Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '12

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
3469
 

Bir başka cennet - Denizin dibindeki cennet "Kekova"

Bir başka cennet - Denizin dibindeki cennet "Kekova"
 

Kekova


Denizin dibindeki Cennet Kekova,
(Likyadilinde: Dolichiste)
Antalya ilinin Demre ilçesi yakınlarında Kale köy ve Üçağız açıklarındaki küçük, kayalık bir adadır.
Kaynaklara çoğu kez "Kakava" diye geçmiştir.
4.5 km²'lik yüz ölçümü olmakla birlikte bu adada kimse yaşamamaktadır.
Kekova; Üçağız (Teimiusa) ve Kale (Simena) köylerinin karşısında uzanan 7.4 km. uzunluk ve yaklaşık 500 m. genişliğinde ince uzun bir adadır.
Kekova adı son yıllardaki güncelliğinden dolayı turizm ve korumacılık alanlarında da sıkça kullanılır olmuş, Çayağzı'ndan (Andriake) yapılan tekne turları "Kekova Turu" olarak anılmaya başlamış, daha da önemlisi ada ve çevresindeki arkeolojik doğal koruma alanları "Kekova Sit Alanı" olarak adlandırılmıştır.
Bu çevrede bugün "Batık Kent" olarak adlandırılan adanın kuzeybatı kıyılarındaki kalıntılar en az İ.Ö. 5. yy.'dan beri ticari ve askeri üs olarak kullanılmış olan Kekova'nın en renkli köşesidir.
Tersane koyu ise hem yüzülebilecek tek yer hem de Bizans dönemine ait bazilika apsisi ile arkeolojik kalıntıların en yoğun olduğu alandır.
Üzerinde pansiyonlarve kafeler bulunan adaya teknelerle ulaşım sağlanmaktadı
r.

Enteresan bir yerden söz edeceğim bu gün sizlere. Kekova’dan…

Buranın garip bir hiyakesi var önce onu aktarmalıyım. İtalyan işgalinden sonra adanın hangi ülkeye ait olacağı tartışılmış.

Bu hatta bayağı bir sürede gündemi meşgul etmiş. Sonra yani 1932 yılında bir anlaşma ile Türkiye’ye bırakılmış.

Burası çok kıymetli bir yer, görülmeye değer bir yer, tarih burada, doğa inanılmaz cömert.

Huzur arıyorsanız buraya geleceksiniz, tarihe meraklıysanız burada olmalısınız. Vay canına demek istiyorsanız yeriniz burasıdır.

Şaşırmamak ne mümkün su altında bir şehir var ve siz onu su üstünden görebiliyorsunuz. Buranın bir adı da batık şehir… Altı cam olan teknelerle geziyorsunuz ve aşağıda balıkları gördüğünüz kadar Likya uygarlığından kalmış antik eserleri de izliyorsunuz…

Burası hakkında çok fazla bilgi yok. Araştırdıklarım hep aynı şeyleri yazıyordu. Ne yazıkki tam anlamı ile bilgi edinemedim. Gerçekten yazımın başında da söylediğim gibi enteresan bir yer. Şöyle özetleyebiliriz.

Antik kentler var burada.

İnsanları olmayan bir ada.

Antik şehirlerle iç içe yaşayan köylüler.

Tam bir akdeniz kasabası Kekova…

Demre – Kaş ilçesine bağlı Üçağız’ın merkezinde bir bölge…

Kekova adasıda kıyıya parelel uzanıyor…

Burada çok güzel yerler görüyorsunuz.

Şarap mahzenleri görüyorsunuz,

Lahitler,

Roma dönemi kilise kalıntıları,

Likya tipi kaya merazları,

Şarap mahzenleri,

Bir sürü antik kalıntılar…

Düşünsenize sizler buraları su altında olarak görüyorsunuz…

Bunları ya da bir kısmını…

Kekova şimdi sit alanı… 18 Haziran 1990 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından sit alanı ilan edilmiş.

Burada yüzme ve dalışlar için önceleri hükümet tarafından özel izin alınıyormuş. Sonra tarihi batık olanlar haricindeki yerler serbest bırakılmış.

Kekova 2.yüzyılda depremler sonucu su altında kalmış. Burası likya’nın çok önemli yerlerinden, ticaret merkezlerinden biriymiş.

Yazık olmuş.

Kekova Adası su altı arkeolojisi için de çok önemli bir yer.

Kuzey tarafında ikinci yüzyılda depremlerle yok olan antik Dolkisthe kentinden kalma batıklara yer - yer rastlanır.

Kekova, Bizansdöneminde yeniden kurulup gelişmiş fakat gelişmesi Arapistilaları yüzünden devam edememiştir.
En yüksek tepesi 188 m. karşısındaki anakara ile arasındaki kanal görünümündeki denizin derinliği ise 105 m.’dir.

Ada, hiçbir zaman karşısındaki iki küçük liman gibi kent özellikleri taşımamış, daha çok iki kenti perde gibi Akdeniz'e karşı koruyup denizcilerin sığınak, gemi inşaa ve onarım üssü olarak kullanılmıştır.

Yakınındaki batık kent olarak anılan köşede genellikle ana karaya oyulmuş yerleşim kalıntıları ve su içindeki temeller yer alırlar ki orijinal durumlarını canlandırmak için taşın yanında ahşap mimarinin de yoğun olarak kullanıldığını unutmamak gerekir.(alıntı)

Nazan Şara Şatana

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1544
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4568
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster