Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1150
 

Bir ateistin not defterinden

Bir ateistin not defterinden
 

 

Öleceğini bilerek yaşamak doğru değil. Bunun bir şekilde gizemli olması yaşamı anlamlı kılardı. Üstelik zamanı da aşağı yukarı belli. Bu yüzden hayatın hiç cazibesi yok. Yarın öleceğim diye bir paranoyam yok ama bir gün nasılsa öleceğimi düşündükçe de endişelerim artıyor.

Beni en çok delirten (kabul edilemez bulduğum) şey zamanında ölmüyoruz. Ne zaman öleceğin belli olmadığı için hayatın da belli olmuyor. Ne plan yapabiliyorsun ne de program. Doğduktan itibaren ölüm yolculuğu başlıyor; çünkü daha bebek yaşta ölenleri görüyorsun. Kul hatası olsa Ali’yi döversin, Veli’ye söversin ama Allah’ın emri deyince kolun dalın kırılıyor.

Ne konuşabiliyorsun, ne yazabiliyorsun; ne bu ya, öleceksek ölelim. Öbür tarafta zaten katran kazanları boş kalmış, bizi dört gözle bekliyorlar. Ahretçiler bir heves bir heves “ Öleceksiniz ya, ruzu mahşerde hesap vereceksiniz ya, o vakit göreceğiz sizi…” Görelim lan! Ya zaten cennet menet beklediğim yok, napayım cenneti. Lakin katran kazanına atılmak beni strese sokuyor. Korkup günah işlemesinler diye yaratanın öğüdüdür. Hiç Allah kulunu katran kazanına atar mı?

Bir kere ömür yapmak istediklerimiz için kısa. Tahsil bitti yaş 25. Ev ocak çoluk çocuk sahibi oldun etti 50. Gerisi de zaten belli. Ya da yaptıklarımız saçma. Koca ömrü doldurduğumuz şeylere bak. Bunun içinde kendimizi beden ve ruh olarak tepeden tırnağa değiştirebileceğimiz bir süreç olmalıydı örneğin. Beğenmiyorum kendimi! Arkam çıkık, önüm kakık. İnsan diyorlar ama başka şeylere de benziyorum. Lakin günaha da girmeyelim, hakkını yemeyelim Rabbimizin. Bebelere bakıyorum sümüklü mümüklü ama vücutları fit. Yani demem o ki fabrika ayarlarına geri dönebiliriz. Bu vücutlar Tanrının değil bizim yarattığımız vücutlar.

Dünyayı görmeden tanımadan ölüyoruz. Mesela her milletten bir sevgilimiz olmalıydı. Esmer çukulata, sarı çekik gözlü çiğdemler, Apaçi kızı, illa da urus Natalya. Tanrı bin bir nimet yaratmış ama benim tanıdığım tek nimet komşu kızı Nimet.Tanrımıza gidiyoruz ama görünen o ki ölümden sonrası karanlık. Biz Tanrı’nın çocuklarıyız, napalım yani dünyada yaramazlık yaptıysak. Çoğumuzunki misket kavgasıydı, katran kazanına atılmak da noluyor?

Öldükten sonra yok olmadığımızı söylediği için din hoşuma gidiyor; dinin kayda değer mesajı  ölümün son olmadığı. Dünyada her şey yok oluyor (değişmek de yok olmaktır) sadece yaratan ve biz kalıyoruz. Katranlık bir günahım yok ama yine de katran kazanı bende trip yaratıyor. Biz kul olarak şikâyetlerimizi dile getirelim ki yaratan belki duyar. Tanrı’nın olmadığı iddiasının cazibesi yok, varlığı daha anlamlı. Hatta yoksa bile lütfen olsun, onsuz yalnızım ve korkuyorum; Tanrı yoksa insanların varlığı anlamını yitiriyor zaten.

Tanrı’ya inanmanın bedeli olmamalı. Biz hepimiz işte bu nedenle dağlara kaçtık. Ayetlerin elinde kılıç olur mu? Yoksa Tanrı bu Tanrı, din bu din değil mi, biz her şeyi değiştirdik mi? Zaten bizde akıl var iken ayrıca kitap gönderilmesi de kafamı karıştırıyor. Bize verilenlerle yolumuzu bulamayacağımızı düşünemiyorum. Peygamber sadece tercüman belki de, Tanrı’nın dilinden anlamak kolay mı ki on bin yıl sonra bile hala soruyoruz. Bence dinin varlık sorunu hala çözülmemiş ki “kabulcü” lerin ibadetine katılmamakta haklıyız. Varlık sorununu çözdükten sonra ant olsun ki nemazımızı Tur dağında kılarız! Biz ateistiz ama olmayan Tanrıyı  bile severiz!

Vaktinden önce ölümlerin Tanrı’nın işi olmadığını artık idrak ettim; 3 yaşındaki çocuğu biz öldürüyoruz, Tanrı’da kitaba yazıyor; çoban kaybolan koyununun hesabını tutmayacak mı? Yine de ölümü sorgulamalıyız vaktinde olsa da. Ki ölümün vakti konusunda da sorun var, örnekler (ölümlerin çoğu 70–90 arasında oluyor oysa) insanları ikna etmiyor nedense. Bir de Tanrı eğlenceyi sevmiyor, dinde davul çalmak bile yasak; bu şekilde yaşamak anlamlı değilse bizler ya mutlu olamayıp Tanrı’ya yöneleceğiz ya da mutlu olup şeytana. Tanrı sanki din ile aramızda mücadele olmasını istiyor gibi,  yapamasın da günahkâr olsun, biz de cezalandıralım der gibi, yapamayacağımız, bünyemize aykırı şeyler (içimizde nefis var ve hâşâ sanki Tanrı kadar güçlü) isteniyor. Dinin sorunlarının henüz çözülmediğini düşünüyorum.

Bu yazı beni anlatıyor olabilir yine de inananlara karşı sevgi doluyum. Onlardan olsaydım onlara bu kadar yakın olamazdım. Benden bir inananın kılına zarar gelmez. Yüzlerinden tebessüm eksilmesin diye inanmadığım Tanrılarını bile yüceltirim; inanç denizinde kaybolmuş bir ateistim. Yolumu kaybetmedim, kabul dağlarını terk edip ruhunuzun yücelerine çıktığınızda yol olmadığını göreceksiniz. Sahi siz kabul ile samimi dindar olunabileceğine inanıyor musunuz? Gelin birlikte Tanrıyı arayalım, bulamasak bile gam değil, Tanrı kadar yüce olur döneriz. Ben Tanrıyı görmek istiyorum ve eğer varsa göreceğimi biliyorum; çünkü ben görmek için bakarım.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınız "ateistin not defteri" değil de, dini, tanrıyı kabul edip, dinin bazı inançlarına itiraz eden birinin düşünceleri gibi olmuş. ateistler zaten tanrının, ahiretin varlığına inanmazlar ki onları bazı insanların inandığı düşsel, hayali varsayımlar olarak kabul edip, gerçekliklerinin olmadığını düşünür, iddia ederler.

baki kılınç 
 27.05.2013 13:24
Cevap :
Başlıklar rastgele seçiliyor,biraz atmasyon...Az ilgili olsun yeter..Reklam olsun insanlar yazılarımı okusunlar diye çarpıcı başlık arayışındayım...İçerik önemli.  28.05.2013 18:39
 

Yazılarınız okuyorum bu arada bir çoğunada katılıyorum ancak Kerim bey şunu demek isterim ki çok fazla savunma ihtiyacındasınız bu da sizi bir yazar olarak farklı kılmıyor çünkü yorumlarınzıda saygının kokusu yoktur :)))

zehraaa 
 01.03.2013 8:35
Cevap :
Doğru söylüyorsunuz,yazılarımda bazen tepkinin dozunu kaçırıyorum.  02.03.2013 12:13
 

Kerim bey neden insanlar sizin gibi düşünmeyince ağır ithamlara kapılıyorsunuz.Bu dünyada tek bir insan yok tek bir düşünce duyguda yok.Bence söylediklerinizde daha yıkıcı olmak yerine düşüncelere saygılı olup daha insani yaklaşmanızı öneririm.Ancak o zaman sizinle farklı düşünen insanlarla diyaloğa girebilirsiniz.Ancak o zaman bilinç düzeyi açık sonuçlar sohbetler elde edebilirsiniz.Ha derseniz ki ben hep benim gibi düşünenlerle sohbete giricem,bu insanlar sadece yorum yazsın peki buyrun bu girdabınızda mutluluklar :))))

zehraaa 
 01.03.2013 8:32
Cevap :
Tarzımda,hal ve tavrımda biraz katılık var maalesef.Yetişme şeklimle ilgili olmalı.Aslında hiç öyle biri değilim. Selam ve saygılar sunuyorum hanımefendi.  02.03.2013 12:10
 

Herkesi sevmek önce insan olarak kimsenin dini, dili, bu sevginin önüne geçmemeli ancak o zaman hoşgörüyü yaşamlarımızda barındarabiliriz.Çok sevdiğim sözleri hayata duruşu insani olguları yüksek ateist olan dostum hep bana şunu anımsatır bizim aramızda din yada onun yaratıcıya inanmaması bir ayrım olaamz.Kimseyi yargılamamak ve sadece insanı değerlerde sevgilerde birleşmek ne güzel.Sevgilerimle

zehraaa 
 27.02.2013 8:20
Cevap :
Hoşgörü hayatın katilidir. Belli ki Mevlanacılar sizi de kandırmışlar.Yolunuz iziniz açık olsun.Herkesin hakkını verdiğiniz zaman hoşgörüye gerek kalmaz zaten. Sizin inandığınız o bitli sakallı dervişler haksızlığa karşı duracaklarına her şeyini kaybeden insanları teselli etmek için hoşgörü masalları okudular. Mevlananızın,Yunusunuzun devirlerindeki vahşetlerle ilgili söyledikleri tek söz yoktur.Mevlana insanlığa masal anlatacağına kelle koparanlara bir şeyler söyleseydi.Benim yazılarımı okumadan beni bilemezsiniz.  27.02.2013 19:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 5376
Toplam yorum
: 13894
Toplam mesaj
: 282
Ort. okunma sayısı
: 656
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster