Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '07

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
2353
 

Bir çocuk nasıl öğrenir

Bir çocuk nasıl öğrenir
 

İzmit'in bir kıyısından diğer kıyısına geçmiş olanlar bilirler. Denizin rengi her birkaç metrede bir farklılık gösterir. Kimi zaman koyu yeşil, kimi zaman kahverengi, bazen de gri. Ama asla mavi değil...

İşte yine böyle bir gündü, denizin iç karartıcı rengini seyrediyordum vapurun camından. Çok dalga vardı ama vapurun hafiften sağa-sola yatması hoşuma gidiyordu, salıncak gibi... Ben tek başımaydım ama tam karşımdaki masada genç bir aile oturuyordu üç kişilik. Kadınla adam hararetli hararetli bir şeyler konuşuyordu. Duymuyordum onları, sadece etrafta koşuşturan minik sevimli kızı izliyordum, onların kızlarını.

Kızcağız bir an bile yerinde durmuyordu. Masalar arasında geziyor, zıplıyor, annesinin çantasını karıştırıyor, yine zıplıyor, yine koşuşturuyor, ve yine seke seke annesinin yanına gidiyordu. O kadar enerjiyi nereden bulmuş olabileceğini merak ettim gülümseyerek. Keşke ben de bu kadar enerjik olsam, diye düşündüm iç çekerek. O kadar yorgun ve halsizdim ki son günlerde, küçücük bir yumurcağın durumuna özendiğimi farkederek içimden kıkır kıkır güldüm. Bir yandan da, kızın anne-babasının işinin çok zor olduğunu düşünüyordum. Kız hiç yerinde durmuyordu ve aralıksız bir şekilde bıcır bıcır konuşuyordu kendi kendine.

Bir an kız, annesinin çantasından küçük bir su şişesi çıkardı. Kapağını açıp döke taşa bir-iki yudum su içti, ve kapağı şişenin ağzına koyup şişeyi öylece bıraktı. Yani kapağı aslında kapatmamıştı, kapak sadece öyle duruyordu, ve vapur son hızla sallanıyordu! Kızın annesi durumu görmüştü ama görmezlikten geldi. Nasıl olur, dedim kendi kendime, şişe devrilmek üzere ve üstelik kapağı da açık! Kadınla adam sırılsıklam olacaklar bu soğukta. Ne kadar da rahat bir kadınmış, diye hayıflandım kadının bu tavrına.

Bütün bunlar birkaç saniye sürdü tabi; yani küçük kız masadan uzaklaşıncaya kadar. Kız kendince diğer masaların etrafındaki oyununu yeniden oynamaya başlayınca, annesi hararetli sohbetini hiç bölmeden, uzanıp şişenin ağzını sıkıca kapattı kızın arkası dönükken. O an anladım işte her şeyi...

Hepimiz biliriz, anneler genellikle çocuklarına karşı son derece koruyucu bir tutum sergilerler. Tabi ki yanlış bir şey değil bu, ama dozunu da kaçırmamak gerek. Mesela, tehlikeli olmayan bir ortamda bile çocuğunun elini bırakmazlar. Parka götürürler ama o çocuk hep annesinin kucağındadır (ya düşerse?). Kumda oynamasına asla izin verilmez (üstü kirlenir, olmaz). Çocuk makasla kağıdı kesebilecek düzeye geldikten birkaç yıl sonra verilir makas eline (ya batarsa, ya elini keserse?). Çocuk yemeği kendi yemek ister, ama anne inatla kendi teper yemeği çocuğun ağzına (ya boğulursa, lokma boğazına kaçarsa, yemeği dökerek örtüyü kirletirse?).

Bırakalım çocuklarımız düşsün, üstlerini kirletsin; çocuk düşe kalka büyür demiş atalarımız. Bırakalım yaparak, yaşayarak öğrensinler hayatı. En ufak bir sorunda hemen yetişmeyelim imdatlarına. Önce kendileri denesinler; biz uzaktan bakalım, onlara hissettirmeden. Başarısız olsunlar, yine denesinler; öğrenme böyle olur işte.

Vapurda şahit olduğum bu olaydan birkaç gün sonra, birinci sınıf öğrencisi olan yeğenim, bütün arkadaşlarının okula yalnız gittiğini, kendisinin de yalnız gidebileceğini söyledi bana. "Tamam," dedim, "bu sabah yalnız gidebilirsin, karşıdan karşıya nasıl geçeceğini biliyorsun." Biliyordu evet, ve okulla evimiz arasında sadece bir cadde vardı, yakındı yani okul. Yeğenim aldı çantasını ve çıktı. Her şeye rağmen 7 yaşında bir çocuğa güvenemezdim ve ben de arkasından onu takip ettim ona hissettirmeden (yani çaktırmadan). Uzaktan baktım, karşıya geçerken sağa sola nasıl baktığını izledim; o günden beri okula tek başına gidip geliyor.

Ona karşıdan karşıya nasıl geçileceğini öğretmiştim ama gerçekten geçebilecek düzeye geldiğini öğrenmenin tek yolu, bunu yapmasına izin vermekti. Ve ben de öyle yaptım... Ve daha bir çok şeyi de öyle öğrendi yeğenim; yani yaparak, yaşayarak.

İşte öğrenmenin en iyi yolu bu... Yapmak, yaşamak, denemek, deneyim kazanmak... Çocuklarımıza bu fırsatı vermeliyiz. Onlara deneme-yanılma ortamları hazırlamalıyız. Onların, ileride kendi kararlarını verebilecek, kendi problemleriyle başa çıkabilecek, başkalarına muhtaç olmadan geçimlerini sağlayabilecek bireyler olmalarını istiyorsak, geleneksel anne-baba rolünden vazgeçip, korumacı tutumları abartmaya bir son vermeliyiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öğrenmeyi sağlamak gerek sanki... Yeni yetişen kendi kişiliğini gösterebilmek için ailesiyle savaşmak zorunda kalmasa çok daha fazla şeyi çok daha hızlı bir şekilde öğrenecek... Ayrıca kendi kişiliğini ailesine karşı ortaya koymak adına, kendi hayatını tehlikeye atacak işler yapmasına da gerek kalmayacaktır o zaman... Eeee ne yapıyoruz o zaman??? Onlarla beraber büyürken kendi kendilerine öğrenmelerine yardım ediyoruz... Sevgiyle...

Barış 
 28.02.2007 20:01
Cevap :
Onlarla beraber büyürken.. Bunu sevdim :) Yazdıklarında çok haklısın. Veee bloğumu yorum yazmaya değecek nitelikte bulduğun için de ayrıca teşekkürler ;)  28.02.2007 23:33
 

Fırsat verip kendilerinin uygulayarak öğrenmeleri gerekir doğrusunuz. sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 28.02.2007 11:25
Cevap :
Çünkü en iyi öğrenmedir bu. Hata yapmaları da büyük mesele değil, hatalardan ders çıkarmayı öğrenmek de bir öğrenmedir. Sevgiler  28.02.2007 12:27
 

Yazılarınızı okuyunca, sanki siz roman yazarısınız da gerçek isminizi bizden saklıyormuşsunuz gibi geldi. Ciddi ciddi soruyorum. Siz gerçekten Kocaeli'nde yaşayan bir öğrenci misiniz? 1-) diğer blog yazarlarını da okuyorum, bir kaç tanesi hariç yazılarınızın kalitesine ulaşan çok az kişi var. 2-) ilk resminizle (yeğeninizle olan), ikinci resminiz (sarı saçlı) birbirinden farklı. Sadece saç boyatmakla o kadar fark olur mu? kuşkuluyum. Bir sakıncası yoksa isminizi kendi tanıtımınızın altına yazabilir misiniz? mesela beethopen mahlaslı yazar da "Gül Arayıcı" olan ismini tanıtımın altına sorum üzerine yazmıştı. Eğer kuşkularım doğruysa, kitabınızın adları ve yayıncısını öğrenebilir miyim?

Serkan Dilek 
 28.02.2007 9:13
Cevap :
Siz gerçekten ciddi misiniz?!? Yazılarımı bir roman yazarı kadar kaliteli bulduğunuza emin misiniz? Dalga geçmediğinizi varsayarak ve umarak cevap veriyorum; hayatımda hiç roman yazmaya kalkışmadım, denemeye kalksam 5 sayfayı bile geçmez herhalde. Saçlarıma gelince; ikinci resimde annem bile beni tanıyamadı, aslında sadece boyalı ve düz fönlüydü (orijinal hali kıvırcık). Yani her iki resim de bana ait :) Teşekkür ediyorum hakkımda böyle onur verici şeyler yazdığınız için, ama gözünüzde bu kadar büyütmeyin derim, Kocaeli'de yaşayan bir öğrenciyim ve seneye öğretmen olacağım kısmetse... İsmime gelince, yakında yazılarımın altında göreceksiniz ama henüz değil. Hoşçakalın (hala inanamıyorum)  28.02.2007 12:44
 

fakat hayati tehlike oluşturabilecek veya kaza ihtimali yüksek bazı işleri yapmalarına izin vermek doğru mu? örneğin; makasla bir şey kesmek gibi. Bundan emin değilim. güzel yazınızdan dolayı kutlarım.

Serkan Dilek 
 28.02.2007 8:57
Cevap :
Makasla ilk denemelerinde yakından gözlemlemeliyiz ama yine onlara farkettirmeden. Müdahale edebilecek kadar yakın, ama güvenmediğimizi farkettirmeyecek kadar uzak durmalıyız. Zaten ince hareket kasları gelişmeye başlayan bir çocuk, kalem veya çatalı tutuşuyla kendini belli eder. Makas tutma zamanına karar verirken bunu göz önünde tutabiliriz mesela. Teşekkürler yorumunuz için.  28.02.2007 12:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1857
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster