bir nedenle az yerse onu azarlıyorlar. Ama tabağındaki yemeği yerse aferin alıyor çocuk. Bu zamanla çocuk için iyi ve kötü kavramları, yemeğe bağlı kalıyor. Oysa çocuk, herhangi bir yemekten hoşlanmayabilir. Hayır, ille de yemeği yiyecektir. Çünkü bunu doktor ya da komşu önermiştir. Çocuk, yemede direnerek annesini ve babasını cezalandırır, onlara sıkıntı verir. Kimi kez bu durum, dramatik bir sahne oluşturur. Anne ağlar, baba tehditler savurur. Nihayet çocuk hazretleri birkaç lokma yiyince herkes rahat nefes alır. Böylelikle çocuğun yemek yemesi, bir hastalık durumuna dönüşür.

Anotele France’ nin çok doğru bir sözü vardır:”Küçük çocuklar, tanınmamış dehalardır. Onlar, insanüstü kuvvetlere sahiptirler. Bu ilk hayat kudretleri, bu ruh heyecanları hiçbir şeyle kıyas edilemez.”Bunun için çok dikkatli olmak, çocuğa söyleyeceğimiz şeyleri iyice tasarlamak zorunluluğundayız. Sınırsız ricalar da azarlama kadar zararlı olabilir.

J.J.Rousseau, çocukların algılaması konusunda şöyle diyor:”Bir odaya ilk giren kediye dikkat ediniz, Kulaklarını diker, ortalığı dinler, gözetler, burnunu oynatarak etrafı koklar, bir saniye rahat duramaz. Her şeyi dikkatle gözden geçirip öğrenmeden eşyaya güvenmez. Çocuk da yürümeyi öğrendiği zaman –daha doğru bir deyişle-dış dünyayla iletişime geçtiği sırada böyledir. Köpeğin ve kedinin görme duyarlıkları hariç, aralarında bir fark vardır. Çocuk, incelemesini elleriyle, kedi duyarlı koku alma yetisiyle yapar. 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Diline sağlık Hüseyin Bey. Okunmaya değer bir yazı...

Abdülkadir Güler 
 11.05.2014 21:53
Cevap :
Değerli Meslektaşım, Bu kitabı yıllarca önce almıştım.Annelerin okumları dileğiyle. Saygılarımla.  16.05.2014 13:50
 

Eğitim ana karnından başlar, ölünceye kadar devam eder... Böyle güzel kitapları böyle güzel tanıtmaya devam et lütfen.

Erdal Ceyhan 
 11.05.2014 13:53
Cevap :
Değerli Kardeşim, Bu kitabı yıllarca önce almıştım.İlk torunumun doğumundan önce bir tane de alıp gelinime gönderdim.O torunm şimdi 12 yaşında.Oğlum çok okur; gelinimin okuyup okumadığını bilmiyorum.Okumuş olmasını dilerim.Her anne adayı,çocuğnu bedensel ve ruhsal bakımdan iyi yetiştirmek ister.O zaman bu kitabı alıp okumalı. Ben,yayıncı değilim,bu kitabın çevirisini de ben yapmadım.Maddi çıkarım yok. Anne,babaların okumalarının gelecek kuşakların sağlıklı yetişmeleri açısından yararlı olacağı düşüncesiyle "Anneler Günü" için yazdım.Selam ve saygılarımla.  16.05.2014 14:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 388
Toplam yorum
: 1296
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2430
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster