Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
408
 

Bir Dost anlattı

“Köy çocuğuyum. Bizim köyde pamuk ekiminden başka bir iş yapılmaz. Hani, pamuk işçiliği de zor iştir. Ben köyde kalmak istemiyorum. Şehir yerine gidip temiz giyinmek, kısa saçlı , başı açık kızlarla tanışmak, ütülü pantolon, kolalı gömlek, boyalı ayakkabı giymek, şehir dilinde konuşmak istiyorum. Babam ise benim köyden ayrılmamı hiç ama hiç istemiyor. Ağabeyim okumuş. Babam sırf evimizin ocağını yaksın, yaşlandığımda bana baksın, evin ununu öğütsün, odununu getirsin, çiftini sürsün diye beni okumaya salmadı. 

O zamanlar şoförlük geçerli meslek. Köyün kızları en çok üstüne başına gres yağı bulaşmış olanlara rağbet ediyor. Kızlar bir de öğretmenleri istiyor. Kendi aralarındaki söyleşilerde “ya Aksu’lu, ya da taksili olsun” diyorlar. Ben Aksu’lu (Aksu Köy Enstitüsü) olamadığıma göre taksili bari olmalıydım. 

Bir tanıdık sayesinde Fethiye’de bir oto tamirhanesine çırak girdim. Tamirhanemizde benden önce girmiş bir çırak daha var. Hani ustamız da az bulunur bir insan. 

Biz şehre kibar konuşmak, temiz giyinmek için geldik. Ama hiç de istediğim gibi olmadı. Pantolonumuzun dizinden yağ eksik olmaz. Yağ kiri tırnaklarımızın arasından çıkmaz. Kibar konuşma dersen hak getire. Her lafa “goduğum” diye başlıyoruz. Çoğu kez ana avrat düz gidiyor. Ne olacak tamirci çırağı işte. Bir de Fethiye gibi yerde ana yok baba yok gardaş yok yapayalnızsın. Bir tamirci çırağıyla birlikte bir evin küçük bir odasında kalıyoruz. 

Yemeğimizi kendimiz yapıyoruz. Yemek dediysek, yumurta haşlaması, yumurta kızartması. Kara zeytin beyaz peynir. Ustanın verdiği para boğazımıza yetmiyor. 

Haftada bir gün de Yılmaz sinemasında, burma bıyıklı köy delikanlısı Eşref Kolçak ile omuzu testili, saçları melik örülü üç etekli köy kızı Muhterem Nur’un aşklarını anlatan film var. Canımız ona da gitmek ister. Kirli elbiseleri yıkamak için Hacı Şakir sabunu para ister. Yoksa şehir kızını nerde bulacağız, onlara nasıl kur yapacağız. 

Bir gün tamirci dükkanındayız. Ustamız Cuma namazı kılmaya gitti. Biz de öğle yemeği yiyeceğiz. Yakınımızdaki bakkaldan biraz peynir, biraz kara zeytin, iki de fırın ekmeği aldık mı öğle yemeğimiz tamamdır. Birer lira koyduk kirli takım masasının üstüne. Benim elimde iş olduğundan bakkala arkadaşım Yusuf gidecek. Yusuf çabucak gitti geldi. Gazete kağıdına sarılmış zeytini peyniri ekmekleri tahta taburenin üstüne koydu. Elimizi önce benzinle sildik, sonra da arap sabunuyla yıkadık. Tırnaklarımızın içi simsiyah, eller yarı yağlı oturduk yemeğe. Bakkal Ramazan amcanın zeytini güzel, ama peyniri daha bir güzel, tadına doyum olmuyor. Zeytini bitirdik peynirin de yarıdan fazlasını yedik. Baktık peynirimiz ekmeğe yetmeyecek. Ne yapsak acaba? Arkadaşım çözümü buldu. 

- Bak arkadaşım Veli, biz bu Ramazan amcaya her gün avuç dolusu para veriyoruz. Para çıkısına düğüm üstüne düğüm atıyor. Her gün zeytini peyniri tartarken altın tartar gibi tartıyor. Bir ayağını kaldırıp yola sümkürüyor. Ben bu adama gıcık olmaya başladım. O pis elleriyle bir de bize zeytin, peynir tartıyor. Şimdi ben bu kalan peyniri alacağım. Ramazan amcaya götürüp “bu peynirin içinden sinek çıktı diyeceğim.”İsterse bana yeni peynir tartıp vermesin. 

- İyi ama arkadaşım bu senin yaptığına düpedüz sahtekarlık derler, ayıp olmaz mı? 

- Olmaz olmaz, gavurdan bir kıl koparmak kardır. 

Baktım arkadaşım kalan peyniri gazetesine sarmaya çalışıyor. Peki hani bunun sineği. Tamirhanemizde bir karasinek avlamak için birkaç dakikamızı harcadık. Güç bela vurduğumuz sineği de kalan peynirin içine koyduk. Arkadaşım doğruca Ramazan Amcanın bakkalına. 

Adamcağız bin kere özür dilemiş.”Aman kimseler duymasın” demiş.”Ben bu dükkandan ekmek yiyorum” demiş. Daha sonra fazla fazla tarttığı peyniri arkadaşıma vererek yola kadar uğurlamış. 

Biz işin kolayını bulmuştuk. Al peyniri, yarıdan fazlasını ye sonra da “içinde sinek çıktı” diye götür yenisini al. Bunu birkaç defa yaptık. Bakkal yuttu. Ama, ya bir gün numaramızı çakarsa. 

Her zaman peynirde sinek çıkacak değil ya. Kıl da çıkabilir değil mi efendim. Bir hafta sonunda köye gittiğimde evimizdeki keçi postundan biraz kıl kesip geldim.Bu sefer de “senin peynirden kıl çıktı” diyeceğiz. 

Bir süre de peynirden kıl çıktı numarasıyla kandırdık Ramazan amcamızı. 

Ramazan amcanın bir süre sonra bizim numarayı çaktığını ve aldığımız peynirlerin içine de saklıca burun suyu koyduğunu sonradan öğrendik.” 

Neylersiniz ”etme bulma dünyası” bu. 

Sahi, simdiki zamane peynirleri pek de güzel, içinde ne sinek, ne keçi tüyü, ne de burun suyu var. 

Öyle değil mi efendim? 

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlâhi, çocuk aklı işte diyeceğim de, hınzırlığa çalışan cinsinden. Hikâyenin sonu, öfff, mide bulandırıcı değil mi? Bu öykünün kahramanı şimdi yaşıyor mu acaba? Yaşıyorsa kendisine ait bu öyküyü okuyunca ne düşünür? Çocukluğu ile ilgili olsa da bence utanmaktadır...Saygılarımla...

Yurdagül Alkan 
 27.06.2011 12:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 163
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 592
Kayıt tarihi
: 16.02.09
 
 

Recai Şahin: 1941 yılında Fethiye- İncirköy'de doğdum. İlkokul köyümde, ortaokulu Fethiye'de okud..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster