Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
483
 

Bir blog yazarı yazdıklarıyla neler yapabilir?

14 yaşından beridir yazan, 24 yaşından beridir her gün yazan, 34 yaşından beri bir tek satırı atılmayacak metinler yazan 51 yaşında biri olarak, tüm yaşamı olduğu gibi, yazmayı çok ciddiye alan biriyim.  

Bu nedenle ‘hobi yazar’ benzeri deyimler kullanılınca, zıvanadan çıkıyorum.  

Yazmak eylemdir. Söz eylemdir.  

Tarihi hep kitaplar değiştirdi. O kitapların hiçbiri de roman, öykü, şiir değildir. Din, siyaset, ahlak, hukuk üzerine kitaplardır.  

Bir yazarın en büyük sorunu okurunu bulabilmektir. Rahmetli Oğuz Atay, ‘neredesin ey okurum?’ diye diye öldü gitti. Bugün çok-satar oldu.  

Milliyet Blog yazarları, günde 60.000, ayda 2 milyon (muhtemelen bunun 1 milyonu unik okurdur) hazır okur bulmuş durumda. 5 yılda okur sayısında yavaş da olsa yukarı doğru bir gidiş var ama Türkiye internet kullanıcıları ile okur oranı aşağı yukarı limite vardığı için, o 1 milyonun da, olsa olsa 70.000’i işlevsel okurdur.  

Sorun, bir yazarın bu hazır okur kitlesine ne yazacağında. Açıkçası, eğer ad verirsek, Süleyman Ekim’in (yazdıklarında emek olduğunu öne sürmesi beni epeyi güldürmüştü), Sabiha Rana’nın, küsüp giden Savaş Şakar’ın, fütürüst maddedeki yazarların okura ne verdiği, bunun ne kadarının boş (null) ve ne kadarının dezenformasyonlu olduğu tartışmalı kalıyor.  

Bu insanlar, bana yaşamı veya herhangi bir şeyi ciddiye alıyor gibi görünmüyor. ‘Lay lay lom cemaati’, ‘24 saat parti insanı’ (ay, çok dansım geldi cicim) veya ‘prozak toplumu’ dediğimiz, yeni ‘trend’e hitap ediyor gibiler. Yazdıklarında kendilerinden özgün olarak yarattıkları bir bilgisel katma değer yok gibi. Yani, bari hiç olmazsa güldürerek veya ağlatarak düşündürseler.  

Gazetelerin internet sayfalarının manşet bölümünde reklamlar yer almaya başladı. Burada herhangi bir malın veya hizmetin açık veya dolaylı reklamını yapan da çok gibi.  

Yani yazarlar ve yazdıranlar, tüketim toplumunun yangınına benzin dökmek için, elbirliği etmiş gibiler. Aptal kutusu televizyonun yerini, bilgi kirliliği yapan internet aldı gibi.  

Milliyet Blog’da tahmin ettiğimden fazla kişi kitap bastırdı. Tahmin ettiğimden fazla kişi, gayet ciddi kaygılara sahip. Ancak, ben burada bir eksodus buldum, onu bulabilen yok gibi. İnsanlar mutlu veya mutsuz olarak, bir ağaca bağlı bir koyunun kendi çevresinde dönerek, sonunda kendini boğması gibi, kısırdöngülerini fazla ciddiye alıyorlar.  

Buradan 1 yazar çıkar diye düşündüm, 10 çıktı ama bunun 1.000 olmaması için neden yok. ‘Varlık’ dergisi en az 250 Türk yazarının ilk eserini basmış bir dergidir. Belki kitabı basılmış 1.000 yazarın orada eseri basıldı. Gönlümde böylesi bir Milliyet Blog yatıyor. Çünkü ‘Varlık’ yalnızca bir edebiyat dergisi idi, MB hemen hiçbir konunun dışarıda kalmadığı sanal bir dergi / gazete.  

MB’da değil ama başka internet sitelerinde yayınlanan yazılarımdan dolayı beni bulup, 2 kitabımı basacak yayıncı da çıktı. Eskiden böyle olmazdı.  

Biz gençken böyle değildi (tam huysuz moruk ağzı oldu). 1984-2004 arasında en az 50 dergi metinlerimi, 50 yayınevi kitaplarımı basmayı reddetti, üstelik hemen tamamı yanıt vermeye bile tenezzül etmedi.  

Özellikle 30 yaş altı gençler için, burası yazar olmaya giden hazır bir otoyol bence. Vedat Günyol’un ‘100 oku, 10 yaz, 1 yayınlat’ ilkesini ‘10-10-10’ bile yapabiliriz. Okunanların tamamına yakını negasyon yoluyla, öylesi yazılmayası durumda. örneğin gelecekbilim hakkında yeni yazmaya başlasaydım, fütürizm sayfaları bana ne yazmayacağımı öğretirdi ki zaten onu yıllar önce İngilizce olarak aynen yaşadım.  

Bir tek şundan yakınıyorum: İnternet siteleri uzmanlaşmıyor. Yalnızca sinema, vd konuları yayınlayacak siteler var ama dedelerinden farksızlar: Tutmuşlar Deli Dumrul köşesini, gelene geçene tırpan atıyorlar.  

Bu ülkede Tahir Alangu gibi bir edebiyat tarihçisi, aynı zamanda lise edebiyat öğretmeni olarak; Ferhan Şensoy’u, Nedim Gürsel’i, 3 kişiyi daha ilk okuyuşta yazarlığa yönlendirmiştir, onlara destek olmuştur.  

Burada birebir destek yok ama genel bir açıklık var. Bir üniversite öğrencisi, okulu bitmeden yazar olup olamayacağını kolayca burada öğrenebilir.  

Bizler ihtiyarlarız. Gençlere ancak kötü örnek olabiliriz. MB’da hala sürdürülmeye çabalanan feodal kalıntısı gerontokrasi yürümüyor, sökmüyor.  

Gençler yazın ve yarını ellerinizle yaratın.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kurmaca veya değil; aşk temalı veya bilimsel... Hangi tür olursa olsun kitapların tarihi değiştirmesi veya yönlendirmesi söz konusu değildir! Varsa eğer, bir örnek gösterilmesi gerekir. Ama hangi tür olursa olsun; kitaplar insanları değiştirip yönlendirebilir. Kabul etmek gerekir ki "geleceği şekillendiren de" insanlardır. Olmuş bitmişlerin yekünüdür tarih! Ama her şey bir yana... Güzel bir tartışma başlatmışsınız, kutlarım. "Aşk konusuna" gelince... Yaşanması gereken bir şey o! Pek yazıya çiziye gelmez benim bildiğim ve evet; size bu konuda katılıyorum. Gençken hadi neyse de, 50 yaşından sonra biraz acayip kaçıyor. Barbara Cartland'a özenmemek gerekir bence de:) Selamlar.

Ümit Culduz  
 15.08.2011 23:49
Cevap :
Hammurabi Yasaları'ndan başlayarak, Aristo'nun kitaplarının hem İslam'ı, hem de Hristiyanlık'ı yeniden yazması, en son da Mao ve Stalin'in kitapları listesi olarak liste çok uzun. Bu kitapların her biri, bugüne kadar yaşamış 100 milyar insanın en az 1 milyarını etkiledi. Ancak her kitabın etki yer ve zamanı sınırlı, bunu da kabul ediyorum. Şu anda yeni bir tür matematik yaratacak bir kitaba gereksinimimiz var ve en geç 500 yıl içinde yazılacak ve 1 trilyona kadar insanın yaşamını değiştirecek. Nasıl mı biliyorum? Gelecekbilimci olduğum için.  16.08.2011 9:30
 

Tarihi değiştiren kitapların edebi eserler değil, din, siyaset, ahlak, hukuk gibi sosyal bilimler alanına giren kitaplar olduğu fikrinize yüzde yüz katılıyorum. Ancak şunu da belirtmekte fayda var ki tarihi belirleyen asıl etken o kitaplarda değil, yapılan keşifler ve icatlardır. Bunlar da sosyal bilimler alanına değil, tamamen doğa bilimleri alanına girerler. Kısacası tarihin ilerleyişi sürecinde doğa bilimlerinin etkisi bence en az % 95 iken sosyal bilimlerin etkisi en fazla % 5 oranında olmuştur. Ben tarihin gelişmesine vesile olan binlerce keşif ve icat sayabilirim. Buna karşılık insanlığın gelişmesine katkı yapan bir "roman, öykü, şiir vs" örneğini en azından ben bilmiyorum. Öyle bir edebi eserin varlığını bilen birisi varsa, gerekçe ve örnek gösterirse çok çok iyi olur diye düşünüyorum. Selam ve sevgilerle

Matilla 
 14.08.2011 13:41
Cevap :
Doğa bilimlerinin etki oranı, sandığınız kadar yüksek değil. Siz görünene bakıyorsunuz. İnsanların insanlarla ilişkilerini doğa bilimleri ne yazık ki şimdiye dek çok az oranda etkileyebildi. Bunda temel neden, insan bilimlerine katılmış olması gereken bazı alanların hala bilim dışında kalması.  14.08.2011 16:25
 

24 yaşından beridir her gün yazan,34 yaşından beri bir tek satırı atılmayacak metinler yazan 51 yaşında biri olarak,tüm yaşamı olduğu gibi yazmayı çok ciddiye alan biriyim''...''50'sinden sonra aşk yazısı yazmayı da,kurmacayı da küçümserim''.(yazınızın girişi ve bir yoruma cevabınız)...zaman zaman bu sayfayı izleyen,çok ender durumlarda bazı -bence ilginç,dikkate değer- yazılara yorum yazan biri olarak size yalvarıyorum:N'OOLUR BENİ KÜÇÜMSEMEYİN !...ÇÜNKÜ ARAMIZDA KALSIN AMA BEN AŞK ÜSTÜNE YAZI-ŞİİR YAZMAYA-OKUMAYA BAYILIYORUM HEM DE YAŞIM 52...ELLİ VE İKİ...hem ben sizi küçümsemiyoruuuum kiii...eyvallah...[bu yazınızı -baştan sona olmasa da- bir iş kazası olarak değerlendiriyorum]

nedim üstün 
 13.08.2011 10:28
Cevap :
Gönlünüz bilir.  13.08.2011 12:56
 

"Öykü, roman ,şiir olmasaydı; dünyaya yön veren askerler, devlet adamları, ekonomistler, tarihçiler olmazdı.Edebiyat olmasaydı dünyada sevgi, aşk, barış ve üretim olmazdı..Hep derim ”aşk bitti mi yazı da biter insan da.Ya da “yazı” bitti mi hayat biter.”Sizin bu konudaki yazınızı görünce, gerçeği daha net kavradım.Eee, benim de hatamı telafi etmem gerekiyor.Bir daha akşam sekizden sonra blog yorumlamayacağım.Edebiyatı savunan bu sağlam ve cesur yazınız için tebrik ederim sizi."

RANA İSLAM DEĞİRMENCİ 
 13.08.2011 6:46
Cevap :
Kurmaca olan ve olmayan edebiyat konusunda, yazarlarımızın biraz ders çalışması gerek sanırım.  13.08.2011 12:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 499
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster