Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
83
 

Bir Eksiklik Var Bende Mutlaka

Bir Eksiklik Var Bende Mutlaka
 

 

iddiaya varım kim isterse

olamaz “namüsait” diye bir şey yok

“nâmüsait insan” vardır yalnızca

                            (H.E.)

         “Olmayacak dua da etmemeli; olmayacak duaya âmin de dememeli!” mi diyorsunuz?

         Bir atasözümüzün biraz farklı söylendiği bu önerinize niçin itiraz edeyim ki!

         İtiraz edince, tersini söyleyip kanıtlamak gerekir ki; hiç de kolay değil bu.

         Sözgelişi, başkalarının ya da bir “Bakan”ın çözemediği bir sorunu, bir genel müdür nasıl çözsün?

         Onca yıl deneyimli bir baş komiserin pes ettiği bir sorunu, göreve yeni başlamış bir polise havale etmek ne derece doğrudur?

         Olmayacak duaya âmin demekle kim ne kazanır!

         Bir önyargı değil mi bu?

         Çoğu zaman, yanıltmaz mı insanı önyargılar?

         Yani, ilk bakışta olmayacak, olamayacak gibi görünen bir duayı, bir dileği söylemekle ne kaybederiz? Ya da bu tür bir duaya “âmin” desek, dilimiz mi aşınır?

         Turan Eren’in Üç Dilek adlı eserinde anlattığı bir anıdır; yukarıdaki sözleri bana söyleten.

         Yazarımız, 1979’da Kars’ın Susuz (Cılavuz) ilçesi kaymakamıdır. İlk olarak köy bütçelerini inceler. Görür ki, en önemli gelir kaynakları ihtiyaç fazlası yayla ve meraların ihale ve icara verilmesidir. Ancak görünürde yeterli bir gelir yoktur. Muhtarlarla bir toplantı yapıp bu konuyu gündeme getirir: “Bundan sonra, yayla ve mera satışlarının tamamını gerekli duyurulardan sonra, Kaymakamlıkta açık artırmayla yapacağız.” der.

         Karar, pek çok muhtarın hoşuna gitmese de kimse itiraz edemez. Bu usulle, sözgelişi Porsuklu köyünün yaylası bir yıl önce 40 bin liraya satılmışken, o yıl ihale ile 802 bin liraya satılır. Böylece “Köy Birliği Bütçesi”nde 3 milyondan fazla para birikir.

         Köylere hizmet deyince ilk akla gelen yol ve sudur. Bu hizmet de ancak YSE (Yol, Su, Elektrik) kurumuyla yapılabilir. Öyleyse bu kurumun yöneticisiyle görüşmeli… YSE’ye gidip Müdür Talat Yılmaz’ı ziyaret eder: “Sayın Müdürüm! Ben, mecburi hizmet nedeniyle bu ilçede iki yıl görev yapacağım. Bu süre içinde, Susuz’da yolu yapılmamış, suyu getirilmemiş hiçbir köy kalmasın istiyorum.” deyince, Müdür:

         “- Benim de bir derdim var. Onu çözerseniz, dediklerinizin hepsini yaparız.” der.

         Müdür, alıp Kaymakam’ı bütün araçların bakım ve tamirlerinin yapıldığı büyük ve geniş bir atölyeye götürür:

         “- Bak Kaymakam Bey, bütün araçlarımız kışın burada tamir edilir. Bakımları burada yapılır. Tüm araçlarımız ağır iş makineleridir. Bunlar sürekli arıza yapar; dolayısıyla sürekli bakım ve tamir ister. Ama bu geniş hangar, kışın eksi 10 derece oluyor. Bu soğukta ustaların elini vurduğu parça, eline yapışıp kalıyor. Burayı ısıt, ben kışın araçların bakımını yaptırayım; iki yaz boyunca Susuz’da yolsuz ve susuz köy bırakmayayım.” der.

         O güne kadar neden ısıtılmadığını sorar Kaymakam:

         “Vali Bey’i getirdim buraya. Elindeki bütçe imkânlarının burayı ısıtmaya yetmeyeceğini söyledi. ‘Bu yapılmadığı sürece YSE bundan daha iyi bir hizmet veremez.’ deyince, ‘Özel idare bütçem sınırlı. Şimdilik buraya ayıracak paramız yok.’ dedi. Yani, Vali Bey bir çözüm getiremedi.”  İlahi Müdür Bey! Koskoca Kars Valisi’nin çözemediği bir sorunu, Susuz gibi küçücük ve yoksul bir ilçenin kaymakamı nasıl çözsün? (O yıllarda, bugün birer il merkezi olan Iğdır ve Ardahan da Kars’ın ilçeleriydi.)

         Kaymakam Turan Eren’in yerinde biz olsak, “Müdür, iş yapmamak için güzel bir mazeret bulmuş. Vali’nin çözmediği, çözemediği bir problemi ben nasıl çözeyim? Kimsenin benden yol ve su istediği falan da yok zaten. Boş ver! Böyle gelmiş, böyle gider.” derdik; değil mi?

Ancak bu Kaymakam, ne size benziyor, ne bana…  Ne düşünmüş, ne yapmış; merak edersiniz mutlaka.                                                                                                               YSE Müdürü bu derdini söyler söylemez, Kars’ta gördüğü bir otel aklına gelmiş Kaymakam’ın. Otelin girişindeki büyük bir salonu bir makine ısıtıyormuş. İlgilenip sorunca, “80 derece sıcak hava üflüyor.” demiş; otel sahibi. “Bu hangara iki taraftan birer tane o makinelerden koyarsak, burayı ısıtır. Ve zaten o iki makineyi alacak kadar da paramız var.” diye düşünüp:

         “Müdür Bey, gel; sana bir şey göstereceğim.” deyip o otele götürür. Cihazı gösterip makineyi çalıştırmalarını rica eder. Müdür, durumu görünce, “Harika bir şey bu! Ama bir tane yetmez.” der.

         “Evet, iki tane gerekir.”

         “Pekiyi, parayı nereden bulacaksın?”

         “Sen parayı düşünme.”

         “Atölyeyi ısıttığım takdirde, iki şantiye ile Susuz’un bütün köy yollarını nerdeyse bir mevsimde bitiririm Kaymakam Bey! Siz bu işi halledin; size namus ve şeref sözü veriyorum; ben de görevimi en iyi şekilde yapacağım.”

         Oteldeki makinenin üzerinde yerli bir şirket adı ve telefonu vardır. Hemen o numarayı arar Kaymakam. Yapılacak hizmeti anlatıp o makineden iki tane almak istediğini söyler. 

         Görevli, bir tanesinin 150 bin lira olduğunu, İstanbul teslimi 120 binden verilebileceğini belirtir. Anlaşırlar.

         İstanbul’a bir pikap gönderip makineleri getirtir Kaymakam. YSE atölyesine kurulup da çalıştırılınca, kısa sürede ılık bir ortam oluşur. Değmeyin artık, YSE Müdürünün keyfine! O kış, bütün iş makinelerinin revizyonu yapılır. İlkbaharda iki şantiye kurulur Susuz’a. Her şantiyede altı kamyon, greyder, kepçe, dozer… Büyük bir hızla başlanır; yol stabilize çalışmalarına.

         Öte yandan “limit yöntemi”(*) ile köylerin içme suları, sanat yapıları sorunları da çözülür. Su sorunu olan köylere su borusu, demir, çimento gibi malzemeler verilir. Kanal açma ve kapama gibi iş gücü, köylüler tarafından karşılanır.

         Kışa girmeden, başlanan işler büyük ölçüde tamamlanır.

         “Susuz Köylerine Hizmet Götürme Birliği”,  YSE tamir atölyesini ısıtan iki makine almakla kalmaz, araçların 450 bin liralık lastik ihtiyacını da karşılar.

         Müdür Talat Bey, “Kaymakam Bey! Sen hiç merak etme. İlkbahar başında gene şantiyelerimizi kurar, kısa sürede kalan işlerimizi de bitiririz.” der.

         Gerçekten de Kaymakam’la YSE Müdürü el ele verince işler tereyağından kıl çeker gibi kolayca yapılır. Ancak, Yaylacık köyü ile Kalecik köyü arasındaki köprünün yapımı sonbahara kalır. “Olabilir, ne sakıncası var?” demeyin. Susuz, Adana’da değil, Antalya’da, İzmir’de değil, Kars’ta… Kars’ın soğuğunu siz gelin, bana sorun. Kar da beklemez kışı, don da beklemez.

         Nitekim köprüyü tamamladıkları gün, meteoroloji, “Bu gece Kars’ta ısı eksi 5 – 6 derece olacak.” demesin mi? Köprünün yeni dökülen betonu donarsa, bütün emekler boşa… Mutlaka bir şey yapmalı. Ama ne yapmalı?

         YSE Müdürü ile Kaymakam, pek çok görevliyi toplayıp doğruca köprüye… Köylüleri de uyandırırlar. Köprünün üzerini naylon, saman ve gübre ile örterler. Elbirliği ile gece saat 01.00’e kadar çalışıp betonun donmasını önlerler.

         İş bilenin, kılıç kuşananın…

         Yeter ki, siz bir iş yapmak isteyin. Ama gönülden isteyin. Ama yürekten isteyin. Birer birer aşarsınız engelleri.

         Bana, “Doğup büyüdüğün memleketin Akseki’de Kaymakamlık yapmış üç kişinin adını söyle” deseniz, söyleyemem. Bırakın 3’ü, 2 isim bile veremem. Ama bir isim var ki, O’nu asla unutmadım; unutamam.

         Kim midir O?

         Fikret Nazillilioğlu…

         Yaklaşık 65 yıl geçtiği halde, neden mi unutmadım bu ismi?

         Çünkü O, 10 – 11 yaşlarındayken ben, yani 1952 – 1953 yıllarında, her türlü zorluğa göğüs gererek köyümüze yol getiren adamdı. (Köy okulumuz da o yıllarda yenilendi.)

         Ve sanırım, aynen Turan Eren gibi, yağcılığa, yalakalığa değil de hizmete önem verdiği için, vali yapılmadı O da.

         65 yıl önceki Akseki Kaymakamı’nın adını bilirim de 25 yıl önceki, 15 yıl önceki, 5 yıl öncekileri neden bilmem?

Bende mi bir eksiklik var, dersiniz; onlarda mı?

Yok canım, onlarda niye olsun; bende bir eksiklik var mutlaka!

                        Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

-------------------------------------------------------------------------------                 

(*) Nedir bu, “limit yöntemi” denen şey;  bilmiyorum. Araştırıp öğreneceğim ama.     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 302
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 268
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster