Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Temmuz '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
97
 

Bir Garip Ruh Hâli

Yine kâbus dolu bir gecenin sonuna gelmişti. Kalbi ağzından çıkacakmış gibi atmasa, vücudu ter içinde kalmasa, dışarıdan bakanlar onun huzurlu bir uyku geçirdiğini zannedebilirlerdi. Son bir yıldır artan kâbuslarının önüne bir türlü geçemiyordu. İçinde kopan fırtılanaları dili döndüğünce anlatıyor yine de kimsenin kendini anlamadığını biliyordu. Gerçi zaman zaman kendi bile kendini anlamıyordu.

Mutfaktan gelen sesler, annesinin yine komşularını kahveye davet ettiğinin ve mutfağı mesken tuttuğunun kanıtıydı. Yataktan kalkmasına kalkardı ama mutfakta kadınlar varken tuvalete gitmek bile istemiyordu. Annesine bir türlü bunu anlatamamıştı. Şuan tek istediği kalkıp ihtiyaçlarını giderip, kırmızıçizgili minik kahve fincanına kahvesini yapıp yine kendi âlemine geri dönmekti.

Yatağından kalkıp oturdu. Dağılan saçlarını toparlayıp, sakallarını düzeltti. Kendini kan ter içinde bırakan bluzunu çıkarıp attı. Pencereyi açıp içeriye temiz havanın girmesine izin verdi. Önünde aheste aheste sallanan kum torbasına baktı. Uzanıp sağ eli ile öylesine bir itti. Sonra iki eli birlikte durdurdu.

Tozlanmış raflardaki oyuncaklarına, sıra sıra dizilmiş film koleksiyonlarına, üst üste yığılmış kitaplarına baktı. Bir birinden komik ve de korkutucu maskelere, bir iple dolabına asılmış sanki kendini bekliyor gibi bakan Noel Baba'ya baktı. Küçücük odasına sığdırdığı büyük televizyonuna, büyük bir istekle aldığı parçalarını internetten sipariş verip, kendine zevkine göre hazırladığı bilgisayarına içinde hafif bir gururla baktı.

Burası onun dünyasıydı. Başta annesi ve babası olmak üzere herkesin gereksiz eşyalarla dolu olduğunu düşündüğü odasının, aslında bir hobi odası olduğunu anlamamalarını anlamıyordu. Bu odada hem mutluydu, hem de çok sıkılıyordu. Yine de en çok sevdiği ve huzur bulduğu tek yer burasıydı.

Telefonunu eline alıp saatine baktı, öğlen olmuştu. Aslında bunun bir önemi yoktu. Çünkü erkenden kalkmasını gerektirecek bir nedeni yoktu. İşsizdi uzun zamandır. Hangi kapıyı çalsa hepsi duvar oluyordu. Bir kısmetsizlik mi vardı, ah mı almıştı, yoksa birileri büyü mü yapmıştı? Nedenlerini bilmiyordu tek bildiği şanslı biri olmamasıydı. Eline geçen fırsatları iyi değerlendirmemişti. Ya da karşısına iyi niyetli kişiler çıkmamıştı. Bir şekilde işler ters gitmişti ve ne kadar istese de toparlayamıyordu. Yoksa toparlamak mı istemiyordu? Psikolojisinin bozulduğunun, özgüven kaybı yaşadığının farkındaydı. Neler yapması gerektiğini biliyor ama yapmıyordu.

Tekrar telefonuna baktı, sosyal ağlarda gezdi. Mesajlarına ve maillerine baktı. Fark etti ki ondan yine mesaj yok. Üstelik hiç bir sosyal ağdan...

Kendini anlayan, olduğu gibi kabul eden ve hiç beklentisi olmayan tek insan... Kendisinin tam zıttı. Enerjik, hayat dolu, sevecen, herkesle çabuk iletişim kuran, özgüveni yüksek, biraz asi, az biraz deli, ele avuca sığmayan, dik kafalı, güzel ve alımlı...

Kalkıp aynada kendine baktı. Kendi çirkin miydi ki? Herkes öyle olmadığını söylese de kendini içten içe beğense de beğenmediğini dile getiriyordu. Saçlarında ki ve sakallarında ki beyazların kendisine çekicilik kattığını biliyordu. Yine de dışarıya yaşlandım bende iş bitti havası veriyordu. Küçük olan göbeğini büyük gibi görmeyi bir lütuf sayıyordu. Aynaya her baktığında şekilsiz bir vücut aşırı bir kilo görüyordu. Kızlar neyini beğeniyor ki, özellikle de o...

Değiştirmeye çalışmamıştı. Her hali ile sevmiş, kabullenmişti. Tek istediği şey kendisinin maddi ve manevi iyi olmasıydı. Var mıydı gerçekten böyle insanlar, yoksa bu kız kocaman bir yalan mıydı? İşte yine sinirlendi. Kahve içince rahatlayacağını düşünüyor ama öyle olmayacağını biliyordu. Masasına oturdu ve televizyonunu açtı. Dışarıdan gelen kahkaha sesleri yine sinirlerini bozdu. Aslında asıl neye sinirlendiğini biliyordu.

Kendisini anlayan, kendisini fark edeneydi kızgınlığı. Sürekli başının etini yiyip duruyordu. Sen bu değilsin diyordu. Kendini fark et, kendini sev diyordu. İçinde öldürdüğü şeyleri görmezden gelerek… Bu hayat böyle gitmez değişecek diyordu. Onun dediklerine mi bu öfke yoksa değişmeyen hayatına mı?? ya da değiştiremediklerine mi, değiştirmek istemediklerine mi?

Sinirlerini bozuyordu, iyi niyetli tavırları, anlayışlı halleri. Sırf kendine tutulmasın diye çok canını acıtmıştı. Kendine bağlamamak için yılandilini kaç defa çıkarmıştı. Verecek hiçbir şeyi yoktu ona; ne sevgisi vardı, ne de vaatleri. İşsiz bir adamdan sevgili olamaz, üstelik koca hiç olamaz. Tam bir aptal aşık. İnsan birinden bir ümidi olmadan nasıl sevebilir ki? İşte bu kızı bu yüzden anlamıyordu. Belki de hayaller kuruyordu içi boş... O boş hayallere inanıp, kendisini de inandırmaya çalışıyordu. Onu asla sevemeyeceğini bir türlü anlamıyordu.

İçinde ölen duygular bir türlü yeşermeyecekti, yeşerse bile ona karşı olmayacaktı. Neyse ki kız sonunda anlamıştı. Gitmişti işte üstelik sonunda onu sevdiğini itiraf ederek. Bastırdığı duygularını fark etmesi iyi oldu. Üzerindeki sorumluluk duygusunu da alıp götürmüştü giderken.

Arkasına yaslandı, boş gözlerle televizyona baktığını biliyordu. Ter yine akıyordu sakallarından aşağı. Akan ter sanki tüm sinir noktalarını buluyordu. Kendi de biliyordu kendini. Yeteneklerini, yaptıklarını ve yapabileceklerini… Sadece korkuyordu. Ya yine tüm şanssızlıklar kendini bulursa, girdiği iş beklediği gibi olmazsa ya hiç bir zaman işe giremezse... Aslında onun yerinde başkası olsa bulaşıkçılık bile yapardı ama kendinde o cesareti bile bulamıyordu. Hayatından memnun değildi ve düzeltmek içinde çok çaba sarf etmiyordu. Ya da edemiyordu. Bu kafa karışıklığı bu bozuk ruh hali nasıl düzelecek ki?  Yaptığı her şeyden pişmanlık duyan biriydi. En sevdiği yemeği yemekten bile pişmanlık duyan...

O da gitmişti işte... Arkadaşı, dostu, sırdaşı... Gitmeyeceğine dair söz vermişti yine de gitti. Onu sevemeyeceğini anlamıştı.  Neden kendisine farklı duygular beslemişti ki? Ona karşılığını hiçbir zaman veremeyeceği duygular...

Kendi de biliyordu işte en büyük engelin kendisi olduğunu. Özgürüm, özgür ruhluyum diyor ama bir türlü kendisini özgür bırakmıyordu…

Bilmek ayrı şey, bildiğini yapabilmek ayrı şey… İşte insanlar bunu bilmiyor.

Bir kahve olsaydı, bir yudum alsaydı ve sıyrılsaydı şuan ki ruh halinden.

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 126
Kayıt tarihi
: 16.05.14
 
 

Yazmak heves, yazmak tutku... Sadece amatör yazar, İçinden geldiği gibi yazar... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster