Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1622
 

Bir gezintiye çıkalım....

Bir gezintiye çıkalım....
 

Bir haftalık tatilimi Burhaniye’nin Bağlarburnu Beldesi’nde geçirdim. Çocukluğumun da geçtiği bu yer, kar beladan farksızdı. Ama gitmeye can atardık. Üç kafadardık o zamanlar...Üç ayrılmaz arkadaş. Birbirimize yeterdik yetmesine ama sitemizin gençleri ile de takılırdık. Yaz aşklarını, barlarda eğlenmeyi, sahilde ateş yakmaları yaşamak için... Artık hepsi birer anı olsa da, hepimizin özlediği bir ortam....

Tüm körfezi gezdim bu yaz.Daha yeni gezme şansı buldum anlayacağınız. Tatilimin ilk günü attım kendimi pazara... Ne işim mi var taze meyveleri kendi ellerimle seçmeyi özlemişim. Hatta mandıra gidip ne kadar doğal peynir çeşidi varsa almayı, hatta abartıp zeytinlere de hücum ederek, yok çizik olanı, yok salamura olanı yok kırma olanını alayım derken kollarım yüklerden sarkıp evime gelmeyi bile özlemişim. Tabi o sıcağın ve de yorgunluğu acısını, kendimi Ege’nin soğuk sularına bırakarak atmayı da özlemişim. ( -miş’li geçmiş zaman olamazzz ağlamak istiyorum.Çalışmak)

Sezlonguma uzanmış tatilin tadını çıkartacağım diye düşünürken, sitedekiler yarınki Kaz Dağları’nın gezisine gelecek misin diye sordular. Neden olmasın dedim ama bir yandan da güzelim deniz -güneş ikilisi ve de Kazdağları’nın yeşili arasında kalmadım dersem yalan olur.

Geldi minibusumuz aldı bizi sitemizden, tatlı bir rehber eşliğinde başladı yolculuğumuz.... Yolculuğumuzun ilk durağı Yeşilyurt denen Kazdağlarının oksijeni en bol yerlerinden birine gittik. Gittik yanlış bir cümle sanırım tırmandık. Eski taş rum evleri ve mimarisine hayran kalmamak elde mi? Doğallığı bozulmamış bu yerin manzarasına da diyecek yok. Denizden uzak ama ciğerlerinize oksijen bayramı yaptırmak istiyorsanız gitmenizi tavsiye ederim. Kafasını dinlemek ve de kaçamaklar için ideal yerlerden biri gibi... ;)

Ay zeytin yağı müzesini unutmayayım. Meğerse, sofralarımızda yer alan o zetinyağlarının yapım aşamaları, insanın hayranlığını daha bir arttırıyor. Soframıza son haliyle gelen zeytin yağlarının yapımında kullanılan aletlerle oldukça ilginç... Hatta turumuzdaki bir ufaklık onları işkence aletlerine benzetsede J . Zeytinyağı Müzesi, geçmişten günümüze Doğal Sızma Zeytinyağlarının nasıl yapıldığından, sabunların nasıl yapıldığını görmemize de imkan vermiş bulunmaktaydı.

Ondan sonracığıma efendim gittik Zeus Alterine... Burda da zamanında Zeus için kurban verilmiş olan hayvanlar , adaklar derken en sonunda zamanında doğurganlığı olmayan kadınlarında Zeus için kurban edildiğini öğrendik... Ama inanın Tanrılarına kurban kesmek için harika bir manzarası olan tüm Altınoluk, Güre sahillerini gören bir yer seçmişler bunu da öğrenmiş olduk efenim....

Sonra da rehberimiz bizi yemek yemek için Zeus Alter’inin manzarasını aratmayan bir yere götürdü. Altınoluk Köyü’nün esas yerleşim yeri olan köyünün tam yukarısında bir restuaranta....

Tahtakuşlar Köyüne yol alırken, rehberimiz anlatmaya bazladı Sarıkız’ın hikayesini...

........ babasından başka birinin yanında olmak istemeyen, sadece babasına bakacağını söyleyen bu kızcağızımızın bir çok talibi çıkmıştır. Sarıkız bunların hiç biri ile evlenmek istemediğini belirtmiştir. Babası Çılbak Babada hacca gitmek i.çin kızının yanından ayrılmıştır ki kızı babasını asla yalnız bırakmamak için evlenmek istememesine rağmen... babası yokken Sarıkız için asılsız dedikodular çıkar.Babası gelince bunları duyar ve öğrenir. O zamanki adetlere göre, kızına ve kendisine sürülen bu leke ile yaşamamak için kızını öldürmek için kızını da alıp dağa doğru yollara çıkar Çılbak baba ve Sarıkız anlar başına gelecekleri, hiç sesini çıkarmaz. Babası ormanın içinde kızından su ister kızı üstün güçleri dağlardan geçerek su getirir. İçer babası bu su çok tuzlu bana yenisini ve tatlı olanı getir der.. Sarıkız babasının bir dediğini iki etmeden hemen getirir. Sudan içerrken nasıl bir hata yaptığını anlar Çılnak baba ve kızını öldürmek den vaz geçer. Sarıkız babası öldükten sonra Kazlarını alarak dağın tepesinde yaşamaya başlar o günden beri bu dağlar KAZ Dağı olarak adlandırılır.

Tahtakuşlara vardığımızda burda tabi ki tahtadan kuşlar falan yok. Bir müze ve bu müzede eskiden yaşamış insanların kullandıkları takılar kıyafetler sergilenmek de . En önemlisi de dünyanın en büyük kaplumbağa örneklerine de rastlanmaktadır. Bir tanesi dünyanın ilk et olarak yakalanmış kamplumbağası diğeri de Çanakkale de geminin pervanelere takılan bir kamplumbağa.....


Tahtakuşlardan ayrıldığımızda, Hasan boğuldu Şelalesine diğer adıyla Sütüven şelalesine doğru yola koyulduk... Hasan’da boğulacak aşka yer bulamamış mı? Ama da viraj diye söylenirkeni rehberimiz onunda hikayesini anlatmaya başladı bizlere....

1800’lü yıllarda Hasan ve Emine Edremit’te günümüzdede Çarşamba günü kurulanpazara farklı köylerden gelirler. Burda birbirlerini görerek aşık olurlar.

Gençler evlenmeye karar verirler. Hasan’ın içgüveysi olarak obaya gitmesi söz konusudur. Onu babasız büyüten annesi oğlunun mutluluğu uğruna yalnız kalmaya razıdır. Emine’nin ailesi ise bu evliliğe karşı çıkar. Oba yörük obasıdır Emine de yörük kızı. Aile, Hasan’ın zor doğa şartlarına dayanayıp dayanamayacağını sınamaya karar verir. Sınav başarılı olursa Emine’yi istemiş olan obanın gençleri de yiğitlik gösteren Hasan’ı kabulleneceklerdir. Hasan annesi ile helalleşir, anlaşma gereği 40 okka (yaklaşık 60 kilo) tuz dolu çuvalı sırtlanır ve Emine ile obaya doğru yola çıkarlar. Önlerinde dört saatlik zorlu bir dağ yolu vardır. Bir saat sonra Beyoba Köyü’ne varırlar. Tuz Hasan’ın sırtını yakmaya başlar. İkinci saatte Sutüven şelalesine ulaşmışlardır. Yol dere içinde kaybolmuş, taştan taşa atlamak Hasan’ı yormuş, dizleri titremeye başlamıştır. Gökbüvet’e geldiklerinde Hasan’ın gücü biter ve yere düşer. Emine çaresizlik içinde Hasan’ı yüreklendirmeye çalışır, ancak Hasan ayağa kalkamaz. Emine’ye yalvarır, başka yerlere kaçmayı teklif eder. Emine ise katıdır, ailesine ve obasına söz vermiştir. Hasan’ın yakarışlarına yanıt vermez ve çuvalı sırtlayarak obanın yolunu tutar. Hasan ise ardından “beni bırakma, senin köyüne gelemiyorum, köyüme de dönemem” diye acı acı haykırır. Emine derenin uğultusuna karşın Hasan’ın umutsuz çığlıklarını hep duyar. Obaya vardığında çok pişman olur ve geri dönmek ister. Ancak ailesi gece vakti onu ormana bırakmaz.

Sabahın ilk ışıkları ile Emine, doğru Gökbüvet’e koşar ama Hasan yoktur. Annesine gider, Edremit’e koşar ancak kimse Hasan’ı görmemiştir. Bir daha obasına dönmeyen Emine kulaklarında Hasan’ın onu çağıran sesiyle dere boyunca mecnun gibi dolaşır durur. Günler sonra Hasan’a hediye ettiği çevreyi Gökbüvet’in çılgın suları içinde farkeder. “Yanına geliyorum Hasan” diyerek bu çevre ile kendini ulu çınara asar. O gün bugün Gökbüvet’in adı Hasanboğuldu, dallarını büvetin suları içine sallandıran çınarın adı da Emine Çınarı olur.

Ama Hasanboğuldu diğer adı ile Sütüven Şelalesi görülmeye değer... Buz gibi suları bembeyaz taşları ve de piknik ile yüzme alanları ile oldukça güzel bir yer. Tabi bu anlatılan mitlere daha cazip hale geliyor bu gezilen yerler....

Dilimin döndüğünce size Kazdağlarında yaptığımız geziyi anlatmaya çalıştım ve de buralarda çeşitli anlatılan mitlerden bazılarını da , umarım başarılı olmuşumdur. Zamanınız olursa ve yolunuz buraya düşer ise mutlaka gezin görün diyorum. Tabi bunların yanı sıra Cennet ve Cehennem Kanyonları buralara düzenlenen tracking turları da mevcut. Ben bir dahaki sefere bıraktım zamanın kısıtlı olmasından dolayı.... Hadi size iyi tatiller....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anlatımızla benim de anılarım canlandı, her ne kadar tur esnasında pek çok terslikle karşılaşsak da hala unutamadığım gezilerden biri. yeşilyurt'u Sarıkız tepesini, Zeus Altarı'nı göremedik, bir daha gitmeye sebep olsun artık.. Ben de blogdaki linkimi veriyorum, belki ortak şeyler hissetmişizdir diye: http://gezimanya.blogcu.com/1491833/ Milliyet blogda maalesef izlediğiniz blogları kaydedebileceğiniz bir bölüm yok, gezi yazılarınızı elimden geldiğince takip etmeye çalışacağım.. Emeğinize sağlık, daha nice mutlu gezilere..

gezimanya 
 17.08.2007 13:37
Cevap :
merhabalar.. yorumunuz için teşekkür ederim. en kısa zamanda bende sizin yazılarınızı okuyacağım. isterseniz blog habercisiyle takip edebilirsiniz ama her yazımda size mail gelebilir. ne kadar çekilir bu durum bilmiyorum. :) Sevgiler  17.08.2007 14:58
 

Gezdim oraları'da siz de anlatınca böyle bir duygu hissettim. Yoksa teklifi kabulmu etseydim diye. Soru olmadı ama yinede sorudur. ?

Nariçi 
 16.08.2007 11:12
Cevap :
Şansınız varken gidin diyeceğim de... Geç mi kaldınız acaba Sevgili Nariçi?? Ama hiç bir zaman için geç değil... Seneye ben sizi davet ederim yazlığımıza olmaz mı? Sorunuza nasıl da soruyla cevap verdim ;) Oysa hiç adetim değildir ama... Sevgilerimle...  16.08.2007 11:29
 

Güzel hikayelere konuk olduk, bir ara arkadaşlar Altınoluk' yazlık siteye katılmak için davet etmişlerdi şimdi beni pişman mı oldum dedirteceksin. Neysa siz arasıra oraları anlatın yeter. Sevgilerle.

Nariçi 
 16.08.2007 11:00
Cevap :
Pişman olmayın ama imkanınız varken gidip görün derim... O kadar çok efsanelerle bezenmiş bir yer ki....Daha yazılacak anlatılacak çok şey var... Sevgilerimle....  16.08.2007 11:04
 

Ne kadar da güzel anlatmışsınız mitolojiden örneklerle gezdiğiniz yerleri. Kaz dağlarını doyasıya gezmek benim de dileğim. Geçen seneydi sanırım televizyonda yayınlanan Competus Keşif Konvoyunun Kaz Dağı gezisine hayran kalmıştım. Tatil devam ediyorsa iyi tatiller, benimki çoktan bitti.

Tiryakis 
 15.08.2007 17:08
Cevap :
Maalesef benim tatilimde bitti... Ama eninde sonunda çalışmaktan fırsat bulup yeniden gitme şansımız olacak... Saygılarımla...  15.08.2007 17:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1724
Kayıt tarihi
: 06.06.07
 
 

Son baharın güzel bir gününde gözlerimi açmışım dünyaya...Yıllar geçmiş okumaya başlamışım, derken ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster