Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
620
 

Bir delinin kara kaplı defteri

Bir delinin kara kaplı defteri
 

Sevgideğer eşime...

Bendeniz, yürek!... Onların adi (L) düzenlerinin kurbanı!.. Yeri geldi kırıldım, parçalandım; yeri geldi soğudum, buz bağladım; yeri geldi cayır cayır yandım.. işkencelerden işkence beğendim işte böyle! Akıl ve vicdan da bedene az çektirmediler!
Bizler; akıl, vicdan ve yürek olarak bedenimize hiç gün yüzü gösterememiş olmanın sıkıntısı, üzüntüsü, kızgınlığı, kırgınlığı, bunaltısı, bunalımı içindeyiz.

Tekrarı da yok bunun. Elli yaşına geldi beden. Artık, sabret demeye utanıyoruz. Kendisi için elimizden geleni yapmak istediğimizden şüphesi yok. Ama, olumlu bir şeyler yapacağımıza inancı kalmadı. Bizim de, kendimize inancımız kalmadı. Artık ona söylemeden, umutlandırmadan yapıyoruz ne yapacaksak. Ama, inanın nafile.

Garip tutukluluklar yaşıyoruz. Akıl; iş herkesin bildiği şeylere gelince bönleşmeye başlıyor ya da en olmayacak yerde ne söyleyeceğini unutuyor. Bendeniz yürek; en soğukkanlı olmam gereken yerde zangır zangır titriyorum, baş edemeyeceğim heyecanlanmalara kapılıyorum. Vicdan; tamamen dolandırıldığını düşünüyor. Öğütlenenlerin tam tersinin işe yaradığına o kadar çok tanık oldu ki...

Bedenimizin, her şeye kahrettiği oluyor bazı kereler. Mesela, uzun yıllar sigara içti. Ama çoğu zaman, kendine olduğu kadar bize de bir şans vermek isteğiyle, sağlığına dikkat ettiğini görüyorum. Bu, bizi çok sevindiriyor tabii.

Az buz çaba harcamadık, güzel yaşamak için. Akıl; akşamdan sabaha, sabahtan akşama çalışırdı, halen de çalışıyor ya! Böyle dur durak bilmeden çalışması hiç kâr değil! (Akıl kârı değil!)

Öteden beri, vicdan; çalışanın kazanacağını söyleyerek, aklı daha da teşvik ederdi. Ben, çay yapmaya koşardım.Umutlu bir bedende olmak, çok hoş bir duygudur.

***

Bütün çabalar, beklentiler boşa gitti. Psikolojimiz bozuldu. Bizde mi bir şey var, bizim dışımızda mı kafamız karışıyor? Kendimize toz kondurmuyoruz ama psikoloji sonuçlara bakıyor, affetmiyor bizi. (Altını biz çizdik!)

Geçenlerde akıl, bir psikologa gitmemizi önerdi. Kabul ettik. Beden de kırmadı bizi. Bana, yani yüreğe “panik atak” teşhisi kondu. Akılda, yetersizlik inancı gelişmiş. Vicdan bu kötü gidişte kendini sorumlu tutuyormuş. Beden depresyondaymış. Bunca başarısızlık yetmiyormuş gibi...

Kendimize güvenimizi kaybettik vesselam. Ne kendimize güveniyoruz ne de birbirimize. Sokağa çıkmaya yüzümüz kalmadı. Böylece toprak olup gitmek çok kötü olacak gerçekten. Vicdanın görüşü bu yönde.

Bazıları “ateş olmayan yerden duman tütmez” diye bakıyorlar olaya. Bu çarçur oluşun, bizim hak ettiğimiz bir nedene dayanması gerektiğini düşünüyorlar. Ne söylesek, acıklı savunmalar olarak algılıyorlar. Bu da savunma isteği bırakmıyor bizde. Hatta bazen onlar gibi düşünmenin girdabında buluyoruz kendimizi. Söylemediğimizi bırakmıyoruz birbirimize. Nasıl toparlanıyoruz dersiniz sonunda?

Yıllardır emeğimizin nasıl çarçur edildiğini ve edilmekte olduğunu izliyoruz. Onca gayrete rağmen, başı eğik gezişimizi…
Akıl, hepimizden daha akıllı! Bazen bir araya toplanır, aklın anlattıklarını dinleriz. Gece gündüz, yaz kış, dağ bayır demeden at koşturan akıl, molalarda atını “hiç durmamanın güzelliğine bağlayarak” bizi toplar yanına yöresine, anlatır:

“Sistemdeki emekçi konumlanışında, genel bir sakatlık var. Bu öylesine bir sakatlık ki; emekçiler bu kadar çokken ve bu kadar her şeyin üreticisiyken, yine de sefilleri oynayabiliyorlar! Bunu, bir takım insanlar, malların ve paranın sahipliğini ele geçirerek sağlamışlar ve sağlamaktalar. Emekçi, hayatını devam ettirebilmek için, bunların elindeki paraya muhtaç. Bunlar da, tatlı hayatlarının tüm tatlılığıyla devam etmesi için, emekçinin emeğine muhtaçlar. Peki, neden aralarında “alan memnun veren memnun” bir pazarlık olmuyor da; emekçi her seferinde karın tokluğuna satmış oluyor emeğini?

Bunun cevabını hepimiz biliyoruz. (Biz... yani biz işte!) Çünkü, büyük bir iş gücü fazlası var piyasada. Emekçilerin açmazı, mal sahiplerinin şansı olan bir durum bu!

Bu tablo nasıl oluşmuş? Neden değişmiyor? Nasıl değiştirilebilir?

Emekçilerin cevapsız bir soru olarak kabul etmeye alıştırıldıkları bu sorunun, gerçekten de bir cevabı yok mu?
Devrim de çözüm getirmeyebiliyor. Devrimin korunması için de, emekçi sınıfının sistemi denetleme kabiliyetinin olması gerekiyor!

O halde temel soru şudur: Sistemi denetleme kabiliyeti olan bir emekçi sınıfı nasıl oluşturulabilir?

Bu sorunun cevabı; emekçinin, kendi emekçi konumuna denk düşen kültürel değerleri üreterek, kendi emekçi yaşama biçimini oluşturması!...

Emekçinin, emekçi konumuna mutlu bir gelecek yaratabilmesi için, eş zamanlı olarak yerine getirmesi gereken iki temel ödevi vardır: Bunlardan biri, “emeğinin niteliğini yükseltmek”; diğeri, “emeğini sömürülmekten korumak” tır.

Sömüren sınıf sisteme hakim oldukça; emekçiye, “emeğini sömürülmekten korumak” ödevini yapamaz hale getirir; işsizlik yaratarak ve onları iş bulmak için birbirleriyle rekabete sokarak.

Emekçinin, “emeğini sömürülmekten koruma” ödevini yapamaz hale gelmesi, “emeğinin niteliğini yükseltme” ödevinde de sorunlar yaşamasına yol açar: işsizlik ve onun getirdiği rekabet ortamı; emekçileri, aralarındaki kendi lehlerine olan farkları korumaya iter. Bu da emekçilerin, emeklerinin niteliğini yükseltme, bir mesleği tüm incelikleriyle öğrenme çabalarını, geç sonuç alacakları hatta hiç alamayacakları uğraşlara dönüştürür.

Sınıflı toplumlarda, sınıfların kendi üyeleri arasındaki ve esasta da sınıfların birbirleri arasındaki mücadeleyi; sömürücünün, çeşitli sömürü araçlarıyla, emekçinin yaşama haklarını daraltmaya, yok etmeye çalıştığı bu tek yönlü saldırıyı, tanımıyla hiç de örtüşmüyor olmasına rağmen, topun tüfeğin kullanılmıyor olması gerekçesiyle, “rekabet” kelimesiyle tanımlamak, sömürücü sınıfın bir tasviridir ve sömürücülerin emekçilere açtığı, halihazırda tek yönlü saldırılarla devam eden sınıf “savaş” ını idraklerden kaçırmaya yöneliktir.

Sömürücü sınıf için, kendi başlattıkları sınıf savaşını emekçilerin idraklerinden kaçırabilmek; emekçilerin, yaşadıkları tacizleri başka başka şekillerde yorumlamalarını, başka başka şeylere yormalarını sağlamak “hayati” önemdedir.
Ancak bu sayede, emekçiler, sömürücü sınıfın emekçilerin yaşama haklarını daraltmaya, yok etmeye yönelik saldırıları yüzünden yaşadıkları tacizleri, kayıpları; can havliyle birbirlerini ezerek, birbirlerine düşerek, dağılıp parçalanarak, birlikte tepki gösterebilmekten, karşı durabilmekten uzaklaşarak; sözüm ona “rekabet” le, güya telafi etmeye devam edebilirler. Ancak bu sayede, sömürücü sınıfın iktidarı tıkır tıkır yoluna devam edebilir.

Emekçinin, emeğini sömürülmekten koruması; işsizlik şartlarına müdahale etmesiyle, dolayısıyla emekçiler arasındaki iş için rekabeti kaldırmasıyla mümkündür. Bu ise, emekçinin sisteme hakim olmasını gerektirir.”

***

“Yetersiz” olduğuna inanan akıl, işte tam bu noktada susar, sessizce çözer Hidalgo’yu bağladığı yerden, alır terkisine beni, yani yüreği, usulca yola koyulur. Vicdan bir kuş gibi kanat çırpar, yol gösterir akla.

Terkisinde panik ataklı bir yürekle, çalışmaktan dizlerinin bağı çözülmüş bir akıl, bir kuş kanadının peşine takılarak, depresyondaki bedeni nereye kadar götürebilir, bilemem.

Bildiğim bir şey varsa, şudur: Bir "deli"nin kara kaplı defteri, “dışarıdakiler”in yazdığı tarihten daima daha gerçekçidir!

Zelin Artuğ, 2010 Kasım, Yeryüzü


http://www.kucukisler.com/2010/11/19/bir-delinin-kara-kapli-defteri/#more-9598

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaşamıa her daim iki eylemin önemli olduğunu düşünmüşümdür Zelin; biri sesini çıkarabilmek, diğeri ise sesini duyurabilmek ... Sendeniz yüreğin tepkisi bu iki eylemin icraatını yansıtacatır elbet... Yüreğine sağlık...

Hakan Şahin 
 01.12.2010 20:17
Cevap :
Sevgideğer Hakan, "Bendeniz yürek"in sesini asıl ne zaman duydum biliyor musun? Dört yıl önce ilk kez ekokardiyografi yapıldığında... O zaman anladım ki, yıllardır sessiz atan bu yürek artık sesini duyurmalı. Bir kuru candan öte neyimiz var ki şu dünyada! Bu anlamsız suskunluk..bu tepkisizlik... bu vurdumduymazlık niye? O gündür bugündür "başkaldıran yürek" oldu bu bendeniz yürek. Bağır... bağır... bağırıyorum. (Deeeert çok, hemdert yok! /Yüreklerin kulakları sağır...) derken.... Hakan sevgideğeri çıkıp geliyor uzaklardan. "Buradayım, Zelin!" diyor, seviniyorum çocuklar gibi...ve "Kurşun eritmeğe çağırıyorum!" Sonra.. bir bakıyorum, sabah olmuş. Şeri'nin kızılderili bilgesinin dediği gibi, bir gün düş kurmayı da öğreneceğiz. İnsanlık için kurduğumuz düşler, çok iyi düşler olacak! O zamana kadar, iyi bak kendine ve hep sevgiyle kal, dost.  02.12.2010 17:03
 

Ve, ''Dünyanın En Tuhaf Mahluku''... Bilirim Hidalgo'nun sahibi, hep onları yazar, hep onları haklıca yüceltir, hep sever onları... Ne güzel, ne güzel!...Hepimizin bir kabahati varya bu yeryüzünde, ben de severim onları, saffetlerini, temiz yüreklerini, ayrıca Nazım'ı, Hasan Hüseyin'i, Arif Damar'ı, Ritsos'su, Neruda'yı, Victor Jara'yı...Kapıcımız Habip'i...Dünyadaki sosyalist ülkeler bu gün yirmidörtden altıya düşmüş!...Eski sosyalist ülkelerden Kamboçya'da dörtyüz kişi, bir seferde bedavaya can vermiş...Nedeni önce eğitimsizlik ve bilgisizlik!...Batıda işçi sınıfı yabancılaşırken, doğuda feodallikten çıkamamış...İslam coğrafyasında, hiç bilinçli bir işçi sınıfı her nedense oluşamamış!... Kimse de bunun ciddi bir şekilde nedenini sorgulamamış!...Duvarla birlikte emek de yıkılmış, viran olmuş!... Şimdi yol hem uzun, hem daha dolambaçlı ve zahmetli ve de özveri ister hep!...... Yersizlikten, bu yazınızın gizemli, insanlık dolu tarafına vurgu yapamamıştım...Sevgiyle.Dostça selamlarımla

zeki etferat 
 24.11.2010 18:24
Cevap :
"Nazım'ın canım kardeşi" olan "Dünyanın En Tuhaf Mahluku" nun değil kabahatin çoğu! Kabahatin çoğu,-demeğe de dilim varmıyor ama- gocuklu celep kaldırınca sopasını, sürüye katılıvermemek için soluğu sınırların dışında alan, sürüye oralarda katılan, halkını unutan aydınların! Beğenmediğimiz Tatlıses bile "Urfa'da Oksford vardı da mı okumadık!" diye doğru bir laf etmişti! İslam coğrafyasında bilinçli bir işçi sınıfı neden olsun! "Allah herkesin rızkını verir" ya, ne gerek var ekmeğinin peşine düşmeye! Şükür ve tevekkül de var! Komşunun, sen açken uyumadığını, illaki sana bir tas çorba getireceğini de biliyorsun! Belediye yardımları, çadırları da var! Belanı mı arayacaksın! İbadetini yap ve rızkını bekle! Milliyetçiliği körükler, bu "tuhaf mahluk"u ümmet de yaparsan, tamamdır. Zelin'in de bir reçetesi var! Din, milliyet ve para.. Atın bunları insanın tarihinden! Bilimin önünde engel, bunlar! İnsanlığın kanatlarını koparıp onu kibrit kutusuna hapseden bir tanrı neye yarar! Dost selamlar..  25.11.2010 11:58
 

Ancak taraf olurlar ve kimileri de taraftar ve hatta Murtaza!..Yeryüzündeki envai çeşit akıllardan biri de Zelin'e diyorki;önce stresle barışık ol,haftada beş saat yürüme hedefleyip, bu menzile yavaş yavaş ulaşmaya çalış..Önce bir ya da iki beden doğal yollardan geri git..Elinden geldiğince,''Organik'' beslen,balık ve mutlu hayvan eti tüketmeye çalış!..Ve Kan grubuna göre beslen, beslen ki, yiyeceklerdeki alerjenlerden de uzak kalasın!..(adımı soyadımı ve kan grubunu Google'da yaz, ve düğmeye bas!...)İlk aşamada, doğal yoldan B,C,D vitaminleri,çinko,demir ve E vitamini desteği almayı planla,ifrada kaçma..İki akşamda bir yatmadan önce bir bardak havuç suyu iç!Tütün,alkol ve kahveye, karşı taraf ol, sınıfsal olarak da düşman!Etrafında en yakınların da dahil,stres üreten ve yayan insanlardan uzak durmaya çalış..Belgrad ormanı sabahları İstanbullular için her zaman güzel ve yağmur sonrası iyonludur..Bunları yap ve sonra doktor, ilaç ve psikoterapi desteği al.Belki de gerekmez!Dostça selam

zeki etferat 
 23.11.2010 17:39
Cevap :
Sevgideğer Etferat, Emekçiler sistemi denetlemesinler zaten! İnsanlık adına işe yaramayan bir sistemin nesini denetleyeceksin ki?! Bu, bir.. İkincisi.. Zelin bu yazıda kendini anlatmıyor! Yeryüzünün herhangi bir yerindeki herhangi bir emekçinin yüreğini ve aklını konuşturuyor. Hani işe saat 08:00'de başlayıp, 20:00'de paydos eden ve haftanın altı günü asgari ücrete çalışan emekçi var ya! Hani penceresiz, havasız mekanlarda kot taşlıyor bazıları..Hani ölüyorlar iki üç yıl sonra da.. Onların da yürek ve akılları var, diyor Zelin, yanlış mı biliyor? Yoksa onlar balıkçı tezgahlarındaki mutlu hayvanlar grubuna mı dahil? Aşk-ı Memnu'nun Behlül'ü "MARKA" mağazaların vitrinlerinde taşlanmış kotuyla artistik pozlar versin diye mi mutlu mesut ölmekteler?! Verdiğin reçete çok insani! Kendi adıma çok teşekkür ederim. Elimden geldiğince yararlanırım, sağol. Ama kuru ekmek parasına günde en az 12 saat çalış-tırıl-an emekçi bu reçeteyi mesaiden önce mi yoksa mesaiden sonra mı alsın? Dostça selam  24.11.2010 10:41
 

Yeniden.. yeniden.. yeni.. Senin şu alkım resimlerinin sonuna yazdığın yorum.. Aklıma düşürdü yeniden.. Bu yazı.. alkım.. Yeni insan yazısı.. yeni.. beraber.. çoklar.. çok çoklar.. böyle olsaydı keşke.. Panik.. atak.. bir kez daha okuyayım şimdi.. bir çoklar da okusa da.. Paniğe kapılsa demiştim dün.. Paniğe kapılmak zamanı Zelin.. sevgiler, saygılar

yucel evren 
 21.11.2010 11:52
Cevap :
:)) Yanıtım, kucukisler'deki yorumunun altında. Oraya gitmişken, Efkan Şeşen'in "Büyük kentlerin küçük soyluları" şarkısını bir daha dinle! TRT, eski topçu Hakan Şükür'e TRT Stadyum programında "LAF" konuşsun diye yılda 700 bin TL ödeyecekmiş! Haftalığı 10 bin TL; günlüğü 2 bin TL!!! Can güvenliği olmayan madencinin aylığı 800; günlüğü 40 TL'ye gelirken... BİR ESKİ TOPÇU, bir günde, 50 MADENCİ'nin toplam kazancı kadar parayı daha doğrusu PARSAyı vuracak! Yani bu coğrafyada yaşayan bir eski topçunun edeceği laklak salatası, 50 madencinin canına eşdeğer tutuluyor! YUHHH! desem ayıp olur mu? Panik atak olmayana... tek tek söyleyeyim, panik olmayana.. ve bu acıklı tablo karşısında en azından şiddetle kınama gibi bir atak yapmayana da yuhh! Evet Yucel, haklısın, paniğe kapılma zamanları.. Sevgiyle..  21.11.2010 15:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1022
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster