Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
951
 

Bir eğitim çınarı

Bir eğitim çınarı
 

İş atölyesinde Hayrettin Öztürk ile ecza dolabı yaparken. 1963


Hafta içinde Akdeniz Tv de güzel ve duygusal bir söyleşiye tanık oldum. Eğitimci Yekta Başeğmez’in sunduğu programın konukları yıllarını eğitime vermiş Mustafa Şanlı ve eşi Türkan Şanlı idi. 57 yıl sonra öğrencisinin programına konuk olmak güzel bir şey olmalı. İçimden keşke dedim, bu nehir söyleşiyi öğretmenler, öğretmen adayları, öğrenciler izleseydi. Ne kadar çok yararlı olurdu. Mustafa Şanlı’nın Aksu Köy Enstitü’sünde okuyabilmek için Korkuteli-Aksu arasındaki 90 km yolu yaya olarak yıllarca gidip gelmesi doğrusu şimdilerde hayal bile edilemez. 

 

Mustafa Şanlı eğitimin her kademesinde görev yapmış. Hep tutku ve merakla geçen yaşamında nice doyumlar yaşamış. Çalışmaları özden ve gönülden olmuş. Aksu Köy Enstitü’sünde çok yönlü yetişmesi, onu çalıştığı yerlerde halkın öğretmeni yapmış. Köyünde baş gösteren trahom hastalığının tedavisini yapmasını, Trabzon’un Of ilçesinde Aksu’da öğrendiği imeceyi yaşantıya geçirerek 400 öğrenci ve halkla yol yaptıklarını, Aksu Öğretmen Lisesi’nde bu kez öğretmen iken, hem yönetmen, hem de oyuncu olarak 15 bin kişi önünde öğrencileriyle beraber Kral Oidipus ‘u oynamalarını ilerlemiş yaşına karşın daha dünmüş gibi anımsıyor. 

 

Akdeniz Üniversite’sinde Eğitimbilim dersleri vermesi, 7.Eğitim Şürasına eğitimle ilgili bildiri sunmak için davet edilmesi sanıyorum çok az eğitimciye nasip olur. Halen derneklerde konferanslar veriyor ve kitap yazma çalışmalarını coşkuyla sürdürüyor. Tüm bunlar niçin? O yaşa gelmiş bir insan bunları kişisel ikbal için yapabilir mi? Ancak Köy Enstitülülük ruhu ile açıklanabilir bu durum. Köy Enstitülerinde uygulanan felsefeyi bilmeyen, bilmek istemeyen bunu anlayamaz. Benim babam da aynı Köy Enstitüsünden Mustafa Şanlı’nın arkadaşıdır. Benzer eğitimi ben de Gönen İlköğretmen Okulunda aldığım için, tüm bunlar bana yabancı gelmiyor. 

 

Köy Enstitülerinde farklı olan iş içinde eğitim felsefesinin olmasıydı. Ezber yok, uygulama vardı. Bilgi uygulamadan üretiliyordu. Oralarda düşünce, yazma, okuma ve uygulama birbirini besliyordu. Elektriği söndürmesini bilmeyen Şanlı, orada elektriğin yasalarını öğrendiğinde artık söndürebiliyordu. Volter’i çocuk yaşında okumuş ve yorumlamıştı. 

 

Eşi Türkan Şanlı ise bir cumhuriyet öğretmeninin kızı. Küçükken evlerinde Cumhuriyet Gazetesi hiç eksik olmamış. Korkuteli’nin İmecik köyünden –adı imeceden geliyor- yetişen genç bir öğretmen iken Korkuteli şehrinde kadınlara biçki, dikiş, nakış öğretmesi onu hem heyecanlandırmış, hem de mutlu etmiş. Türkan hanım -Beydağında Ardıç- adlı şiirini okurken gerçekten etkilendim. Bunları yazmasam, duyurmasam, başkaları bilmese olmazdı diye düşündüğüm için, Gönen Mezunları ile paylaşmak istedim. 

 

MUZAFFER GÜRBOĞA 

 

 

Not: Isparta Gönen İlköğretmen Okulu mezunlarından Muzaffer Gürboğa’nın, Köy Enstitüleri ve İlköğretmenokullarının önemini belirten yazısını bir blog olarak aynen yayınlıyorum. Sizler de Gönen anılarınızı ve İlköğretmen Okulları ile ilgili düşüncelerinizi yazıp gönderebilirsiniz. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu nefis blog için teşekkür ederim. Yazıda anlatılanlar tam anlamıyla mükemmel anılar.Ne üstün gayretli öğretmenlerimiz varmış.Esasında halen de var. Köy Enstitüleri ile ilgili her yazı beni derinden sarsıyor.Gerçekten milletimiz ne kadar güçlü ve asilmiş. Bunu bir kere daha anladım.Bu mükemmel ulusumuzlla, köylümüzle, biz neden hala büyük sorunlar içinde çırpınıyoruz. Anlaması çok zor.

yılmaz çetingöz 
 26.03.2011 15:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 690
Kayıt tarihi
: 21.11.08
 
 

Nazmi Öner 1946 yılında Burdur’un Bucak İlçesine bağlı Seydiköy’de doğdu. Seydiköy İlkokulu v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster