Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
587
 

Bir günah keçisi olarak hayat

Belirli yılları harcadıktan - geçirdikten ve burada belirli blogları okuduktan sonra, kişilerin bizzat kendilerinin oluşturdukları "hayat"ı ve getirip - götürdüklerini, yine kendilerinin suçladığını görmek düşündürüyor insanı.

Bu, insanların, bizzat kendi yaşamlarına nasıl yabancılaştıklarını gösteriyor zira bilgi itibariyle bile bir hayat tanımı vermeye kalkarsak tdk şöyle diyor:

1 . Canlı, sağ olma durumu.

2 . Yaşam

3 . Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı

4 . Meslek

5 . Geçim şartlarının bütünü

6 . Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma

7 . Yazgı

8 . Yaşamayı sağlayan şartların bütünü

9 . Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi.

Dikkat edilirse, tanımların hepsinde bir canlılık ve bir insan var, insana dair yapılan tüm tanımlarda ve insanın gerçekleştirdiği her türlü eylemde ve aklından geçen her düşüncede, yine bizzat insanın kendi sorumluluğu vardır. Bireyden topluma doğru, bu birikim, başka bir toplamı oluşturur, ve kısaca hayat denir bu toplama. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi, aslında içlerinde sürekli bir "görecelilik" içeren kavramları, ilk akla gelen anlamlarıyla değerdirdiğimizde bile bu kavramların birbirleriyle at başı gittikleri, birbirlerinin karşısında durmak yerinde aslında birbirlerini içerdiklerini görürüz. (birinin size yaptığı bir kötülüğün onun için iyilik olması en basitinden verilebilir örnektir.)

İnsan yaşamını sekteye uğratan hastalıklar ve sonlandıran ölüm haricince yapılan "şeylerin" çoğunda insanın kendi sorumluluğunu da unutmamak gerekir ki insan kendine ve kendi dışına dair bazı hesaplaşmaları daha nesnel ve daha ayakları yere basar bir şekilde yapabilsin.

Elbette, insanların direnç-kaldırma-katlanma katsayıları değişiktir ve fakat, sevgilinizle olan bir şeyin sorumluluğu biraz da sizde değil midir? Seçtiğiniz ya da seçmek zorunda kaldığınız işinizdeki bazı gelişmeler, mesela bir istifa sizin de sorumluluğunuzu gerektirmez mi?

Yaşanılan şeyin adı "hayat"sa ve bu hayatı oluşturan bireylerin edimlerinin çoğunu yine bizzat o bireyler gerçekleştiriyorsa, mesela bazı zorunluluklarından dolayı istifa edemiyorlarsa, hayat'ın bundaki sorumluluğu ne kadar olabilir ki?
Yine elbette kendi dışımızdaki bir takım gelişmeler, oluşlar ve edimler bizi etkiler, hareketsiz bırakabilir, üzer ya da sevindirir, ancak bundan bütünüyle hayatı suçlamak bizzat kendinizi reddetmektir bence.

Kendimize iyi bakmayı öğrendiğimizde ve dolayısıyla kendimizi iyi tanıdığımızda, biraz da "insan"ı daha iyi tanımış ve ona iyi bakmış olmaz mıyız? Ve dolayısıyla hayatı suçlamak yerine suçu kendimizde aramak bazen gerekli değil midir?
"Hayır" deme cesaretini gösterememizden hayat ne kadar suçlu olabilir ki?

Işıl bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her yerde mutlaka bir suçlu bulunur. Yoksa kendimizi nasıl rahata çıkartırız değil mi? Hayat analiziniz çok doğru olmuş. Saygı ve selamlar.

Işıl 
 10.10.2007 17:12
 

Cenap bey, sorumluluk almak yerine, onu projekte ederek başkasında görmek ve bundan dolayı suçlular yaratmak kültürel bir mirasımız. Bu yüzden sürekli birbirimizi yiyiyoruz. Bu yazdıklarınızın toplumsal bir öğreti olmasını dilerim. Sevgiyle...

Ferhat PEKER 
 23.04.2007 14:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 402
Kayıt tarihi
: 10.04.07
 
 

40 yaşındayım, uzun süre banka-aracı kurumlarda çalıştım, şimdi yine bir borsa aracı kurumunda müfet..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster