Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
150
 

Bir Bayrağın özgül ağırlığı...

Bir Bayrağın özgül ağırlığı...
 

ŞEHİT SANCAKTAR MEHMETÇİK ANITI


Bu sabah (13 Haziran 2014), Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın basın mensuplarıyla yaptığı kahvaltılı sohbet toplantısını televizyonda izledim. Arınç'ın verdiği yanıtlara bazen gülümsedim, çoğunlukla sinirlenip söylendim fakat sonuna kadar dayandım.

Arınç, genelde malumun ilanını yaptı. Yani o ana kadar bildiklerimizi tekrarladı. Bu yazıyı yazarken rehin alınan konsolosluk görevlileri ve kamyon şoförlerimiz halen teröristlerin elindeydi. Rehineler sonunda serbest kalırlar ama, ya ülkemizin ve bayrağımızın itibarı?

Toplantıda bir gazetecinin sorduğu soruya, Arınç'ın verdiği bir yanıt var ki, bence ayrıntılarıyla incelenmeli ve satır aralarında kaybolmasına izin verilmemeli. Soru şuydu:

"Konsoloslukta görevli özel harekatçı polisler neden hiç mermi atmadan, konsolosluğu teslim ettiler?"

Soru basit ve netti. Arınç yutkundu, biraz düşündü ve şunları söyledi:

"Konsolosluğu, ellerinde silahlar olan bin kadar militan sarmıştı. İçeride sadece 30 kadar polisimiz vardı. Binada kadın ve çocuklar da bulunuyordu. Bu yüzden çatışma çıkarılamazdı. Kurşun atmadan teslim oldular demek yanlış. Çünkü polisimizin kahramanlığını Mogadişu'da görecektiniz (Somali; Bir polisimiz şehit olmuş, iki saldırgan öldürülmüştü, 27 Temmuz 2013). O gün 15-20 terörist saldırmıştı. 30 polis konsolosluğu kahramanca savunmuştu..."

Yani sayıca daha az gelselerdi, konsolosluğu kahramanca savunurduk dedi. Konuya yüzeysel ve sadece sayısal anlamda bakınca Arınç haklı gibi gözükebilir ama işin aslı öyle değil. Orada önemli olan sayı değil, dalgalanan bayrağın özgül ağırlığıdır. Sen öyle bir devlet, öyle bir hükümet olacaksın ki; karşıdan gönderde dalgalanan Türk Bayrağını gören adam kim olursa olsun, durmalı. Sonunu hesaplamalı ve düşünmeli:

'Ben buraya zarar verirsem, Türkiye Devleti bunun hesabını benden sorar. Burnumdan fitil fitil getirir' demeli ve yolunu değiştirmeli. Aynen zamanında Kıbrıs'ta olduğu gibi. Otuz yıldır herhangi bir Rum, Türk Bayrağını gönderden indirmeyi deneyebiliyor mu?

Mutlaka görmüşsünüzdür, Hollywood aksiyon filmlerinde sık kullanılan bir mizansendir:

"Filmin Amerikalı kahramanı, Afrika'da balta girmemiş bir ormanda veya Ortadoğu'da bir çölde, ya da Pasifik'te ıssız bir adada yerel güçler tarafından kaçırılır veya göz altına alınır. Amerikalı yerel güçlere, 'Bana dokunamazsınız, ben Amerikan vatandaşıyım!' der. Buna rağmen tutuklansa bile arkadaşlarından biri (çoğunlukla sarışın kız arkadaşı) Amerikan Konsolosluğuna haber ulaştırır. Ve mutlu son: Amerikan devleti, operasyon yaparak veya takas yaparak ya da rüşvet vererek ama bir şekilde filmin kahramanını kurtarır ve Amerika'ya düşman olanları öldürür..."

Burada hem Amerikan ve hem de dünya kamuoyuna mesajlar vardır:

"Benim için çalışırsan seni asla bırakmam."

"Ya benim için çalış, ya da benim adamıma dokunma. Dokunursan sonuçlarına katlanırsın."

Tekrar Bülent Arınç'ın söylediklerine dönersek: Kapınıza bin silahlı dayandı diye, vatan toprağı (konsolosluk binası) ve bayrak terk edilmez. Ya da terk edilmezdi.

Büyük devletseniz eğer,  o bin kişi oraya saldıramazdı.

Subayınızın başına çuval geçirmeyi hiç kimse düşünemezdi.

İçinde yaklaşık iki bin askerin görev yaptığı söylenen bir üsse, 1 (yazıyla: bir) kişi girip bayrağınızı indiremezdi. Eğer bayrağınızın özgül ağırlığını (caydırıcılığını) koruyabilseydiniz. Yoksa bayrağın sadece fiziksel ağırlığı ile ilgilenirseniz, bir şey elde edemezsiniz. Çünkü büyüklüklerine bağlı olarak fiziksel ağırlıkları tüm bayrakların aşağı yukarı aynıdır.

Bayrağınızın caydırıcılığını, aile fotoğrafı çekilmeden önce yere konulan minyatür işareti cebinize koymakla sağlayamazsınız. O şekilde dünya lideri olmanız imkânsızdır.

Büyük devletler ikide birde, 'gücümüzü test etmeğe kalkmayın' demez. Gereğini yapar!

Çünkü; Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır.

Uğruna dökülmüş veya dökülecek kanlar, o bayrağın özgül ağırlığını yani caydırıcılığını oluşturur. Bayrağınız; dalgalandığı yerde dosta güven, düşmana korku vermiyorsa, devlet olarak iç ve dış politikalarınızı gözden geçirme zamanınız gelmiş de geçiyor demektir.

Sonuç olarak, İsmet İnönü'nün son yazımda da kullandığım şu cümlesini tekrar hatırlatıyorum:

Bayrağınızı savunamazsanız hiçbir ulusal mücadeleyi kazanamazsınız...

İZMİR, 13 Haziran 2014. 

Cemile Torun, NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet Sayın Yazarım "Bayrakları Bayrak yapan üstündeki kandır.Toprak, eyer uğrunda ölen varsa vatandır." Türk Milletini temsil eden oradaki Konsolos ve görevliler bir kurşun atmadan nasıl teslim olurlar anlamıyorum.Birilerinin konuşmasına şaşırdım,üzüldüm , canım acıdı.Selamlar, saygılar. Bu vesile ile Babalar gününüzü kutlar sağlık ve mutluluklar dilerim.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 14.06.2014 15:47
Cevap :
Saygılar bizden Nahide Hanım. Gerçekten içimiz acıyor. Teşekkürler  14.06.2014 21:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 159
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1268
Kayıt tarihi
: 19.06.12
 
 

1963 yılında Balıkesir'in şirin ilçesi Erdek'te doğdum. Yüksek lisans eğitimimi Dokuz Eylül Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster