Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
403
 

Bir dindar-muafazakarın günlüğü

Esselamün Aleyküm günlük,  

Bugün de sabah namazına kalkamadım. Demek ki “sabah namazına nasıl kalkılır” kitabını okumak ta işe yaramıyor. Uyanıyorum ama bir ağırlık çöküyor ki üzerime bedenimi yataktan kaldıramıyorum. Şeytanın işidir diye düşünüyorum. Zaten bu dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı şeytan ve Siyonistler değil mi? 

Bir de tabii dün gece geç saatlere kadar kutlama vardı. Elhamdülillah, seçimleri yine kazandık. Başbakanımız yine herkesi memnun edecek bir konuşma yaptı. Allah razı olsun danışmanlarından, herkesi memnun etmede çok yetenekliler. 

Aslında bizde günlük yazma alışkanlığı yoktur. Zaten sağ ve sol omuzlarımızdaki melekler her şeyi yazıyor. Bir de biz yazmayalım, hem bazı şeylerin gizli kalması daha makbule geçer diyorum ama kendimi tutamıyor, yazmak istiyorum işte. 

Hemen belirteyim, güne çok güzel başladım İktidarımız sürüyor. Hükümet değil iktidarız yani. Asker artık “esas duruşta, ” HSYK; tamam, Danıştay başkanı bile Bülent Abi’nin sınıf arkadaşı, basın dersen; birkaç eski DEV-SOL’cunun etkin olduğu gazeteler dışında kontrolümüzde sayılır. 

Allah rızası için abone olduğumuz ve çevremizi abone yaptığımız gazetemiz Zaman light ve etkili haberler yaparken Akit akıncılar gibi saldırıyor maşallah. Star ve Sabah istemediğimiz bazı resimleri hala basabiliyor ama yine de çok hizmetleri var. 

Hele Türkiye Gazetesi… Abonelerini Zaman’a kaptırmanın telaşıyla manşet haberler…Başbakanımızın coşkulu kalabalıklara bakan kocaman bir resmi… Büyük puntolarla veciz bir sözü…Kanmıyoruz, aslında hala hakkımızı helal etmiş te değiliz. “Dindarların da bir televizyonu olacak”(TGRT) diye hanım kardeşlerimizin bileziklerinin sonradan Sibel Can’a, Seda Sayan’a nasıl verildiğini biliyoruz. Bu yetmezmiş gibi bir de en sonda gidip bir Yahudi’ye sattılar kanalı.. Bakma sen şimdi birilerinin bunlara yandaş demelerine, bu devirde dik durmanın kimseye bir fayda sağlanamayacağını herkes biliyor artık. 

Ama asıl gücümüz ara sıra Başbakanımızla kavga etse de Taraf Gazetesiyle oldu. Haberleri, toplumda askerlere karşı olan güveni zayıflattı doğrusu. Bir ara orada da operasyon yaptık. Partimize mesafeli duran muhabirleri, köşe yazarlarını tasfiye ettik. Onların etkilerini kırdık ama baş yazarı hala o eski solcu alışkanlıklarından vazgeçmiyor. Gerçi seçim ilanlarını vermeyerek cezalandırdık ama yine değişen bir şey yok, aynı. 

İtiraf edeyim, zaten en başından beri bu liberal demokratlardan pek hazzetmiyordum. Bunların ne zaman ne yapacağı belli olmuyor azizim. Bazen özgürlüğü öyle sınırsız düşünüyorlar ki eşcinsellere bile özgürlük istedikleri oluyor. 

Ama o zor günlerimizde, etrafımızın Kemalist, aşırı solcu yazarlarla kuşatıldığı, entelektüel fukaralık günlerimizde yani, Allah(cc) razı olsun(gerçi çoğu inanmaz ama) bize düşünce sadakaları çok oldu. Onların değerlerine sığınarak kendimizi çok kolay savunduk. 

Hani günlüksün ya, doğruyu söylemek gerekiyor, şimdi sanki ilk defa seçimleri kazanıyormuş gibiyiz ama ülkemizde seçimleri hep desteklediklerimiz kazandı. 

Nasıl mı? Bak, Menderes’e oy verdik, kazandı, Demirel’e verdik, kazandı, Özal’a, Erbakan’a verdik, kazandılar. Üç dönemdir Tayyip’e veriyoruz, bakın o da kazandı. Yani kim diyorsak o. 

Ben de bunu anlayamıyorum zaten. Hep kazanıyoruz ama hep şikayet eden ve mağdur olan biziz. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarını, İnönü dönemini, 27 Mayıs’ı ve 28 Şubat’ı saymasak öyle çok ezildiğimiz söylenemez. 

Yani 12 Mart’tan şikayetimiz mi oldu? 12 Eylül’de işkence mi gördük? Solcu gençler Filistin’de savaşmaya giderken biz camiye gitmeye bile eriniyorduk yahu. Şimdi Amerikan’ın Müslüman topraklarında cirit atmasına öfkeleniyoruz ama kimse duymasın, 6.Filoyu protesto eden solcu gençlere saldıran da bizdik. Alevilere kör, Kürtlere sağır, solculara hep uzak olduk. Kendimizi bir kere “hakikatin merkezine” koymuş ve diğerlerini “Batıldır, küfürdür” diye mahkum etmekten çekinmiyorduk. Hılfu’l-Fudül’u unutarak haksızlıklara, zulme karşı “dilsiz şeytanı” oynadığımız çok oldu yani. 

Ama bak bunların hepsi geride kaldı. Öyle ağır bedeller ödemeden iman gücüyle iktidar olunabileceğini solculara gösterdik. Onlar, yıllardır DGM’den şikayet ettiler, biz kaldırdık, onlar yıllardır “darbeciler yargılansın” dedi, biz yargılıyoruz, onlar yıllarca “141 ve 142. madde kaldırılsın” dedi, biz kaldırdık. Yani artık istersek onları bile ortadan kaldırırız ama, neyse.. 

İşte böyle sevgili günlük. Allah’a çok şükür iktidarımız sayesinde işler yolunda gidiyor. İhracatımız artıyor. Bizde çok sıkı takip ediyoruz gelişmeleri. İŞKUR projeleri, KOSGEB destekleri, belediye ihalelerini falan. 

Geçen sohbette, “Risaleleri” okumaya ara verdiğimizde bizim Esma’nın kadro işini de sordum başkana “Allah’ın izniyle halledeceğiz inşallah Zübeyir abi” dedi. Vallahi çok iyi bizim bu kardeşlerimiz. Çalışıyorlar. Paylaşıyorlar, infak ediyorlar. Allah hepsinden razı olsun. Allah muvaffak etsin hepsini. 

Neyse geç oldu, 3 İhlas ve 4 Fatiha okuyup uyuyayım. Son olarak her şey yolunda gidiyor ama hala şikayet eden arkadaşlarımız da yok değil. Yok başörtü sorununu çözemedik, yok Kürt sorunu hala duruyor, yok Aleviler hala sıkıntıdaymış. Bilmesem, Eyüp peygamberin hayatını hiç okumamışlar diyeceğim. Tövbe tövbe, sanki bu sorunları biz üretmişiz gibi konuşuyorlar. Tam ustalık döneminin fırsatlarına, çılgın projelerine kapıyı aralamışken “kaos çıkarmaya” çalışıyorlar. Hani tanımasam “Ergenekoncu” derin devletin adamı diyeceğim ama biliyorum sadece Hocaefendi’nin gördüğünü göremiyor onlar, göremiyorlar… 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 471
Kayıt tarihi
: 26.03.11
 
 

Üniversite mezunuyum. Yerel bir gazetede çalışıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster