Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '09

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
611
 

Bir başka puslu geceden

Bir başka puslu geceden
 

Br başka puslu geceden/ ezgi umut


Gün henüz ağarmamıştı ki otobüs mola yerinde durdu. Sevinçle çay almaya koşuyoruz. Sonra da tesisin balkonlarında oturup birer sigara tellendireceğiz. Mis gibi bir hava ve uzaklarda ormanlar, tepede yıldızlar şıkır şıkır berrak mı berrak. Koltuklara çakılmışçasına yolculuk ederken hep bu anı düşlemişiz. Mola yerinde çay ve...

Garsonlar geliyor "Ne yazık ki sigara içemeyeceğimizi" kibarca haber ediyorlar. İşte balkonun eni dar olduğundan tek tarafı açık, 3 tarfı kapalı alan statüsüne girmesi gerekçelerini sıralıyorlar kibarca. Eh ne yapalım. Boynumuz kıldan ince. Çay kaşığı ile tabağını masada bırakıp kaptığımız bardaklarımızla dışarıya çıkıyoruz. O ne. Binanın ön yüzündeki veranda yani taşlık gibi bölümde göz gözü görmüyor.Nefes almakta zorlanıyoruz. Lanet olsun yahu. Demek ki biz farkında olmadan bu kadar dumanı yutuyormuşuz ve yutturuyormuşuz. Ah sigara tiryakileri ah... Kimileri öksürmeye başlıyor. Gökteki yıldızlar bile kaybolmuş dumandan, sis değil bu, duman cangılı. Biraz daha dikkatli bakınınca ben ve bir kaç yolcunun yaktığı sigaraların duman cangılının nedeni olayamayacağını kavrıyorum, yani uykum açılıyor. Sanki arka bölümdeki korulukta yangın çıkmış da tesisin çatısını yalayarak önümüze akıyor gibi. Ağır bir odun yanığı kokusu da gelince uyanıyorum.

Sonra olayı çözüyoruz. Ekmek ve pide fırını var mola tesisinde.Bu binlerce sigaranın, hatta milyonlarca milyarlarca sigaranın aynı anda aynı yerde yakılmasıyla dahi elde edilemeyecek duman cangılını bir ekmek fırını ne kadar rahatlıkla, aymaz bir rahatlıkla salıyor. Bu kapkara dumanlar sağlığa zararlı değil mi?

Sadece mola tesisinde mi?İstanbul da da adım başı odun yakan fırınlardan geçilmiyor. Oturduğumuz semtin bir bardağa konup da içilecek kadar güzel havası artık yazın evlerindeki sobalarda lastik yakanlar azaldığı sırada bile sık sık bu fırınlardan çıkan boğucu isli dumanlarla ya da çöpçülerin yol kenarında anız gibi yaktıkları çöplerden özellikle araba lastikleri, plastik elyaflı koltuk ve çöpe atılmış plastik malzemeden yanma sırasında çıkan zehirli gazlarla kirletiliyor. Bunlara kimsenin sesi çıkmıyor.Köyleri kentleştirme projesi tam da ters yönde oluşageliyor bu büyük kent, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'da. Anız yakmalar burada, odunlu saç sobalar da burada...

Sigara konusundaki yasak koyan hükümet, insan sağlığına ve doğayı korumaya gerçek anlamda önem veriyorsa eğer, o zaman, ne kentlerde çöp dağlarını tutuşturan çöpçüler olurdu ne de odun yakan ekmek fırınlarına ruhsat verilirdi, ne de termik santrallerden yayılan kül ve kükürtün doğayı ve insanları hasta etmesine izin verilirdi. Hatta doğal gaz borularının geçtiği bölgelerde olan konut ve işyerleri yani her kim ısınmak istiyorduysa, doğal gaza abone olması için ek önlemler alınırdı. Artık yeşil kart mı verirler yoksa gıda bankacılığı yoluyla gaz mı tahsis ederler bilemeyeceğim. Bu konuda maharetli uygulamaları bu hükümetten başka kim bilebilir?

Eve gidince bu sigara ve diğer dumanlılar hakkında bir yazı hazırlayayım bloğuma diyorum.Sonra güzel bir İnternet sörfüne başlamışken Bandırma 'da ithal kömür ile çalıştırılacak bir termoelektrik santralin haberini okuyorum. Yabancı değilmiş kuracak kişiler. Bir önceki kabineden bir bakan beyin oğlu imişler. Bu konuda yazarının Bandırma'yı düşünen, seven birisi olduğunu açıkça görebileceğiniz yazısının linkini de ekleyeceğim. Detaylar orada. Bandırma'nın bir başka köyünde de kanser vakalarının artması gübre fabrikasından filtrelenmeden yayılmasına izin verilen gazlara bağlanıyor. "Kırmızı köy" yazın face book da başka bir duyarlı ve bilinçli yazıyı okumak isterseniz. İş vereceğiz aş vereceğiz vaatleri ile ellerinden arazileri yok pahasına toplanan insanların nasıl da kanser belasına tutularak sapır sapır döküldüklerinin hüzünlü anlatısını okumak için.

Anlayamadığım bir başka konu da sanayide "tornavida sıkma sanayii" diyorlar ki montaj sanayiinin yeni moda adı, , sözün kısası,üretim tabanlı bir atılım yok, hep hizmet sektörü başat giderken, ve yurdun dört bir yanı doğalgaz ağları ile örülürken, kömürle çalışan enerji santraline ne gerek var yani termik santrale ne gerek var ya da nükleer santrale. Yoksa bir zamanlar sanırım İranla mı olmuştu hani kullanmadığımız halde parasını vermek için mi yaptık onca doğal gaz anlaşmalarını diyesim geliyor da diyemiyorum. Sanayi inişte, fabrikalar zorunlu tatilde, onca doğal gaz borusu hizmet sektörü veren büroları ısıtmak için mi onca anlaşmalar yapıldı.

Burası bir güneş ülkesi değil mi? Neden güneş enerjisini depolama yolları yöntemleri geliştirilmiyor da ille de yurt dışından gelen ve enerji değeri düşük ve külünde tozunda ne olduğu belirsiz ki çok tehlikeli nükleer atıklar bile olabilir, kömürlere muhtaç bırakılıyoruz. Neden fabrikaların filtresiz bacalar kullanarak çalışmasına izin veriliyor.

Bilirsiniz bir de trafik istasyonlarında araba egzos gazları ölçümü yapılır. Madem böyle bir ölçüm var o zaman egzosundan siyah ve gri dumanlar atan araçların da olmaması gerekiyor değil mi teorik olarak. Ama sadece otobüs duraklarında bekleyin bir yarım saat ve kaç tane araç evet ya, yağlı mavi-gri dumanlarını sala sala kaç araç geçtiğini gördüğünüzde siz bile şaşıracaksınız.

Elektostatik Çökeltme diye arama yapaken, bu sözcüklerin geçtiği bir blog çıktı Google ' da hem de MB'den. Nasıl sevindim bilseniz. Sahibine teşekkür ederim acaba kim derken bir de ne göreyim. 2 yıl önce yeni bir yıla başlamadan önce yazdığım Bir Puslu GECE adlı blogummuş aramalarda Google 'a takılan.
.
Ondokuzuncu yüzyılda keşf edilen ve yirminci yüzyılın başlarında, kömür yakılması sonucu oluşan kükürt dioksit gazının zararlı etkilerinden Kaliforniya bağlarını bahçelerini korumak için verilen çabalar sonucu ticarileştiren bu filtreleme olayını uygulayan, memleketimizde kaç termik santral ya da fabrika var? Ekmek fabrikaları da dahildir soruma. Sanırım sadece mühendislik mekteplerinde okutulan ve pratikle ilgili pek fazla bilgi içermeden karmaşık teorik hesaplarla şöylece bir varlığından öğrencilerin haberdar edildiği sistemler olarak kalacak bu elektrostatik çökeltme ile çalışan baca düzenekleri.

Şimdi sonuna kadar okuma sabrını gösteren okuruma bir sorum olacak. Acaba bu sigara yasağı, iş yerlerinde iş kaybını engelleme yönünde amaçlanmış bir yasak olabilir mi? Yani kapitalizmin öyle durduk yerde kendisini vurması için çok daha büyük getirilere gözünü dikmiş olması gerekiyor gibi geldi de. Eh hem sigarayı bırakan çalışan ücretine zam da yapılmış gibi hissedecektir,öksürük, aksırık, bronşit ve sigara molaları kaynaklı hem de iş kaybı vs önlenecektir. Yok öyle 20 dakikada bir filan yak bir sigaralar. Gidip ağaç diplerinde duvar kenarlarında sersefil içilecek sigaralar. Hala bi umudum var kardeşler. Alınan önlemlerle gariban emeklilerin yaşamlarının ne kadar uzadığını anlayacak olurlarsa, sigara yasağı emekliler için delebilecek yasalar çıkarılması da dünya genelinde olası gibi görünmekte. Ne dersiniz kardeşler...
ezgi umut 2009 8 19

İki yıl önce yazdığım diğer puslu bloğumu; "BİR PUSLU GECE " bloğumu okumak isteyenler için link:

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=82878


http://www.bandirma.in/bandirma-haberleri/komurlu-termik-santral-olduruyor.html


<ımg border="0" alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/Banner/bbog_40tl.gif" width="300" height="60">


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1330
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster