Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
686
 

Bir delinin günlüğünden!..

Bir delinin günlüğünden!..
 

 

“Söylesene dayı; umarcasına heveslendiğin, varamadığında kıvrandığın, işte tam şurandan sızlandığın bir gidişin oldu mu? Ya dönüşün, yoksa orada mı kaldın?”

“Teker teker sor çocuk! Çok kez gittim. Döndüm de; ama kalamadım! Suyun üzerinde sekmek gibidir gidişler! Ve batışı taşın, kalmak! Dönmek ise birinin taşı suyun altında bulup kıyıya atmasını beklemek sanki.”

“Önemli olan kıyıya tekrar dönebilme umudu mudur yoksa o birinin kim olduğu mu?”

“İkisi de değil. Sekip de batan taşlarla, dalgaların taşıdığı taşlar farklıdır. Ve taşın kaç kez sekeceğini belirleyen nedir, suyun durgunluğu mu yoksa taşın düzgünlüğü mü! Bir fazla ya da az sektiğinde batacağı noktanın hakikati; ancak evrenin nedenleriyle sorgulanabilir! Kaçı kıyıyı bilmeyen, kaçı sekip de batandır! Kıyıyı bilmeyenin umudu geldiği derinlere dönmektir, sekip de batanın merakı ise onu kıyıdan atanla kıyıya atanın neden elinde tutmadığıdır!”

“Taşı kıyıdan atanla kıyıya atanın neden elinde tutmadığı önemlidir de o elin kime ait olduğu önemli değil midir? Ne suya ne de kıyıya atılması doğru değil ise kalmayı arzuladığı avuç mu doğrudur?”

“Her sekişte biraz daha uzaklaşırsın atandan oysa kıyıya doğru sekmezsin! Aynı kişi midir atan yoksa farklı mı! Aslolan, atma eylemidir; sorgulanan ise kalmazlık! Tutunamadıktan sonra avuçta, ne önemi vardır atanın!”

“Önemsizse bu kadar atan, ne önemi vardır avuçta tutunmanın?”

“Jon tünemiş yine başına çocuk! Evrilen duygularınla kalıcı olursun, Dekartçı şüphelerinle değil.”

“Vayy!! Pragmatik saldırılarının realist savunmama çarpması mı kızdırdı seni Olimposlu? Bilinçaltını uyarıyorum, farkında değil misin?”

“Belli ki kuramcı rasyonelliğin; emeklemeden yürümeyi, adadan önce kıtayı keşfetmeni öğütlüyor sana!”

Ben bir ağacım; ama büyük bir ağaç. Dallarım var. Sen de o dallardan birisin demişti bilge dostlardan birisi.”

“Oo, ne sıkı tekme dogmalarına!”

“Hoşuna gitti bakıyorum! O’nu bir ağaç kabul etmezken ben, nasıl dalı olabilirim!”

“Dal gibi fidanken dalları olan ağaç olabilirsin ama!”

“Çokçul belitlerine fazla güveniyorsun dayı! Son okuduğum kitap, “Why Nations Fail”de ülkelerin zengin ya da fakir olma nedenleri farklılıklarıyla anlatılırken mercek altına alınan üç hipoteze mükemmel antitezlerle cevap veriliyordu! Yaptığımız şu konuşmayı aynı bağlamda değerlendirdiğimde seni -kaotik algıyla öznel olgunun savunucusu olarak gördüğümden- “Extractive-Çıkarıcı,” kendimi ise -çoğulcu düşünceyle duygunun odağını destekleyen- “Inclusive-Kapsayıcı” olarak tanımlıyorum!”

“Omzundaki de Chiang mı? Kuş beyinli martılarını da al, toz ol gri sofist! Üç kuruşluk akıl bıraktın, o da kalan ömrüme lazım!”

“İncecik bir fidanken ağaç olabilirim; ama dallarımdan önce ne ağacı olacağımı bilirim dayı!”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli Dost, Sayın Ata Kemal Şahin : Bu yazınız yine önemli ve içinden paylar çıkarılması gereken bir yazı.Eskiden köylerde bir birini sevmeyenler geceleyin damlara büyükçe birer taş atarlarmış.Dam sahibi yada ev sahibi taşın nereden atıldığını bilmesin diye.Eğer taş cama atılsaydı taşın hangi yönden geldiği ve hangi komşudan atıldığı az çok belli olur diye taşı dama atmayı tercih ederlermiş.Selam ve saygılar sunuyorum.Daima sağlığını ve mutluluğunu diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 06.07.2014 12:20
Cevap :
Yorgo Dayı hayatımın önemli bir parçası. Çoktan seksenini devirdi; ama benimle dağa tırmanır:) Diyarbakır'da yaşarken -sıcak yaz gecelerinde- damda uyurduk! Nasıl da serin olurdu. İyi ki kafamıza taş gelmedi:) Teşekkürler dostum, sevgiler.  06.07.2014 17:35
 

Nice hayatların nice felsefeleri vardır.Düşlerimiz öylesine adressiz kıyılara ağar gider ki bazan ansızın geri dönmek veya bazan da daha da ilerlemek ister.Suya batan toprak gibi oluruz ve kısa bir an tadarız belki farklılığı,ama geri çıkışımızla o anı anımsarız da yine bir yerlere sıkıca tutunmaya çabalarız."Suyu arayan adam"gibi gerçeğin peşinde koşup gideriz öyle kayboluncaya kadar.Yeter ki,sizin de belirttiğiniz gibi,ne olduğumuzu ve ne istediğimizi bilelim.Birazcık mükemmeliyetin ufkunu dahi görebilmemiz felsefi zihniyetin özel zevkini tattırır hepimize... İnsanın,ilhamını felsefi fikirlerin vadisindeki gizemli güzelliklerden derlemesi ne güzel!..Oldukça düşündürücüydü denemeniz değerli Ata Kemal Şahin bey dostum.Elinize yüreğinize sağlık.Selam,sevgi ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 23.04.2014 16:12
Cevap :
Anlaşılmak güzel. Teşekkür ederim Abbas Bey. Suyu arayan adam hangi gerçeğin peşinde koşmaktadır? Kendi gerçeği mi yoksa onun koşması başkasının gerçeği mi? Hiç rüyanızda tekrar uyuduğunuz ve bir başka rüya gördüğünüz oldu mu? Yani, rüya içinde rüya gördünüz mü? Hegel’i kızdıracağız belki; ama düşünceyi meydana getiren daha önceki bir düşünce ise rüya zinciri de neden olmasın! Blog’umun kategorisi “deneme.” Çünkü herkesin felsefesi kendine! Dışarı taştığında, kendi felsefelerinin filozofları kendi felsefeleriyle bakıp “Bunun neresi felsefe?” diyebiliyor! Ve bakıp da görmeyenlere, okuyup da anlamayanlara lâf anlatmak zor:( Nietzsche olsanız bıyıklarınızı yolardınız:) Var olun dostum! Sevgiler.  23.04.2014 18:36
 

Yazdıklarınızda hiç mütevazi değilsiniz, hayatta olsanız bile! Bir yazıya o kadar çok kap sıkıştırmışsınız ki suyun nereden nereye aktığını karıştıryor insan. Bu da sizin zeka ile ilgili, sizin avantajınıza olan problemden kaynaklanıyor olabilir.Amerikalıların dediği gibi keep up the good work... Kendinize iyi bakın... Saygılar, Sevgiler,

ERIC VAN BUYTEN 
 23.04.2014 6:13
Cevap :
Elbette ki evrilebilir bu cümleler; ama ben güneyden okudum:) Benim avantajıma olan problemden kaynaklanan zekamla size şöyle bir tüyo verebilirim: Tüm kapların içinde bulunduğu büyük kabın bir ucunda delik var ve küçük kaplardan sızan sular o delikten akıyor:) Almanların dediği gibi, “Demut ist dekorativ, aber ohne die erfolgreicher / Alçak gönüllülük süstür fakat onsuz daha başarılı olunur.” Teşekkürler Anıl Kardeş, sevgiler.  23.04.2014 17:09
 

Bilirim, Ronnie’yi ayırmazsın ama Yorgo her zaman daha yakın olmuştur sana! Belki de seni hepimizden önce tanıdığı, onca derdinde yanında olduğu içindir. Allah herkese onun gibi bir dost versin. Selen çok haklı, keşke atışmalarınızı kitaplaştırsan! Hepsini burada paylaşmıyorsun çünkü:) Neden taş suya doğru sektirilir de sudan kıyıya doğru sektirilmez? Gitmek o kadar engelliyken, dönmek neden tek hamlededir? Dalları gittikçe çoğalan bir ağaçsın sen ve yaşamı çevreliyorsun:)

Elçin Oltulu Şahin 
 22.04.2014 20:19
Cevap :
Tabii, Yorgo’yu Ronnie’den yıllar önce tanıdım. Ayrıca, Yorgo hep yanımızdayken Ronnie uzaklarda:( Ve Yorgo bir Akdeniz Balıkçısı:)) Yorgo’yla atışmalarımızın bazıları bize özel ve öyle de kalmalı. Ama Selen’le atışmalarımı kitaplaştırabilirim:) Gitmeye kolay karar veremez insan. Her evrede duraksar! Dönmeye karar verdiğinde ise ondan hızlısı yoktur:) Çevrelediğim yaşam benim ise beni çevreleyen yaşam kimin?  23.04.2014 15:21
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8314
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1129
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster