Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '11

 
Kategori
Okullar
Okunma Sayısı
3639
 

Bir değişik okul...

İstanbul'da, yeğenimin çocuğunun yani abimin torununun okulundaki bahar gösterilerini izlemeye giitim. Buradaki gözlemlerimi paylaşacağım.

Okula anneyle birlikte gittik. Önceki yazımda belirttiğim gibi o tarihte yeğenimin çocuğu 6.5 yaşındaydı ve okul Türkiye'deki yabancıları çocuklarının gittiği tamamen İngilizce eğitim veren bir okul. Anne benim yeğenim olur. Aslında biraz da anne ve babadan bahsetmeliyim. Çünkü bir çocuğun gelişiminde kuşkusuz okulun ve okul ortamının çok önemi vardır ama en az onun kadar aile ortamının da rolü vardır.

Anne ve babanın müşterek özellikleri her ikisinin de çalışkan, planlı ve programlı insanlar olmaları. Her ikisi de çok iyi eğitim almışlar ve ayrı ayrı işlerinde başarılı. Çocuğun okula gidişi ve okuldan eve gelişi ve sonrası hep bir düzen içinde. İşin ilginç yanı kimse çocuğa sorumluluğunu hatırlatmıyor. O kendiliğinden okuldaki öğretmenin vermiş olduğu ödevi kendi kendine yapma disiplinini kazanmış. Yani kendi sorumluluğunun bilincinde. O yüzden belli bir saatte hemen ev çalışmasını yapıyor. Sanıyorum bu öz disiplini anne ve babasını izleyerek kazanmış olmalı. Yani anne ve baba çocuğa çok iyi birer model olmuş durumdalar...

Burada bir ince ayrıntı var o da öğretmen ve aile arasında sürekli bir etkileşim ve iletişim olması. Örneğin bir kontrol defterleri var ki o deftere aile ödev sonrası kendi kanaatini yazıyor ve imzalıyor. Bu ilginç geldi bana.

Evet okula gittik. Üç ayrı bina ve biri müşterek iki de bağımsız bahçesi var okulun. Bir ana sınıfı ve ilköğretim ve lise bir arada komle bir tesis. Bizi yaklaşık 200 kişilik bir salona aldılar. Tüm veliler doldurmuştu salonu. Bu gösteriler ana sınıfı ile ilköğretim 1 ve 2. sınıflara aitti.

Kısa bir hosgeldiniz konuşması yapıldıktan sonra sahnede çocuklar yerlerini aldılar. Bu üç grup ayrı ayrı şarkılar söylediler, oynadılar... Tabii gerek konuşma gerekse tüm şarkılar İngilizce idi. Çocukların her birinin muhtelif ülkelere mensup olduğu görünüşlerinden bile anlaşılabiliyordu. Örneğin çekik gözleriyle Kore ve Japon olanlar hemen belli oluyordu. Hatta Türki Cumhuriyetlerden olanlar da. Tüm Avrupa ülkesi mensubu olanlar ve ABD'li öğrenciler vardı.

Benim dikkatimi çeken birşeyi aktarayım. İlköğretimin sorumlusu bir bayan-gösteri bitiminde bir konuşma yaptı. İşte onun konuşması herkese ders olacak nitelikteydi. Konuşmayı sahnenin altında köşede, velilerin ön tarafında yapmaya başladı. Önce öğrencileri kutladı. Performanslarını çok başarılı bulduğu için tüm öğrencileri tebrik etti. Sonra öğretmenlerini kutladı. Başarılı bir performans sergilenmesini sağladıkları için onları tebrik etti ve ardıdan onlara, özel hazırlanmış birer kutu çikolata armağan etti. Son olarak velilere teşekkür etti, oraya kadar gelip gösterileri izledikleri için. Bu konuşma ve teşekkür faslındaki sıraya ve gösterilen hassasiyete dikkatinizi çekerim.

Ama benim asıl dikkatimi çeken başka birşey oldu. Müdüre Hanım konuşmasını yaparken iki öğrenci kendi kendine sahneden aşağıya doğru inmeye başladılar ve müdüre hanımın önünden geçip dışarı çıkmak istedikleri anlaşılıyordu. İşte bu noktada Müdüre Hanım konuşmasını kesti. Çocukların düzgün ve emniyetli bir şekilde inmelerini ve önünden geçmelerini sağladı. Onlara herhangi birşey söylemediği gibi, gülümseyerek geçişlerine yardımcı oldu, sonra konuşmasına devam etti. Yani müdüre hanımın bu tavrı bile önceliklerinin daima çocuklar olduğunu gösteren mükemmel bir mesaj niteliğindeydi. Kuşkusuz veliler çocuklarını emin ellere emanet ettiklerini düşünmüşlerdir.

Toplantı bitiminde dışarı çıktık ve etrafı gözlemlemeye başladım. Pek çok öğrenci kulüplerinin panoları vardı. Hatırımda kalanlardan biri kayak diğeri fotoğrafla ilgiydi

Bir de sınıf içine girdik. Yeğenimin çocuğunun sınıfı 15 kişilik ve sınıf tarzından ziyade karşılıklı oturma düzeninde. Sınıfın her tarafında birşeyler asılı. Çocukların çalışmalarıyla dolu. Bir pencereye çekti beni "bak bu benimki" dedi. Baktım birer kağıt içinde fasülyeler herkesin ismiyle pencereye yapıştırılmış ve içlerinden filizlenenler olmuş. Onlar da bunu izliyorlarmış.

Sonra sınıfta uyulacak kurallar diye sınıfa asılmış bir yazı gördüm. Bir nevi sınıfın anayasası niteliğinde 5-6 maddelik bir yazıydı.

Oradan çıktık, bizimki biraz oynamak istedi. Bu yaş grubuna yönelik halı sahalı orta büyüklükte bir alan çocukların oynaması için yapılmış. Biraz orada top oynadılar ki birisi geldi ortalığı karıştırmaya başladı.

27-28 yaş civarında genç bir adam çocuklara el sende yapıyor kah kovalıyor kah kendisi kovalanıyor. Genelde yakalamamaya dikkat ediyor bu zat. Ama çok yaramaz sormayın gitsin.

Sonunda dayanamadım bizim ufaklığa dedim ki "sen ona uyma!"... O kim mi ? Hocalarıymış....

İşte böyle bir okul. Neşe, mutluluk ve canlılık dolu her milletten insanların çocuklarının bir arada barış içinde olmaları... Acaba büyüklere bunun başarılabileceğinin bir mesajı mı dersiniz... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1009
Kayıt tarihi
: 24.05.11
 
 

TED Ankara Koleji ve ODTÜ Kamu Yönetimi mezunuyum. Asıl mesleğim bankacılık. Çeşitli kuruluşlarda..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster