Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '10

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
761
 

Bir babanın itirafları

Bir babanın itirafları
 

Bugün, çok değer verdiğim, güzide ve nezih bir insan olan sayın Cemal Hüseyin Çağlar beyin, gençlerimizle ilgili bir blog yazısını okudum. Kendisinin yazısına düşüncelerimi apar topar yorum adı altında naklettim ancak daha sonra bu konuyla ilgili bir yazı yazmanın daha iyi olacağı kanaatine vardım.

Konumuz yarının gençleri ve öbürgünün yetişkinleri olan çocuklarımız ve bizim onların genç olduklarında ve daha ileride yetişkin bir birey olduklarında, ayaklarının sağlam basmaları ve sağlam birer psikolojiye sahip olabilmeleri ve nihayet sonraki kuşakları sağlıklı bir şekilde yetiştirmeleri için neler yapabildiğimiz ve neler yapamadığımız.

Ben, Orhan Gencebay'ın dediği gibi, nacizane kendi kızımı ve ilişkimizi örnek vererek konuyu irdelemek istiyorum. Benim kızım 2, 5 yaşında. Büyüdükçe ve dili döndükçe, her çocuk gibi bıcırıklıklarını yapıyor. Çizgi filmleri biraz fazla seyrediyoruz. Mecburen çoğul olarak söylüyorum. Meşhur Kalyu, Çiftlik Hayvanları (Otis) ve Sünger Bop favorilerimiz arasında.

Kızım doğduktan sonra, belli bir süre aşağı yukarı son altı aya kadar, kendimi iş hayatıma o kadar çok verdim ki, kızımın maalesef ilk 2 yılını nasıl geçirdiğini kaçırdım. Bazen resimlerine bakıyorumda 6 aylıkken ve 9 aylıkken, unutmuşum. Eşime soruyorum, yahu bu kız bu kadar toplu muydu, hiç hatırlamıyorum diye. Tabiri caiz ise tosbanak gibi, ay parçası birşeydi. (birşeymiş) Allah herkesin çocuğun bağışlasın.

Kendi kendime sordum, ben yurt dışında gurbette mi çalıştım diye. Hayır çalışmamıştım. Sabah işe gitmiş, akşam eve gelmiştim. Tüm gayretim, maddi bakımdan daha iyi olup, kızıma (kendime göre) güzel bir gelecek bırakabilmekti amacım. İşten yorgun argın geldiğimde, eşim yemeği hazırlıyor, alel acele yemeği yiyip TV'nin karşısına geçip, çok değil bir saat falan öylece TV ye baktıktan sonra koltuğun üzerinde uzunca bir süredir sızıp kalmıştım. Tam iki yıl böyle geçmişti. Bazen çok nadir olarak hafta sonları kızıma, oda en fazla 15 dakika ayırıp, ondan sonra yine iş hayatının vermiş olduğu bitkinlikle ve gelecek kaygıları ve tasalarıyla tam 2 yıl geçti.

Bir gün eşime dedim ki, yahu bu kız dayılarını ve amcalarını sevdiği kadar beni sevmiyor galiba. Hiç beni gördüğünde, onları gördüğü gibi tepki vermiyor. Eşimde bana, sen ona ne verdin ki, ne istiyorsun diye yüzlerce ton ağırlığında bir cümle sarfetti. O cümle o kadar ağırıma gitmişti ki, beni derin derin düşünmeye sevk etti. Önceleri de diyordu, çocukla hiç ilgilenmiyorsun, onunla oynamıyorsun, senden ilgi alaka bekliyor diyordu. Benim de bir kulağımdan girip, bir kulağımdan çıkıyordu. Savunmam ise, sabahtan akşama kadar para kazanacağım diye canım çıkıyor, ben sizin için çalışıyorum, sen idare et, ben sonra arayı kapatırım deyip hep birşeyleri erteliyordum. Dedim ya, bu körlükle 2 yılın nasıl gittiğin hiç anlamadım. Sanki o iki yılın tekrarı vardı ve maç tekrarı gibi onu yaşayacaktım. Kızımı daha iki yaşından kaybetmeye başlamıştım. Ben ne dersem tersini söylemeye başladı.

Bir günde alış verişe çıkmıştık. Yıl başı yaklaşmıştı. Kızım renkli renkli noel baba mumluklarını görünce, onlara dokunmak için hamle yaptı. Bende dur kızım yapma dedim. Benim yaşımda birisi yanımıza yaklaştı. Yap kızım boşver al bak dedi. Bende adama baktım. Ya kırar mırar şimdi dedim. Adam gülerek bana şöyle dedi. Kırsın be kardeşim, boşver, benim böyle bir kızım olsa oooo dedi. Tabi o kadar da yüz verilmezdi ama, galiba haibe dur kızım, yapma kızım diyerek çocuğun etrafına daima sınırları çekiyordum farkında olmadan. Bunu anladım. Baktığı parça taş çatlasın 5, 00 TL lik birşeydi.

Halbu ki ben kızımı o kadar çok seviyordum ki, hala çok seviyorum. Onun saçının teline zarar gelse, her baba gibi gözüm görmez kimseyi. O geceleri uyurken çok yanına gitmişimdir ve dua etmişimdir. Onu rabbimin iyilerle karşılaştırması için, her iki dünyada iyilikler vermesi için, bunu eşimde bilmez, kimse bilmezdi. Şimdi siz biliyorsunuz. Öyle zannediyorum bunu her baba yapmıştır ve yapıyordur. Zannediyordum ki, parasal yönden güçlü olursam, çocuğumda mutlu olacak. Halbuki mutlu olacak olan benim. Çocuğum olmayacak ve kızımın ihtiyacı para değil, sevgi.

Öyle ya ben köy ilkokulunda okudum, sıvası olmayan duvarları olan binaların içinde okudum. Sonrasında Master yaptım. Özel okullarda okumadım. İnsanın içinde olmalı. İnsanın içine de sevgi o güzel erdemleri yerleştiriyor.

Sevgimizi nasıl göstereceğiz? Bunu biliyormuyuz? Bir çoğumuz kendi büyüklerinden böyle bir muamele görmemiştir. Onlarla ilgilenmek, onlarla konuşmak, çok fazla zarar görmeyeceğini bildiğiniz bazı hatalarında, hatalı davranışlarında, sadece uyarmak ve hatasının sonucunu görmesini sağlamak bence tamamen etrafına sınırlayıcı engeller koymaktan daha iyidir diye düşünüyorum. Çok da fazla korumacılık, onları pasif ve korkak bir birey haline getirecektir diye düşünüyorum. Yada tam tersi, asi bir birey.

Bazı şeyleri farketmeye başladıktan sonra, akşam eve geldiğimde hiçbir şeyle ilgilenmeden hemen elimi yüzümü yıkayıp bizimkiyle ilgilenmeye başladım. Kucağıma aldım, o gün neler yaptığını sordum, sonra omzuma aldım, gerçi şimdi alıştı hadi beni omzuna al diyor. Beraber boyamalar yaptık, eğri büğrü çizgiler çizmeye başladık, maymun resimleri, çiçek resimleri yapmaya başladık. Küçüklüğümde bana sünnet ediyesi olarak Almanya'dan gelen ve özene bezene sakladığım mızıkamı bile kızıma verdim ve şimdi düttürü leyla birşeyler çalıyor kendince ve mutlu oluyor, konser veriyor bize akşamları.

Evet sabahtan akşama kadar çalışıyorum onlar için, ailem için ama bunu bahane edipte artık kendimi ailemden uzaklaştırmıyorum. Kızımla aramız düzeldi. Artık dayılarıyla ve amcalarıyla bile benle oynadığı gibi oynamıyor. Onun istediği tek şey sevgimiz. Annesini ve babasını bir arada görmek. Bize sarılmak ve birazcık kaprisler yapmak. Bazen kapris işini biraz büyütüyor ama napalım baştan hatalı olduğumuz için, belli bir yaşa gelinceye kadar idare edeceğiz.

Birde şunu farkettim, çocuklar eğer yapmasını istemediğiniz bir konu hakkında ona, o anlasa da anlamasada, önem vererek ve değer vererek konuşursanız, makul karşılıyarak (çikolata hariç) söz dinliyorlar.

Sevgiyle büyüyen bir çocuk , sağlam karakterli bir genç olur. Her nekadar çevresel faktörlerden etkilense de, yine de aileden köken ve temel eğitim sağlam olursa, o gencinde yanlış yollara sapma olasılığı o kadar az olur kanaatindeyim. Çeliği sertleştirmek ve mukavemet vermek için su verilir. Bizim suyumuzda sevgidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Melih Togay; anneler; tüm kadınlar eğer talihsiz değillerse sevecendirler. Babaların hepsi için sevecendirler diyemem. Aile için, toplum için, insanlık için sevecen babalar çok büyük kazanımdır. Nerde sevecen bir baba görsem; "Ne güzel, bu aileden de sevgi armağanı çocuklar toplumumuza sunuluyor." diyorum ve çok seviniyorum, ziyadesiyle mutlu oluyorum.Sevecen babalar, tıpkı sizin yaptığınız gibi önce ailelerine hayırlı ve helalinden rızık kazanırlar.Bunun için adeta canlarını dişlerine katarlar.Tabi uyanık olmak lazım, uyanık yaşamak lazım ve hele de sevgiden ne mahrum kalmak ne de mahrum etmemek lazım.Sevgiyi ecdadımız töremizin merkezine almış,ama bugün için ne acı ki lime lime dökülmekteyiz.Milletimize güzel seferberlikler gerekli,hem de acilen...Komşudan, akrabadan, arkadaştan başlayarak toplumun her ferdinin yüreğine sevgi ekmek lazım. Bunu en baştan başlatıp toplumun tabanına yaymak şart.Yoksa gidiyoruz,bizi yakacak ateşe doğru...Sevgi ve hürmetlerimi yolluyorum sizlere

Cemal Hüseyin Çağlar 
 24.03.2010 15:48
Cevap :
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim sayın hocam.ellerinizden hürmetle öper sağlık ve mutluluklar dilerim.  25.03.2010 8:47
 

Merhaba Melih Bey, anlatımınız o kadar doğruki, biz veliler herşeyi vermekle çocuklarımızı sevmiş oluyoruz, aslında onlar bizden sadece sevgi bekliyorlar. Bende iki tane oğlan büyütüyorum ama onları her zaman bir birey olarak gördüm ve herşeyi onlarla paylaştım. Sizin dediğiniz gibi sevgiyle büyüyen bir çocuk kolay kolay yanlış yollara sapmaz ve sapmıyor. Umurım herkes bu yazınız çevresine yayarak güzel bir nesil yetişir. Elinize ve yüreğinize sağlık Melih bey...

SELVİ 
 17.03.2010 14:55
Cevap :
Allah tüm anne babaların evlatlarını kendilerine bağışlasın.Sevgiyle kalın.:)  18.03.2010 10:34
 

Hem seninle, hem de sensizlik işte bu kadar güzel anlatılabilirdi. Selamlar...

Mesut KARİP 
 16.03.2010 11:09
Cevap :
:))) Sizede selam olsun.  16.03.2010 16:27
 

Kutluyorum sizi, çok güzel bir özeleştiri yapmışsınız. Zararın neresinden dönersek kardır, değil mi? O kadar duygulandım ki yazınızı okuyunca, çünkü hayatta en önemli şey, çocuğumuzun büyüyüşünü kaçırmak ve yerine ne verilirse verilsin telafisi olmayacak bir şey ve siz bunu öyle güzel anlatmışsınız ki... Bu durumda olan nice babalar vardır eminim ve üzücü olan nice annelerde... Çocuklarımız ne giydiği ayakkabının markasının farkında, ne oturduğu evin güzel mi çirkin mi olduğunun... Parayla satın alınabilecek bir çok şeyi sonrada verebiliriz onlara ama eksik ilgiyi tamir etmek zor sonraları. Şanslısınız, kız çocukları babacıdır, sizi affetmesi kolay olmuştur:) ohoo eşinizin pabucu dama atılmıştır bide üstelik :) Sevgiler.

mea culpa 
 16.03.2010 0:36
Cevap :
Çok haklısınız , zararın neresinden dönülse kardır. Dediğim üzere maalesef kızımın büyüyüşünün 2 yılını kaçırdım.Ve maalesef telefisi yok o iki yılın. Başlangıçta geç kaldım diye çok korktum ancak belirttiğiniz gibi , çabuk affetti beni. Anneside bu durumdan memnun.:) Sevgiyle kalın.  16.03.2010 10:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 716
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1994 Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat bölümü mezunuyum. Aynı üniversitede Genel İktisat Polit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster