Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
174
 

Bir Dokunduk, Pir Dokunduk Yareye

Bir Dokunduk, Pir Dokunduk Yareye
 

Yeşillik üzerine sohbetler


" Kalemin var mı oğlum? " diye seslendi biri yan masadan. Aynı masada daha sonra birbirlerini tanımadığını anladığımız iki yaşlı adam oturuyordu. Doktor sırası ya da tahlil sonucu bekliyorlardı besbelli.

Üniversite hastanesinin kafeteryasında, tokluk şekerimin ölçülmesi için hemşire hanımın dakikası dakikasına verdiği 2 saatlik süreyi doldurmak için bekliyorduk. Açlığı daha önce  birkaç kez ölçtürmüştüm lakin toklukta ilk kez. Meyve suyu, gözleme ve çay söyledik eşimle. Gözüm de duvardaki saatte; 09:46 'da attım ilk lokmayı ağzıma, demek ki 11:46 'da bitecekti süre.

Çantamı biraz karıştırdıktan sonra elime ilk gelen pilot kalemi uzattım kalem arayan yaşlı adama. Aradan 5 dakika kadar zaman geçmişti, amca bu kez;

"Nasıl yazıyor bu kalem? Orasına bastırdım yazmadı, burasını çevirdim olmadı amcam," dedi. Eşim de gülerek :

"Amca kapağını çek, açılır, sonra yazarsın," diye cevap verdi. Amca da "Bizim zamanımızda böyle kalemler yoğudu, diye söylenerek elindeki küçük kağıt parçasına tahminimce telefonda kendisine söylenen bir telefon numarasını yazdı. 

O numarayı aramayı beceremedi bu kez; " Çekmiyor telefon! " dedi. Biz de dışarı çıkarsa çekeceğini söyledik ve amca konuşabilmek için dışarıya gitti.

Diğeri, kafasında siyah kasketli olan siyah mantolu amca da bizi izliyormuş göz ucuyla.

Biz gayri ihtiyari o amcaya gülerek kaldığımız yerden kendi sohbetimize döndük. İkinci amca alınmış, hemen;

-Gülersiniz böyle, yaşlanınca gülünç olur insanlar, dedi yavaşça.

-Yok amca, estafurullah! Öyle şey olur mu? Falan- filan desek de amca oltayı atmıştı çoktan bize.

Laf lafı açtı, anlatı da anlattı. Meğerse konuşacak ne çok şeyi varmış, anlatacak birilerini ararmış amcam! Benim gözüm hep saatte. Amcanın sözü bir türlü bitmiyor. Nihayet 11:45 'te kalktım sandalyeden, zor yetiştim tokluk kanını vermeye.

Masmavi derin bakışlı gözleri, çizgilerle dolu bembeyaz masum yüzü kaldı aklımda. Sakin sakin alçak sesle anlattı: Karısına nasıl aşık olduğunu, onun memleketi diye buraya geldiğini, ölümünden sonra onu unutamadığını, kızlarını, damatlarını, torunlarını...

Polis emeklisiymiş. " Ben iyi bir polistim, diye sıkıştırdı hemen araya. 2-3 kişi dövmüş ancak polislik hayatında. Onlar da karısını döven, çocuğunu döven adamlarmış. Kars'ta, Antep'te, İstanbul'da çalışmış.

"Bakma böyle göründüğüme, ben daha 67 yaşındayım kızım, " dedi. Ben sesimi çıkartmadım artık, aslında babam olamayacak yaştaydı, fakat  üzüntü ve hastalıktan çökmüş olacak ki, 75 'ten fazla gösteriyordu yaşı.

Hayat bu!

Bir gün bir yerlerde adını bile bilmediğimiz biri, bir yazıya konu olur işte böyle!

Gülcan Baran Turan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 480
Toplam yorum
: 2957
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 2006
Kayıt tarihi
: 27.03.07
 
 

Üstkimliği ile insan, altkimliği yeterince kalabalık birisi; Eş, anne, öğretmen emeklisi. Doğa, H..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster