Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '16

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
282
 

Bir garip dua ya da temenni

Bir garip dua ya da temenni
 

Bu yazının konusu insanlar şu anda hayatta oldukları için kimseyi kırmamak üzere isim yazmamaya çalışacağım. Ancak artık hayatta olmadıkları için yapacak bir şey olmayan birkaç kişinin ismini yazacağım.

Bildiğiniz gibi insanlar doğdukları andan itibaren ölmeye başlıyorlar. Sıfır yaştan yüz küsur yaşlara kadar hayatın bir noktasında yaşam bitebiliyor. Bu genç yaşta olursa insana, ölenin yakınlarına ve sevenlerine acı veriyor. Ancak bundan kaçınmak mümkün değil. Bu böyle, insanlr isteseler de istemeseler de ölüyor. Bu konuda ‘Yaşanmış Hayatlar’ başlıklı yazıda bir şeyler yazmıştım. Şimdi konu biraz daha özel.

Kendimden başlayayım. Ben 18 günlük iken yeşil ishal denen bir hastalığa yakalanmışım. Tam ölecekken direkten dönmüşüm. Şimdi 61 yaşındayım ve sağlığım hiç iyi değil ama bugüne kadar yaşamayı becerebildim. Yaş sırasına göre gideceğim.

Çok yakın bir akrabam 2 yaşında öldü. Çok tatlı bir bebekti. İdrar yollarındaki bir düzensizlik yüzünden. Yavrucak çişini rahat yapamazmış, kimse fark edemedi.

Çok yakın bir akrabam 3-4 yaşlarında iken üzerine bir tencere kaynar süt döküldüğü için öldü. Ben ondan 1-2 yaş büyüktüm. Hatırlıyorum. Eskiden gaz ocakları vardı. Tezgah yalnız bulaşık yıkamak işine yaradığı için gaz ocağı yere konurdu. Annenin küçük bir hatası, bir anlık bir ihmal…

Annem tarafı 7 kardeşti, 3 erkek, 4 kız. Ama erkeklerden Oral, yani gelecekteki dayım, 4 yaşının yukarısını göremedi. İpek gibi uzun saçları hâlâ durur. Neden öldüğünü bilmiyorum.

Bir arkadaşımın 14-15 yaşlarında dünya güzeli gibi bir kızı vardı. Tanışma fırsatı bulamadım. Trafik kazasında öldü.

Babamlar 6 kardeşti. 3 erkek, 3 kız. Ama gelecekte amcam olacak Mahmut, 18 yaşının üstünü göremedi. Göğüs bölgesindeki bir deformasyon yüzünden olduğunu söylerdi babam. Ondan hiç iz yok.

Başka bir arkadaşımın 22 yaşında 1.85 cm boyunda aslan gibi bir oğlu vardı. Onunla tanışmıştım. Sebepsiz yere intihar etti. Belki yaşamayı sevmiyordu, ağır geliyordu, sorunları vardı, kim bilir?

Anneannem yine hamile kalmıştı ve çocuk doğurmak istemiyordu. Bebeği düşürmek istedi. Başkalarının yanlış tavsiyelerine uyarak, zamanın ünlü ilacı kinini aşırı dozda aldı ve kanı zehirlenerek öldü. 34 yaşındaydı.

Halalarımdan biri damdan düşerek öldü. 48 yaşındaydı. Üçgen merdivenle bahçedeki odunluğun damına çıkarken ne olduysa betona çakıldı. 2 gün yaşadı. O’nu çok severdim. O kadar naifti ki kocasına yani enişteme adıyla hitap edemezdi. Biz de şaka olsun diye onu söyletmeye çalışırdık.

Dayılarımdan biri güle oynaya girdiği bir ameliyattan sağ çıkamadı. 60’lı yaşlarındaydı.

Babam öldüğünde 84 yaşındaydı. Kanserden öldü. Ama bu yaşa kadar yaşamış olmasına, olacak her şey apaçık bilinmesine rağmen onun ölümü çok zoruma gitti. Demek istediğim, kim olursa olsun, kaç yaşında olursa olsun ölüm, ölenin yakınları için çok zordur.

Bir de şu anda –benim gibi- yaşamakta olan fakat birkaç kez direkten dönenler var. Ben daha sonra birkaç kez daha ölüm tehlikesi atlattım. Biri yanlış iğine, biri Kürt mafyası, trafik kazası, iş kazası, gırla. Ama yaşayanlar için hayat sürüyor ve sürecek.

Bu yazıyı neden yazdım. Çok yakın akrabalarımdan birinin çocuğunun doğum günü geldi. İnernet’te, facebook’ta babaya –benim yakın akrabama- mesaj gönderiyorlar:

“Allah acısını göstermesin.” Ama bir tane, iki tane değil, neredeyse herkes böyle yazıyor. Aslan gibi sağlıklı çocuğu bir günde 50 kez öldürüyorlar. Benim çocuğum yok, ama olsaydı ve bana böyle mesajlar gelseydi herhalde ya kafayı üşütürdüm, ya katil olurdum, ya da bütün arkadaşlarımla aram açılırdı. Herhangi bir sorun yok, her şey –şimdilik yolunda gidiyor. Baba ömründe o acıyı belki hiç tatmayacak ama bu yazanlar insanı taciz edercesine, dilenci ağzıyla “Allah acısını göstermesin, Allah ayırmasın” deyip duruyorlar. Bu bence bir iyi niyet duası veya temennisi değil. Kıskanıyorlar mı, bir şey mi bekliyorlar nedir?

Nazara, duaya hiç inanmam. Her şey olacağına varır. Kötü şeyler olmaması için önlem alınır sadece. Böyle bir şey var evet, günün birinde herkes ölecek ama bunu her dakika hatırlatmanın ne alemi var? Yaşıyorsak ve bir sorun yoksa yaşamın tadını çıkarmalıyız. Hep öteki tarafı düşünerek yaşamak, yaşamak değil, akıl tutulmasıdır. Ne yazık ki Türk insanımız bu durumdadır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mehmet bey, insan yaşarken ne kadar acı çekiyor değil mi? Ben henüz 1.derece hiç akrabamın ölümünü yaşamadım sadece Anne annem yaşlı idi eceli ile öldü. Çok dramatik ölümlere tanık olmuşsunuz ama sonucunda bir temenni söylemine takılmanıza anlam veremedim, selamlar.

Nizamettin BİBER 
 02.07.2016 22:57
Cevap :
Belki aşırı tepki veriyorum fakat kişiler bu sözü söyleyince her seferinde babasının gözünde çocuğunu öldürüyorlar. Benim bir huyum daha var, biri ölünce yakınlarına başınız sağ olsun demem. Bu onunla acısını paylaşmak değil, acısını ona bir kez daha hatırlatmaktır benim için. Garip bulabilirsiniz. Teşekkür ederim katkınız için. Selamlar.  03.07.2016 15:43
 

Maalesef insanların çoğu "olumsuza odaklı" oldukları için böyle oluyor bence. Halbuki bunun yerine "Allah mutluluklarını, başarılarını paylaşmayı nasip etsin; sağlıklı, hayırlı, uzuun ömürler versin" gibi olumlu cümleler yazmayı hiç mi akıl edemiyorlardır nedir, kimbilir?! Öyle ki bütün dileklerimizi, dualarımızı hep "olumlu cümle" şeklinde kurmamız gerektiği şeklinde bir "psikolojik şartlanma gerçeği/kuralı" vardır zaten.Bir anlamda da işleyişe-oluşa olumlu mesaj iletmek/olumluluk katmak-yaratmak olarak da söz edilir bundan. Mesela "Allah üzüntü yaşatmasın" demek yerine, "Allah hep sevinçler yaşatsın" demek lazımdır. Ya da gündelik yaşamda sıradan durumlarda bile, örneğin "şimdi bu saatte hiç park yeri de yoktur" diyeceğimize, hatta bırakın demeyi aklımızdan geçirirken bile "Şans bu belli mi olur, bir park yeri vardır belki de" veya "ben şanslıyımdır mutlaka vardır" diye düşünmek gerekmektedir. Ben çok denedim, böyle dediğimde hakikaten park yeri de bulmuşumdur genellikle, ilginçtir:)

Filiz Alev 
 02.07.2016 20:13
Cevap :
Demek istediğimi benden daha iyi anlatmışsınız. Olumlu düşünmek olumlu yaklaşmak gerekirken çoğunluğu hep tersinden düşünen bir toplumda yaşıyoruz. Yazınız benim için çok değerli. Teşekkür ederim katkınız için. Selamlar.  04.07.2016 14:29
 

Memleketim Isparta. Taşından mı, toprağından mı yoksa havası veya suyundan mı bilinmez benim dedelerim ve büyük annelerim 90 yaşından sonra öldüler. İnançlı, inançlarını fiilen yerine getiren tevekkül sahibi kişilerdi, her şeye, her olaya pozitif bakıp şükürü dillerinden bırakmazlardı. Annem üç yıl evvel 85 yaşında trafik kazasında öldü. Kadere inanırım, ömrün süresinde yaşanılan coğrafyanın ve hayat tarzının da etkisi olabilir diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Selam ve saygı ile...

Yurdagül Alkan 
 02.07.2016 17:47
Cevap :
Ben de Antakyalıyım. Benim de dedem 96 yaşında, babam 84 yaşında, halamın biri 91 yaşında öldü. Ama Yaşanmış Hayatlara bakarsanız her insanın böyle yaşaması istatistik açısından mümkün değil. Bu aynı zamanda 'Tanrı Matematikçi mi' adlı bir kitapta geçiyor. Bunun böyle olmasına itirazım yok. Ama bu kader değil. Dua etmekle ömür uzamıyor, çünkü ölüm bir ceza değil. Bir otobüs, tren veya uçak yolculuğunda hemen bazı yolcular dua okumaya başlarlar. Fakat uçak düşerse herkes ölür. Dua edenler kurtulmazlar. İstatistik olarak dua edenler kurtulur, etmeyenler ölür diye bir bilgi de yok. Dua ancak yolculuk yapmaktan korkan insanın içini bir derece rahatlatır. İnsanların bu durumu anlamalarını isterdim. Teşekkür ederim katkınız için. Saygılar.  02.07.2016 19:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 316
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 18890
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Antakya 1955 Doğumluyum. O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi 1982 Mezunuyum. O zamandan beri firmalarda m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster