Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
125
 

Bir film, bir kitap...

Bir film, bir kitap...
 

Film izlemek ile seyretmek arasında oldukça büyük bir fark olduğunu hiç düşündünüz mü?

İzlemek, hissederek konunun içinde kendinize yer edinmek gibidir. Etkilenmektir. Yaşamaktır. “İzledim.” derken bile o hikayenin içinde, sahip olduğu zaman diliminde nefes aldığınızı anımsamaktır.

Seyretmek ise sadece “Hı, hı, seyrettim.” diyerek geçiştirmek gibidir. Çoğu sahneyi hatırlamazsınız bile. Akıp gitmiştir zaman.

Yanılmıyorsam 2009 yılında özel bir kanalda, akşam saatlerinde güzel bir Türk korku filmine denk gelmiştim. Korkudan kastım, gizem de olabilir, bu yüzden yayınlanma saati sorun teşkil etmemişti kanımca. Burak Sarımola ve Nihan Aslı Elmas’ın başrollerini üstlendiği “Öldür Beni” filmi az önce bahsettiğim “İzledim.” cümlesiyle bütünleşiyor işte. İzlediğinizde mantığınızı bir kenara bırakıp kendinizi filmin gidişatına bırakmanız konuya adapte olmanızı sağlıyor. Mesela, bu filmi unutmam mümkün değildi. Evet, maalesef film bütçesi daha fazla olsaydı çok daha iyi başarılara sahip olabilirdi. Çünkü klasik cin hikayelerinden uzakta, giriş, gelişme ve sonuç kısımları birbiriyle bağlantılı ve gören gözle izlendiğinde zaman kaybı değil de ‘değişik bir tecrübe’ diyebileceğiniz bir eserdi. Güzeldi…

Yerel bir televizyona gezdikleri köyler ve yemeklerini konu alan çekimler yapan iki arkadaşın hafif atlattıkları araba kazası sonrası bir çeşme bulma umuduyla girdikleri köyde mahsur kalışlarını, ne kadar çabalasalar bile o köyden çıkamayışlarını, en sonunda arkadaşlardan birinin köyden kaçmasıyla yalnız kalan diğer arkadaşın aslında bu mahsur kalışlarının sonucuna adım adım yaklaşmasını anlatıyor. Filmin başında içilen şerbet, filmin sonunda sebep sonuç ilişkisini bizlere açıklıyor. Ölüm elbette kaçınılmazdır, hata yapsan da yapmasan da… Önemli olan ruhuna dikkat etmektir, gibi bir izlenim yakaladım ben.Eski de olsa izlemenizi öneririm…

Korku filmleri benim için her zaman ön sıralarda olmuştur ancak tek şartla; kesilip biçilen her türlü canlıdan ziyade sadece ruhani varlıklarla oluşturulan senaryoya sahipse. Ürpertiyorsa, tiksindirmek yerine, kopan kafa, kol, bacak yerine görmediği bir varlıktan kaçıyorsa kahramanımız, senaryo da izlenebilir geliyor bana. Aksi takdirde bakamıyorum diğer katliam vari hikayelere. Çünkü adı üzerinde, canlıyı kesip biçmek aşağılık bir duygu veriyor insanlara ya da şahsen böyle hikayeler gerçeğe çok yakın olduğundan kabullenemiyorum. Evet, film denilince hele ki konusu korku ise, hikayede mantık aramak da saçmalaşıyor. Ancak mantığımı, kanlı senaryolarda değil de ruhani varlıklarla unutmak daha umut verici oluyor nedense. Olması muhtemel tüm hikayeler gerçekliğini kaybediyor aklımda, ürpermek haricinde. Ve kitap kurgusu geliyor sonra aklıma.

Korku konusu bütçesi iyi olduğu sürece filmlerde çok daha rahat işlenebildiğinden kitaba yansıdığında üzerine düşen gölgelerden nasibini alıyor çoğu zaman. Sahneye dönüşen bir sayfalık yazı sadece bir dakika içinde kahramanın arkasından sinsice yaklaşan ruhani varlıkla irkilmemizi sağlayabiliyor. Ancak kitaba aktarıldığında ne kadar kelime hazinesi kullanılsa da ilerleyen cümleleri merak etmemize rağmen o meşhur tüy ürpermesi durumu olamıyor. Bu yüzden de korku kitaplarında iyi hikaye kafi geliyor. Demem o ki, yazılan korku kitapları mutlaka filme dönüştürülmeli ki bize yaşatmak istediği korku seansını anlayabilelim...

Öyle ise… Bir kitap tavsiyem daha mevcut sizlere.

Olcay Şeker, Kasaba

Cinius Yayınları

Arka kapak yazısını okuduğumda “İşte bu!” dediğim, heyecanlandığım ve elime geçene kadar gün saydığım bir romandı. Farklı geldi, okunası geldi, iyi bir konuya sahip olabileceği hissi ile beklememi sağladı.

Baştan söyleyeyim, biraz uzun bir kitap ancak sonunu merak ederken zamanın nasıl aktığını anlayamayacağınız bir kitap da denilebilir. Başlarda klasik arabaların detaylı bilgilendirmesi dahi var eğer merakınız varsa bu tür arabalara…

Dikkatimi çeken başka bir konu da yazarımız Türk, kahramanlarımız ise yabancı… Kendinizi Anadolu’nun ücralarında kaybolmuş bir köyde değil de Teksas’ın karanlık yollarında kaybolmuş bir kasabada bulacaksınız. Eğer iyi kötü birkaç tane kovboy filmi izlediyseniz mutlaka yazarın bizlere sunduğu kasabayı derinlerinizde hissedeceksiniz.

Beklentileriniz ne kadar normal seyirde olursa, izlediğiniz veya okuduğunuz hikaye sizi o kadar kendine çekecektir. Beni de zamanında hem Öldür Beni filmi hem de okuduktan sonra birbirine benzettiğim Kasaba romanı ayrı tatlarda kendine çekti.

Kendinize ayırdığınız vakitlerin sağlıkla, bol izlemeli ve bol okumalı olması dileğiyle.

Sevgiyle, Saygıyla.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 89
Kayıt tarihi
: 16.02.17
 
 

İki romanlı bir hayalci...   Elçi ve Son Demde Aşk'ın yazarı... Türk ve yeni yazarların peşinde o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster