Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
392
 

Bir buçuk saatlik yolun özlemi

Bir buçuk saatlik yolun özlemi
 

Günlerden bir mükemmel gündü. İstanbul'un kurtuluşu olduğundan, İstanbul'da ikamet etmekte olan çalışan kesim için tatil ilan edilmişti. Her ne kadar her fırsatta tatil yapılmasına karşı olsam ve eleştirsem de, bu kez "İyi ki tatil!" dedim, biraz bencilce kabul ediyorum...

Yazdan beri görüşemediğim 27,5 yıllık arkadaşımla başka türlü görüşme fırsatımız olamazdı çünkü. Evet yazın görüşmüştük ama, o zamanların aksine şimdi saçma sapan olduğunu düşündüğüm bir sebep yüzünden çok ihmal etmiştim arkadaşımı 10 gün boyunca, hem de onun evinde kalırken. Oysa o bu ihmalkârlığımı olgunlukla karşılamıştı; seviyorum onu !!!

Sabahın sekiz buçuğunda kavuştum ona; ikimiz de uykumuzdan feda edecek kadar özlemişiz meğer birbirimizi. Şunun şurasında bir buçuk saatlik yol yüzünden bu kadar özlemek saçma geliyor ama işte tatil günleri ortak olmayınca......

İlk işimiz kahvaltı etmek oldu tabi ki. Kahvaltı boyunca resmen dedikodu yaptık, ben bile hayret ettim. Meğer anlatacak ne kadar çok şeyimiz birikmiş ikimizin de. O kadar dalmışız ki muhabbete, yan masada oturan bir adamın tuhaf hareketleri neden sonra çekti dikkatimizi. Adam kalkıyor, oturuyor, tekrar kalkıyor, ellerini havaya kaldırıyor, bir şeyler mırıldanıyor, kalkıp sandalyesinin üstüne gazete koyup öyle oturuyor... Biz adamı gözlerken muhtelif şahısları çekiştirmeye devam ediyorduk ki, Rana'nın aklına bir şey takıldı. "Bu bir kamera şakası falan olmasın Özlem?" dedi adamı göstererek. Rengimin tamamen değiştiğini hissettim o an. Düşünsenize, milleti çekiştirdik, acımasızca eleştirdik, ve tamamının bir kanalda yayınlanması bir skandal olurdu! Ailesiz, arkadaşsız, hatta işsiz kalırdım! Tabi o an aklımdan ilk geçen şuydu: "Dedikodu yapmaya utanmıyorsun da, ortaya çıkınca mı utanıyorsun yuh sana rezil!"

Sonra gezdik tabi ve ardından birer kahve içmek için bir yere dalıverdik. Orada kahve falı bakılıyormuş :) Kaçar mı bu fırsat? Biz kahvelerimizi yudumlarken muhabbet öylesine koyuydu ki, yandaki binada yangın çıksa ve itfaiyeler bağıra bağıra önümüzden geçse hiç oralı olmazdık herhalde...

Falcının da ağzından bal damlıyordu desem yeridir hani. Bulunduğumuz kafenin âdeti şöyleymiş: Kime fal bakılıyorsa, falcının ağzından çıkan her şeyi diğer müşteri bir kağıda yazarmış meğer. Başa gelen çekilir, aldık birer kalem ve kağıt, yaz babam yaz; kadıncağız da motor gibi konuşuyordu ama idare ettik neyse ki :) Daha önce bana "C" ya da "Ç" harfi çıkmıştı ama bu kez ne hikmetse "K" ya da "H" harfi gözüküyormuş :))) Bir de tipini tarif ediyor, kara kaşlıymış. Yahu, falda başka ne renk çıkabilir ki Allahaşkına? Üstelik çok kara kaşlar gördüm, ben yine pes etmedim (diyesim geldi) :)))

Sonra da geleneği bozmamak için kumpir yemeye gittik (Ne zaman buluşsak ille de kumpir). İkimiz de pek severiz ama bu kez hayatımda yediğim en iğrenç kumpirdi. Malzemeden çalmanın da bir sınırı vardır ama değil mi? Sanki sadece haşlanmış patatesi ısıra ısıra yiyoruz da bir yandan çatalla mezelerden otlanıyoruz gibiydi. İkimiz de bir daha oraya gitmeme kararı aldık.

Piyasada ne kadar katı ve sıvı gıda varsa hepsiyle doldurduk mideleri. Akşam rahatsız etti elbette dopdolu mide ama olsun, senede bir defa olunca bir şeycik olmaz :)

Gün o kadar çabuk bitti ki; hiçbir şey anlamadık. Daha Msn listemdeki fazlalıkları temizleme sebeplerimi, 2009-2010 eğitim yılı için neler planladığımı ve öğrencilerimle yaşadığım komik anları anlatacaktım ki, otobüsün kalkış saati geliverdi :(

Hiçbir zaman sevmedim veda vakitlerini. Ne giden olmak istedim, ne de kalan. Her ikisi de oldum zaman zaman. Gidensem, hep geriye dönüp bakasım gelirdi; kalansam da sonsuza dek orada bekleyesim... Neşeli bir günün ardından hüzün bıçak gibi keskin oldu o gün de yine, yeniden. Boğazım düğüm düğüm, sesim titrek, gözler puslu; sanki bir daha görüşemeyecekmişiz gibi. Halbuki dedim ya, bir buçuk saatlik yol... Sadece bir buçuk saat... Yani 90 dakika için bu kadar eziyete değer mi bilinmez, ama rutin şekilde dualarımı okurken, önümüzdeki yıl tatillerimin normal insanlar gibi pazar günleri olmasını dilemeyi ihmal etmeyeceğim...

<özlem boral="">

6 Ekim 2008




Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sen okadar hayal kur yola çık, zaman bitti geri dön. :) Ne gelir elden. Saygılar

ruhi tur 
 16.10.2008 20:04
Cevap :
Yapılacak tek şey, bununla yetinmek ve şükretmek. İstanbul'un kurtuluş yıldönümü bu yıl pazartesi gününe gelmeseydi bu kadar bile görüşemeyecektik ki :(  16.10.2008 23:14
 

Kısa sürede ne güzel anlar yaşamışsınız. Sizin böyle anları nadir yaşamanız da çok kötü ama. Böyle güzel anları hafta sonları yaşarsınız inşallah :)

Çakabey+ Çakabey+ 
 13.10.2008 13:57
Cevap :
Bakalım, ufukta bir iş değişikliği gözüküyor gibi. Sisin ve kara bulutların arasından bir güneş ışığı sızdı da :) O zaman normal insanlar gibi Cumartesi ve Pazar günleri tatilim olacak :) Kısmetse  13.10.2008 17:56
 

patatesi fazla yemek bağırsak problemlerine neden oluyormuş. Aman dikkat!

Canan Öz 
 11.10.2008 8:53
Cevap :
Tek problem bağırsak olsa şükrederdim :) Ama yine de dikkat ederim  11.10.2008 20:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1899
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster