Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
112
 

Bir Demet Kantaron Çiçeği

Rüstem Ağa şafak söküp tan yeri ağarırken uzun tüylü koyun postundan namazlığın üzerinde, elleri semaya açık uzunca bir süre dua etti. Dua biitikten sonra nasırlı elleriyle bir haftalık kırçıl sakallarına sürdüğü ellerinden çıkan hışırtıya uyandı Döne hatun.
 
Rüstem Ağa sessizce girdiği mutfaktan akşamdan ıslatılıp katlanmış dört adet yufka ekmeğini koydu açtığı azık bohçasının üstüne. Büzgülü bez torbanın ağzını açıp pençelerinin dolusu kuru üzüm aldı, bohçaya koydu. Bir de köşede duran keçi kılından yapılmış çuvalın içindeki koz cevizdende bir pança alıp kapattı azık bohçasını.
 
Giyinip çıktı evden. Aldığı kazmanın ağaç sapına geçirdi azık bohçasını. Bir de sicim urgan aldı derlenip bağlanmış. Onu da astı kazmaya yola çıktı. Vadiden geçen derenin kenarına gelince mantar tıpalı matarasına su doldurup, iki avucunun dolusu suyu içip elinin tersiyle sildiği ağzından sıçrayarak dökülen sular serpildi. Elhamdulillaaah çekti içine sinerek.
 
Az gitti uz gitti dere tepe düz gitti tekerlek çam denen mevkiye geldiğinde ilk rastladığı dikenli boz ardıcın çıkıntılı dalına azık torbasını astı dikkatlice. Üzerindeki kollarının ucu püsküllenmiş ceketini çıkartıp onun üzerine astı. Yeleğindeki düğme iliğine bağlı köstekli saatini zincirinden çözüp ceketinin iç cebine yerleştirdi. Yıkanmaktan telis torbasına dönen oduncu gömleğinin kollarını dirseklerine kadar çemleyip, iki avcuna tüüü diye tükürüp birbirine sürterek kazmanın sapını kavrayıp vurdu yayvan kevenin köküne doğru. Toprağın yumuşak olmasına sevindi.
 
Öğleye kadar söktüğü kevenleri bir araya toplayıp istif etti. Topladığı çalı çırpının üzerine boca ettiği odunların altına koyduğu kurumuş ardıç ağacının yapraklarını tutuşturdu muhtar çakmağı ile. Harlanan ateşin üzerine tuttuğu kevenlerin dikenleri çatırdayarak alev yalazları içinde kavrulanı attı kenara. Tüm kevenleri ateşle ütüledikten sonra soğumasını beklerken azık torbasını açıp, dürüm yaptığı yufka ekmeğine her ısırdıkça üç beş tane kuru üzümü attı ağzına. Arada kırdığı cevizlerle destekledi bolca. Karnı doyan Rüstem matarasının tıpasını iyice sildikten sonra mantarını açıp lıkır lıkır içti suyunu. Çekti yine çok şükür Elhamdulillah. Ağzını elinin tersiyle sildikten sonra çıkardı cıgara tabakasını. Özenerek sardı tütünü güzelce kehribar gibi. Ucundan iki kıvırıp yapıştırdı dudağına. Muhtar çakmağının kapağını açıp ateşledi füze gibi cıgaranın ucunu. Mor dumanı tee ciğerlerinin dibine kadar çektikten sonra üfürdü birkaç metre uzağa aralıksız. Diline bulaşan tütün kırıntısını trıp diye attı ağzından.
Kızılkayanın tepesine doğru baktı, Binboğa Dağının tepesine baktı güz yağmuruna yakalanmamak için. Dağların başında duman olmayınca yağmur yağmazdı. İçi rahatladı. Biten cıgaranın izmaritinin ucuna iyice tükürerek söndüğüne kanaat getirdikten sonra, toprağı az eşeleyip bastırdı üzerinede toprak attı bir tutam.
 
Dikenleri ütülenen kevenleri küzelce yere serdiği urganın üzerine istifledi, sonrada dört taraflı der-top bağladı iyice. Yamaçtaki kayaların etrafında sere serpe duran sarı kantaron çiçeklerinden hallice bir demet toplayıp; pantolonun cebinden çıkardığı kınnap ip ile bağladı sıkıca. Bir de cebinden çıkardığı hartlap bıçağı ile saplarını şekillice yuvarladıktan sonra gülümsedi keyiflice. Keven demetinin üzerine yerleştirdi dikkatlice kantaron çiçeği demetini. Girdi şeleğin altına, dizlerinin üzerine oturup hızlıca yekinip ıkınarak ayağı kalktı. Yerdeki kazmayı da aldı eline is kokan kevenlerin kokusuyla beraber. Kimi zaman esen rüzgâr, kevenlerin is kokusunu önüne kattı, kimi zaman arkada kaldı.
 
Eve döndüğünde Döne Hatun karşıladı Rüstem ağayı. Şeleği yere indirmesine yardım etti. Rüstem kele ne de is kokuyon bree diye yarenlik etti Döne Hatun. Rüstem yandan gülümseyerek topladığı sarı kantaron çiçek demetini uzattı Döne Hatuna. Al bunları senin için topladım kırdan dedi. Yüzleri kırışmış Döne Hatunun gözleri ışıldadı. Güldü Rüsteme imalı bakışlarla. Sağol dedi. Ne de güzel kokuyorlar dedi tutrak kokusunu burnuna çekip. Aldı bir demet çiçeği tavan merteğinin arasına sıkıştırdı. Bunlar burada kurusunlar. Her baktıkça göreyim hoşuma gitsin ddedi. Sen bilin gari dedi Rüstem ağa gülümseyerek.
Yandan seslenen Abdi ağanın karısı Güldane böbürlenerek yaklaştı Döne Hatunun yamacına. Oturur oturmaz başladı anlatmaya. Abdi ağa kasabaya gidince gelinine beşi bir yerde almış ona torun doğurduğu için. Güldane’ye de kadifeden mor entari aldığını anlattı ağzını tükürüğünü köpürterek.
 
Döne Hatun da bak! Güldane, Rüstem ağa da bana sarı kantaron çiçeği getirdi. Bende onu her zaman göreyim diye merteklerin arasına astım. Orada kurusun dursun. Kokusu her daim sevgiyle yayılsın. Rüstem evde olmasa bile kokusu onu hatırlatsın dedi gülümseyerek…
 
18.06.2019 Adil Bozkurt
Saygıyla…
Cemile Torun, jale kasap, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Maddiyatla beslenenler nerden bilsin bir demet çiçeğin hazzını nerden bilsin tatlı dilin selamını...çok güzeldi...telis ve keven bir kaç kelime daha öne çıkartabilirdin bu arada ...saygılar sunuyorum

jale kasap 
 27.06.2019 18:01
Cevap :
Değerli yazar Jale hanımefendi okuyan yüreğiniz sağ olsun. Çok doğru bu tip organik sevgilere mazhar olan pek çok Anadolu insanı hala var. Umutları hep güzel, yaşamları doğal. Onlar hep var olsunlar. Bu yazım gerçekten yaşanmış olayların süzgecine takılmış bir öykü. Keven (dikenleri bolca yerin yaklaşık bir metre kadar kökü olan bir bitki. Telis ise geniş gözenekli bir torba çeşidi olarak kullanılırdı.Saygıyla selamlar.   27.06.2019 20:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 170
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 395
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster