Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '18

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
37
 

Bir Bilim Kurgu Romanından / Uluğ Bey - Yıldızlara Doğru 1.Bölüm

Ganimid Savaşçıları benim 2002'de BKY'den  yayınlanan bilim kurgu romanım. Bugüne kadar bilgisayara geçilmediği için örnekler veremediğim romanımdan yenilediğim 1.Bölümü Bilim-kurgu severlerin beğenisine sunuyorum. 2002'den bugüne kadar üzerinde çok şey söylenip yazılan ve hatta doktora tezlerine konu olan romandan zaman zaman paylaşımlar yapacağım..

.....................

Semerkant Sultanı Uluğ Bey bu gece çok dertliydi. Bütün gün rasathaneden çıkmamış, geceyi burada geçirmeye karar vermişti. Durup dinlenmeden geliştirmeye çalıştığı rub’u daire nihayet Ayasofya kubbesinin muhteşemliğine erişmişti. Böylece, yıldızların yüksekliğini daha kolay hesap edebilecek ve yeni hazırlamaya başladığı “Uluğ Bey Zicini” bitirebilecekti.

Rasathane yöneticisi Kadızade Rumi’yi evine göndermiş, yıldızlı göğün altında dertleriyle, düşünceleriyle baş başa kalmıştı. Geceler..Bol yıldızlı Semerkant geceleri..Bir kurşun ağırlığıyla Uluğ Bey’in gözlerini zorluyordu ama onu çalışmaktan vazgeçiremiyordu. Yarı geceden hemen sonra iyice yorulunca, bitkin vücudunu duvar dibindeki sedire bıraktı.Gözlerini bir bile kırpmadan, altın yaldızlı bir kitabın sayfaları gibi önüne serilmiş olan yıldızlı semayı seyre başladı. Bakışları kuzeyden güneye uzanan Samanyolu’nu baştan başa tarıyor, yıldız kümelerini sanki ilk defa görüyormuş gibi tek tek gözden geçiriyordu. Akrep, Terazi, Başak, Yay ve Aslan burçları birer birer geride kalıyor ve bu yıldız resmigeçidi biteviye devam ediyordu.

 

Semerkant'ta Uluğ Bey Rasathanesi        

Yıldızları seyretmek Emir Timur’un yanında geçen çocukluğundan beri en büyük zevkiydi. Semerkant Sultanı Uluğ Bey; artık rasathaneye çıkarak yıldızları seyretmeye, sayıp dökmeye dayanamıyordu. Çağının en büyük astronomu olarak artık bununla iktifa edemezdi. O,etrafında örülü kozayı kırmak ve gök kubbeyi yırtarak yıldızlara gitmek istiyordu. Devrin Semerkant’ı için bile bu fikir bir çılgınlık olabilirdi ama Uluğ Bey dertlerine, tutkularına bir gem vuramıyordu. Aylar boyunca düşünmüş, deneyler, araştırmalar yapmıştı. İşin bütün sırrının yer çekimini yenmekte olduğunu çoktan keşfetmişti. Hatta bunun için akıl almaz bir güç ve hız gerektiğini de..Fakat gök kubbeyi yırtıp, fezaya çıkacak kadar güçlü ve hızlı hiçbir şey yapılamaz diye not tutmuştu defterine. Bütün bu çalışmalarını not ettiği özel defteri giderek kalınlaşırken dertleri de büyüyordu. Yıldızlara gidememek, onları sadece seyretmek ve sayıp dökmekle yetinmek Uluğ Bey’i kahrediyordu. Belki yüzyıllarca sonra fezaya gidilebilecekti ama bu gidenlerden birinin “Gökyüzü aşığı” Uluğ Bey olmaması ne kader elem vericiydi. Birgün bu düşüncelerini Kadızade Rumi’ye de açmıştı. İlmi kariyeri çok yüksek olan Kadızade; üstadının bu düşüncelerini asla bir çılgınlık addetmemişti. Aksine oturmuşlar, bütün ihtimalleri ciddi ciddi tartışmışlardı.

Her şeye rağmen Uluğ Bey’in derdi azalmıyor, giderek büyüyordu. Zamanla Semerkant’ın en yüksek yapısı olan rasathaneye de sığamaz oldu. Tek başına yüksek tepelere ve dağlara çıkarak yıldızlara daha da yaklaşmak istiyordu. Hele bir akşam dert ortağı, sırdaşı defterini yanına alarak atına atladı ve yakınlardaki yüksek bir dağa doğru yola çıktı. Sonunda dağın zirvesine yakın bir yere vardığı zaman atı yanında yoktu. Çünkü hayvancağız ikide bir tökezlemiş ve daha yukarı gidememişti.

Uluğ Bey şimdi sırtüstü yatmış, gökyüzünün muhteşemliğini seyre dalmıştı. Kurda kuşa, börtüye böceğe boş vermişti. Gecenin karanlığında bu ıssız dağ başında hiç olmadığı kadar kendisiyle ve yıldızlarıyla birlikteydi. Bir ara bu tutkusu o kadar kabına sığmaz oldu ki sağdan soldan bulduğu odunlarla bir ateş yaktı.Sonra da alev alev yanan odunları birer birer gökyüzüne savurmaya başladı.Bir yandan da gırtlağının bütün gücüyle:

-Bekleyin beni..Bekleyin..diye haykırıyordu.

 -Bir gün geleceğim size. Benim kanımı taşıyan torunlarımla geleceğim.

Gökyüzüne savrulan alevli odunlar yıldız yıldız dağılarak yere döküldü ve Uluğ Bey tıpkı geldiği gibi dağdan inip Semerkant’a döndü. Nedendir bilinmez, o günden sonra birdenbire küllenen tutkusunu içine gömdü. Son bir haykırışla noktaladığı defterini de bir köşeye attı. Yüzyıllarca varlığı bilinen ama kayıp olan bu defter bir gün bulundu ve bulunmasıyla birlikte de Türk Dünyası’nda bir heyecan dalgasına yol açtı.

 ***

 Japonların yardımıyla uzay teknolojisinde hatırı sayılır bir bilgi birikimi elde eden Türkiye öncülüğündeki Türk Dünyası için Güneş Sistemi’ne açılmak artık şart olmuştu. Uluğ Bey’in 600 yıllık rüyası ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmeliydi. Gerçi Türkiye’deki Karapınar ve Kazakistan’da ki Baykonur üslerinden uzaya başarılı uçuşlar yapılmıştı ama bunlar Uluğ Bey’in altı asırlık rüyası yanında hiç kalırdı. Ay ve Mars’ı kolonileştirdikten sonra gözlerini diğer gezegenlere diken Batılıların Galaksi Birliği’yle (Amerikan NASA ve Avrupa Birliği ESA’nın birleşmesinden oluşmuştu) yarışacak iddialı bir proje gerekiyordu. Böyle bir projeyi gerçek yapmak için hummalı bir çalışma başlatıldı. Uluğ Bey’in vatanı Semerkant yakınlarında kurulan Kurgan Uzay üssünde ilk olarak süper bir hedef belirlenmişti: Jupiter’in uydusu Ganimid’e gidilecek ve orada büyük bir üs kurulacaktı. Üzerinde bol miktarda su kaynakları keşfedileberi, insanoğluna geniş hayat imkânları tanıyan bu gezegen Türk Dünyası adına kolonize edilecekti. Bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için her şeyden önce büyük bir uzay gemisi inşa edilmeliydi. Öyle bir uzay gemisi ki, hem Ganimid’e çok sayıda personel ve malzeme götürecek, hem de gerektiğinde kendini koruma kapasitesine sahip olacaktı. İkincisi Ganimid’in zorlu atmosfer ve yüzey şartlarına uyum sağlayabilecek insan, robot ve malzeme gücünün seçimi büyük önem taşıyordu.

Derken İzmir’den Astana’ya kadar sayısız fabrika, sipariş verilen malzemeleri üretmeye başladı. Üretilen malzemeler hızla Kurgan Üssü’ne taşınırken, Uluğ Bey adındaki dev uzay gemisinin de inşasına başlandı. Aynı sıralarda da gemi mürettebati ve Ganimid’de yaşamaya başlayacak personel de titizlikle seçilmiş, nihai eğitim için peyderpey Kurgan’a sevkedilmeye başlanmıştı. Kurulacak Ganimid Üssü komutanlığına tayin edilen General Erkin Atahan Semerkantlıydı. Yardımcılığına da Bursalı Albay Mehmet Gökçeri getirilmişti.Tıpkı 600 önceki Uluğ Bey ve yardımcısı Bursalı Kadızade Rumi gibi..

 

Yıldızlara Doğru- 2070'ler...

Nihayet Uzay Gemisi Uluğ Bey tamamlandı ve ilk test uçuşu için Ay’a kadar başarıyla gidip geldi. Şimdi sıra geminin büyük seferi için geri sayım startının verilmesindeydi. Nitekim hiç eskimeyen uzay geleneğinin başlamasıyla birlikte Kurgan üssü kurulmuş bir saat gibi harekete geçti. Bir yandan Ganimid’e gönderilecek sterilize edilen malzeme gemiye yüklenirken, bir yandan da Ganimid üssü personeli yavaş yavaş içeri alınmaya başlandı. En son olarak da gemi mürettebatı yerini aldı ve Uluğ Bey’i kalkış için hazırlamaya başladılar. Geri sayımın tek rakamlara inmesiyle bütün Türk dünyasında nefesler tutulmuş, kalpler Uluğ Bey için çarpar olmuştu. Nihayet o dört gözle beklenen sıfır komutunun verilmiş ve dev uzay gemisi bulunduğu sahayı ateş ve dumana boğarak göğe yükselmeye başlamıştı. Bu sırada ta Bosna’dan Urumçi’ye kadar kadar her yerde şenlik yapılıyordu. Türk dünyasının medarı iftiharı Uluğ Bey yola çıkmıştı.

Yolculuk çok heyecanlı başlamıştı ve aynı minval üzere devam ediyordu. Çünkü Ganimid’e gönderilen Personelin hemen hemen tamamı daha önce uzaya hiç gitmemişti. Bu yüzden “Mavi gezegenin” gittikçe küçülen muhteşem manzarasını, simsiyah uzayın ürküntü veren görüntüsünü ve hızla yaklaşan Ay’ın donuk parıltısını büyülenmiş gibi seyrediyorlardı. Ancak Uluğ Bey Ay’ı da geride bırakınca sıvı yakıtla çalışan motorlar uzaya bırakıldı ve güçlü iyon plazma motorlar faaliyete geçirildi. Aynı anda da hızdaki ivme müthiş bir şekilde artarak kısa bir süre sonra saatte bir milyon km.ye ulaşmıştı.Daha önce her taraftan işitilen motor gürültüleri duyulmaz olmuş, Uluğ Bey şimdi olabildiğince sessiz ama akılalmaz bir hızla Jupiter’e doğru yol almaya başlamıştı.

Böylece ta kalkıştan beri bir gölge gibi Uluğ Bey’i izleyen Galaksi Birliği mekikleri bu erişilmez hıza ayak uyduramıyarak çok gerilerde kalmışlardı. Erken nal toplamanın verdiği kızgınlıkla Mars’ta bulunan üsleri Port Lowell’ı hemen alarma geçirmişlerdi. Ancak Uluğ Bey kızıl gezegenin oldukça uzağından geçmiş ve yolculuğunun yirmi beşinci gününde Jupiter yörüngesine girmişti. Yüzeyinde hızı bin km.ye ulaşan fırtınalar esen bu dev gaz kürenin yörüngesinden çıkmak bire hayli zahmetli oldu. Çünkü gezegenin koca cüssesi müthiş bir çekim etkisi meydana getiriyordu. Ancak Uluğ Bey motorlarını son takatine kadar zorlayarak yörüngeden çıkmayı başardı. Bir dizi karmaşık manevradan sonra Ganimid’e yol verildi.

 

 Jupiter'in Ganimid Uydusu- Ortalama Dünya büyüklüğündedir             

Kısa bir süre sonra açık kahverengiye çalar rengiyle Ganimid iyice belirginleşmişti. Güneş Sisteminin bu en büyük uydusu, yüzeyindeki geniş buz tabakalarıyla nasıl da muhteşem görünüyordu. Uluğ Bey yörüngeye girer girmez, gezegenin yüzeyi detaylı bir şekilde taranmaya başlandı. Gerçi iniş yapılacak yer daha önce tespit edilmişti ama uzayın bilinmezlerinin neler getireceği tahmin edilemezdi. Mesela tespit edilen yere dev bir göktaşı çarpmış olabilirdi. Herhangi bir problem olmadığı görülünce de Uluğ Bey inişe geçti ve sonunda dev bir kartal gibi yüzeye kondu. Bulundukları bölge yer yer buzlarla kaplı, güz alabildiğine uzanan düz bir araziydi. Dışarıda hiçbir hayat belirtisi göze çarpmıyordu ama kesin bir araştırma yapılmadan kimse dışarı bırakılmazdı. Bu yüzden birkaç araştırma mekiği gemiden ayrılarak çevreyi taramaya başladı. Birkaç saat sonra gelen raporlar olumluydu. Çevre tamamen güvenli ve her bakımdan temizdi.

Derken General Erkin Atahan’ın emriyle Ganimid üssünü inşa edecek ekipler bir bir Uluğ Bey’i terk etmeye başladılar. Bu arada malzemeler çoktan araçlara yüklenmiş ve gemiden dışarı çıkarılmıştı.

İlk kurulan tesis, derin yeraltı buz tabakalarından su ve oksijen el de edecek bir fabrika oldu. Ardından yolculuk esnasında yapılan bir ankette ismi belirlenen “Ergenekon Üssü” kurulmaya başlandı.

***

Artık Ganimid’de yapacak bir işi kalmayan Uluğ Bey, gezegendeki zorlu şartlara dayanamayıp kötü bir şekilde rahatsızlanan birkaç kişiyi de alarak dünyaya doğru yola çıkarken, Ergenekon Üssü’nün çekirdeği hemen hemen tamamlanmıştı. Önce insanların gezegende uzay elbisesi olmadan rahat tahat dolaşacağı, güneşin öldürücü radrasyonundan güvende olacağı dev bir cam kubbe yapılmış, oksijen ve su bağlantıları tamamlanmış, ardından da gerekli tesisler, yönetim binaları ve lojmanlar tek tek inşa edilmişti. Küçük şehirde misafirler için bir otel, alışveriş merkezi, Sinan tarzında küçük bir cami ve hatta havuzlu bir park bile yapılmıştı.  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 296
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 430
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster