Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
722
 

Bir Hâl ki İçler Acısı

Bir Hâl ki İçler Acısı
 

Bir Hal ki İçler Acısı


Keşke  o da  beni  bana  anlatsaydı dedi. Taşkınca  adımlıyordu  şehri.  Şimdi   geride  bırakacaktı  onu öyle mi?  Of!  Yeniden  buluşmaya  da çok var. Of ki  of!  Bu  şehirde kalacak dedi, hem de  bir başına!  İyi de  tanışmadan önce de  o burada yaşıyordu, vardı.  Hemen  sahiplendin.  Buna  ihtiyacı mı var?  Emret sahip mi diyecek sana! O'nunlayken o doyumsuz sandığın muhabbetine bunu da katsaydın ya dedi, ne düşünürdü hakkında acaba? Belki de sahiplenilmek hoşuna giderdi. İyice hızlandı adımları. Errkek diye söylendi.  Kollamayı  vazife  bilmişsin, bir  kuşun  kanadını  kırar  gibi.

                Kız yitip gitmişti gözden.  Buluştukları Pastane'ye bakınca o  yöne sürüklendi birden. Onunla ilk buluşmanın buğusu başında, girdi içeri. Bu kalabalıkta, hayret, hâlâ  boştu oturdukları masa. Sevindi. İşaret parmağını aşağı doğru sallayıp  bir yuvarlak  çizdi  garsona. Çarçabuk  geldi  demli çay. Karşısında boş bir sandalye. Vay be dedi, on dakika önce karşımdaydı. Tıpkı  siyah  beyaz  bir  başucu  filminden  fırlamıştı;  hali, tavrı, suskunluğu... Gözünde  gözünün izi,  ne renkli filmler vardı, tutmuyordu  yerini. 

                Ya şimdi? Boş  sandalyeden  kendine  bakınca dil  otu  yemiş  bir adam gördü. Hiç susmadın lan dedi. Aşk  doktoru kesildin kızın başına. Hele  bir Mardin'e  varsındı,  tavanda bir beyaz perde varmışçasına uzanıp her şeyi  başa  saracaktı. Ama şimdi  bir otobüs  vardı  yetişecek, bir yol vardı  düşülecek. Şairin dediği  gibi;  "giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak." (1) Sonra şiirin sonu  geldi aklına, bir bozukluk  attı çay tabağına, kalktı. Ne buğusu ne bir şey, sade sıkıntıydı şimdi.Duramıyordu yerinde. İyi ki vardı lan, şu yürümek yoksa hali dumandı.

                Bir şehre baktı, "gürül gürül akan bir dünya." (2)  bir  de kendine.  N'oluyoruz oğlum dedi. Bu gelin güveylik de nesi? Kızın onu ilk gördüğü ânı düşündü. Kendisi  uzaktan  ne  çok görmüştü, büyük gün gelip çatmıştı işte. Çeşme başındaki molada elini yüzünü yıkarken suda  seken  bir serçeydi. Neşeyle  cıvıldamıyordu belki, kustu  kusacaktı. Olsun daha  güzeldi, daha  doğal.  Öyle  seyredişin yetmez mi dedi. Virajlardan bitkin  düşmüştü  su kuşu. Su tanecikleri elinde, yüzünde, saçlarındaydı. Ondan öte  edasındaki dünyayla dolmuştu. Ama  dur bakalım.  Ne derdi  nenen:  Sarmısağı  gelin  etmişler kırk günde kokusu çıkmamış. Dur sen.

                Duramıyordu ki, geliyordu  aklına imansız.  İşte pastanedeki gözleriydi, neye benzetse  nafile.  İşte yol boyu  elleriydi, bir salkım üzüm.  Ne üzümü be!  Uymadı  dedi. Güldü.  Aman!  Yanında  mıydı  sanki.  Geveleyip  duruyordu işte. Demek böyle bir şeydi  aşk,  bitmeyen bir gevelemeydi.

                İyi kötü bir yola girmişti işte. Ya sonu!  Dur be oğlum dedi. Dur be! Bir motorun soğusun. Lafı  allayıp pullayan adama  yakışıyor mu  bu  acelecilik. Sonra yavaşladı  adımları, güzel  bir  şeyi hatırlamaya  koşuyordu hafızası.  Yüzünde  gevrek bir gülümseme belirdi. Ayakları boş bir çuval  gibi getirip Otogar'a  bırakana kadar da kaldı.

Şaşkınca etrafına bakındı. Bu otobüs, bu curcuna. Tabii ya dedi. Saatine baktı. Yarım saat var daha dedi. Hâlâ boş boş bakınırken sanki  herkes biliyordu, "vay ahlaksız, demek  tavladın" der gibi bakıyordu.Taburede  oturan  şu yaşlı adam  hele, bakışlarını  hiç  ayırmıyordu.  N'olmuş yani, ayıp mı demek vardı. "Ayıp" derdi adam, emindi.  Gözünü ayırmıyordu  bir türlü. Şuna bak!  Duvara  bakıyordu  sanki. Yaklaştı  iyice. Ağzının  payını  verecekti.  Ne diyecekti  ki?  Aşk  korkusundan oluyor  bunlar dese. Bir eli,  şu uzun çarşı  boyunca  tutamamaktan, bir çift göze iki mısra  düşürememekten, sevgiyi  diyorum,  dillendirmemekten oluyor diye üstelese. Adam  umursamıyordu ki.  Cam gibi saydamdı  bakışları. Kararını verdi, sevgi  kuytularda ama  kavgalar  uluorta  diye suratına  bağıracaktı.  Burnunun  dibine  kadar geldi.  Karar değiştirdi."Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin  sevgi  olduğunu öğreteceğim." (3) diyecekti. Ağzını  açtı. Tam söyleyecek.  Titriyordu adamın elleri, yüzünde bir seğirme, sağ elinde bir baston vardı. Karşısına dikilip durdu. Eğildi. Yüzüne doğru elini  sağa  sola  salladı.  Tepkisizdi  adam. Bir noktaya kilitlenmişti bakışları. Körmüş  meğer.

                Dişlerini sıktı, gözü görenler de böyle bakmıyor muydu, hepsinde aşka, sevgiye  karşı bir alaysama. Bir şeyi  yumruklayası  vardı. Döndü. Otobüs  hemen   şuradaydı.  Biletçi  gel-git  tanıyordu artık. Önünde  bakkal  hesabı  bir defter, üzerinde çarpılar, eciş bücüş harfler.  Hah dedi  Biletçi, geldin mi abi?  Geldim.  Bugün  bayanlar  fazla  abi  dedi,  çaresizce  başını  kaşıdı. Ee, ayakta mı gidecekti. Sırıttı Biletçi.  Bir hal çaresine bakacağız abi, hele dur dedi. Kadın erkek yanyana otursa  n'olur ki  diyecekti  demedi. Vardı  daha  otobüsün  kalkmasına.  İyi. Burnundan gelmeden bir sigara içilirdi.

                Bu  kalabalıkta bu ne yalnızlık dedi. Bir şiir üşüştü aklına. "İkimiz el ele bir yola düşsek/herhalde büyük işler yapabilirdik." (4) Yaktı sigarayı. İnenler  vardı, binenler, sarılanlar... Herkesin  sırtında  bir denk. Yorgan döşek mi istersin, kurutmalık biber, domates mi. Büyük  beyaz bidonlarda rengarenk turşular, karbeyaz peynirler... Bir ayrılıp bir kavuşuyordu insanlar. Ömür işte; bir kucaklaşma bir  ayrılık   nafile bir telaş. Her ayrılık kavuşmak için yaşanmaz mıydı.  

                Hızlandı. Bir ağaç  buldu, oturdu gölgesine. Şimdi  azalmıştı sesler,  arı kovanına uzaktan bakar gibiydi. Sönmüştü kızgınlığı. Gönülden gönüle  bir  yol vardı hakikaten. Bir nefes çekti sigaradan. Saatine baktı.  Yarım saat önce pastanede birliktelerdi. Birlikte! Gönendi  birden. Birliğinde dalgalanan bayrak gibi pırpır... Bir nefes daha çekti. Zamanı bir an geri sarabilseydi keşke. Saldı dumanını.  Etrafına baktı. Bu şehrin  üstü başı  ciğer kokardı. Toktu  şimdi  ama  ne  güzeldi  şu  ciğerci. Cağı  eline alışı, ciğere sumakla  İsot'u serpişi. Tül gibi yufkanın arasına koyuşu, başka sır baharatlara bulayışı. Cağları üçer beşer köze dizer "soğan ister mi beyim?" derdi.  Cazır cuzur  bir cümbüştür başlardı. Hepsi ama hepsi  o kız, bu şehirde  nefes alıyor diye mi böyle güzeldi.

                Birazdan otobüsün camından kayıp gidecek  bu diyar;  bakırdı  baştan sona,  kızın soluk alıp verdiği bir  cennet  bahçesiydi her yer.  Ya  varacağım Mardin dedi. Ya, görevli olduğum birlik? Birden şiddetli bir istekle not defterini arayıp buldu.  Bakışlarını  akan  şehirden  çekti. Dizlerinin üstüne koydu defteri. Bir  kâğıdın dar boyutlarında  koşturmaya başladı kalemi.

 Sevgili,

Kızmazsın  sana  böyle  hitap  edişime  değil mi?  Yola  düşünce,  hele de Mardin yoluna,  senden  başka  ne  koyayım biçare  aklıma  bilemedim. Mardin kâğıda yazılmıyor aslında. Yaşanıyor daha çok. Şimdi  seninle  bu taş  evlerin üstünde  büyüyen Ay'ı  seyre durmuşuz,  masallar büyütmüşüz aramızda, efsunlu  düşler  salmışız bir uçtan bir uca. Sonra yaşadığımız neyse,  onun  gibi çıkmaz  bu  sokaklara  dalmışız.  Bir  taş eve girmiş, "Hayat" da soluklanmışız. Hayat diyorlar burdaki serin avlulara. Bir yaprak gölgesinde  nefeslenmişiz. "İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık." (5) Elin elimde,  o sabahmış  bu akşam. Yine  ay  büyümüş. Yokmuşsun meğer, hiç olmamışsın; ben ay yüzüne dalıp kalmışım.

                Göz ucuyla şöyle bir baktı yazısına. Harflerin kuyrukları, endamları, noktanın duruşu bile, her şeyden öte muhatabına 'beni gör beni gör' diye bar bar bağırıyordu sanki. Gereksiz bir çırpınış vardı  harflerin buluştuğu kelimelerde. Cümleler  anlamsız bir çabayla dolmuştu. Olmuyordu.  Ama olması gereken buydu  değil mi? İlle beğendirmeliydi. Ne yapmacık, ne ikiyüzlülüktü bu böyle. Çırılçıplak kalmalıydı asıl.  Hışımla karaladı yazdığını. Bir anda  yırttı el kadar sayfayı. Yine baktı. Parça parça etti kâğıdı.  Bir sigara daha yaktı. Savururken  dumanı, yanmışsın oğlum sen dedi; işin iş. Kızdı, sonra da   güldü. Aşk da öyle değil miydi;  bir kızgın gülüş.

                Bir tarifini dedi tutturamadın gitti şu  aşk belasının. O ara  Muavin bağırdı. Hadi Mardin yolcusu kalmasın. Ön  koltuğa geçip oturdu. Çekilmiş diş gibi boştu yanı. Dişi de zonkluyordu bir yandan. Ağır ağır çıktı Otogar'dan otobüs.  Mardin yolu dönme dolap.  Bir kaset  taktı  Şoför.

                Bahçede yeşil çınar/Boyu boyuma uyar /Ben  seni  gizli sevdim /Bilmedim alem duyar.

                Duysun ulan, herkes duysun diyesi vardı. Mıh gibi aklındaydı  işte, kimse ladesleyemezdi. Bir çift göz; kara mı, ela mı, bir tutam saç, uzun mu kısa mı önemi  yoktu.

                Otobüste sarsıla sarsıla şimdi o da beni düşünüyor mudur dedi. Yoksa, geride  kalmışlığı  yetmezmiş  gibi,  tüm  olan bitene  hoş bir  tesadüf mü diyordur?  Başını iki yana salladı, hınzırca güldü.Ne bilsin kız, Şoförle işi bağladığımızı. Bir kız var demişlerdi. Babası  asker, kendisi  öğrenci.  Haftasonları  yollara düşer. Tasalanma  diye üstülemişti Şoför; sen yolda bin,  kızı yanıbaşında bil. O neydi öyle, tekerleme gibi. Safça sormuştum. Sonra n'olacak peki?  Bir kahkaha koparmıştı Şoför, sonrası sana kalmış Beyim.

                Yolda  binmiştim. "Aklımda bin kaygı binbir soruyla."  Çeşmebaşı'nda, planlandığı  gibi, bir mola vermişti  Şoför. Abartmadan  sezdirmenin yolunu arıyordum güzelliğini. Araba şehre varınca, Pastane'de iki satır konuşalımdı. N'olurdu ki! Hemen  şuracıktaydı zaten.Hem  istediğinde giderdi. Kabul etti. Bir kuş  gelmişti  o an gözümün önüne.  Kafeste bir kuş.  Oturmuş, iki satır konuşacakken ağzımda  tükrük  kalmamıştı.  O'ysa, gözlerini saymazsak, suskundu. Susuyordu o canım dudaklar. Ama tâ  içine  bakıyordu  insanın. Bir ürpertidir  alıyordu beni o zaman. Çakmış mıdır? Yok canım!

                Lafa bir es veriyor, arada gözünü  eğip  birden   bakınca kız da  o  kara  gözleriyle "gol" diyordu sanki.  Ama ne vardı bu  kadar konuşacak. Kafasını iki yana  salladı. Salaksın oğlum dedi.

                Sözleri  dönüp   duruyordu kafasında. Bir  alemden uyanır gibi otobüste olduğunu anımsıyordu sonra. Derken yine dalıyordu.  Yok,  erkeğin canı kiminle  yatmak  isterse  onunla  yatarmış da yok bilmem ne.  Kolaydı. Hadi yat bakalım.

                 Otobüs  bir  yokuşta  tıknefes giderken akşam  çöküyordu. Sen sadece yatacak kadın mı arıyorsun diye söylendi.Lafa bak lafa!  Erkek  kiminle  yatmak isterse ona göre seçermişmiş. Ne gerek varsa  bu alengirli laflara?  Doğrusu dedi kadın  seçer. Hep  öyledir, erkek kendini beğendirmeye  bakar ama   kadın  seçer. Hem dedi, sen  de  öyle yapmadın mı. Denyo! Kendin  ol  biraz. Bu taklalara gerek var mıydı?  Şu dakika kızın  bu laflardan  etkilenmesi de  hoşuna gitmiyordu. Tam doğru  gelmiyordu  söyledikleri; eksikti.  Hemcinsinin özeleştirisini  vererek 'ben senin bildiğin erkeklerden değilim' demek  içindi  bu teraneler. Öyle değildi  işte. Biliyordu. Sadece erkeğin seçimi  kadınınkiyle  bazen denk  düşerdi hepsi o. Birden duraksadı. Kendini bırakıp   kızı düşündü. Bu saçmalığa o  niye  itiraz etmemişti ki?  Etmeliydi oysa.  İçerledi etmeyişine.  Soğudu. Bulup  kaybeder  gibi  oldu onu.

                Camda inen karanlığa bakarken Kurtsun oğlum sen, Kurt dedi. Bir kuzu ne bilir aç bir  kurdun niyetini. Ona düşen şaşkın bir ürkeklik.Camın aksinde bir kuzuya bakar gibiydi şimdi. Kuzum benim dedi. İrkilip etrafına baktı. Sesli mi demişti?  Bir iki kafa, kendisine çevrilip döndü.

                Diğer  lafları, yol üstüne söyledikleri, yolun   ol'durduğu mesela, yalan değildi; "beni dönecek bütün tekerlekler."(6)  İnsan kendini başkasında tanırdı amenna. Hangi çiçeğin üzerine eğilsen, ilgini boş bırakmazdı elbet. Ama ilişkilerde kadını anlamak, bir erkeği tanımakla  başlamazdı ki. Hep öyle işlemezdi bu işler. Ne öyle ferman buyurur gibi, yok tek cevabı varmış da yok bilmem ne. Hem, öyle olsa kadınlar bir çift gördüklerinde önce  erkekleri  incelerdi, hemcinslerini  değil. Seçene bakarlardı o yüzden, seçilene değil.

                Ah dedi, yol  yaman bir inişti şimdi, bir susmadın ki. Dilini ısırdı. Az sussaydın  belki o da  seni  sana anlatırdı. Yan şimdi hâline.

                Bir hâl ki içler acısı.

 

(1)  Bir Nazım Hikmet şiiri

(2) Bir Ahmed Arif şiiri

(3) Yusuf Atılgan, Aylak Adam kitabından

(4) Bir Hasan Hüseyin Korkmazgil şiiri

(5)  Bir  Can Yücel şiiri

(6) Bir Şükrü Erbaş şiiri

 

Not: Yazıya tutkun sevgili Caroline De Wınter'in öyküsünden ilhamla  http://blog.milliyet.com.tr/bilinmez-bir-hal-var-sende/Blog/?BlogNo=568138

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

söz bulamadım öz buldum...

Hacer Teke 
 03.10.2017 8:35
Cevap :
Bulmuşsanız ne mutlu.sağolun,selamlar  03.10.2017 16:44
 

Şimdi akla başka bir soru gelebilir, nitekim bana yapılan yorumlardan bunu anlıyorum. Bu yazanın gerçek hayatından bir kesit mi? Hayır :) Evet Dicle üniversitesinde okudum, babam silahlı kuvvetler mensubu, Elazığ'lıyım, o yolu çok kullandım. Ama bu kadar. Tanımadığım, güvenmediğim bir insanla gidip bir yerde hayatta oturup konuşmam. Bunu söylemek zorunda değilim tabi ama bakın bu da ülkemizde kadınların sürekli ne yapmak zorunda bırakıldığını gösteriyor. Kendini temize çıkar:) Son olarak şunu söyleyeceğim, gerçekten çok güzel bir devam ediş öyküsü olmuş sizin ki, tekrar teşekkürler.Sevgiler...

Caroline de Winter 
 04.09.2017 12:04
Cevap :
Rahmetli Erol Taş'ın gerçek hayatta dövülmesi geliyor aklıma:) Bu traji-komik olay, onun kötü adamlıkta ne kadar başarılı olduğunu da gösteriyordu.Benim için eşsiz ve güzel olan yeni bir öykünün doğumuna tanıklık etmektir.Ben o yoruma da çok güldüm. Bunu öykü üzerinden yapmış samimi bir tepki gibi geldi. Özdeşleştirmek gibi değil. Öykünün üzerinde bir film izler gibi kahramanıyla ilgili yorumlar yapılması gayet normal.Katılıyorum, bu kadar açıklama yapmak, "temize çıkarmak"hele...gerekli mi? Sanırım tek referansımız yazdığımızdır. Yanlış da anlaşılabilir. Siz biliyorsanız ne anlattığınızı, kimin ne anladığı ondan ayrı gelişebilir.Yazının kaderidir bu biraz. Yapacak çok bir şey yok ama eyvallahsız olmak güzel bir seçenek:) Güzel öykünüz ortada. Sevinciniz gölgelenmesin.Yazıya devam :) Belki devamını da getirirsiniz. Potansiyel yargılardan bağımsız tabii, tamamıyla yazıyla baş başa kalarak. Selamlar..  04.09.2017 16:46
 

Selda Hanım'ın yorumundan hareketle bazı noktaları aydınlatmak gerektiğini düşünüyorum. Bir kere o güzergâhta yer olmasa dahi bir kadınla bir erkeği yanyana oturtmazlar. Siz de zaten bunu çok iyi yakalamışsınız. Bunu farkında olarak yazdım zaten, gözümden kaçmış bir detay değil. Kadının birey olarak görülmediğini,cinsel kimliğinin her alanda altının çizildiğini belirtmek istedim.Bir kere buradan bile belli ki; böyle bir adam yok :) tamamen hayal. Başından beri yapmak istediğim kadının ülkemizde yanlış şekillendiğini, ayrıca kadın ve erkeğin aşka bakış açılarındaki farklılıkları vurgulamak. Elbette bir erkek istediği kadınla yatamaz, hadi bu kahramanımızın cümlesi, yani seks yapamaz. Denmek istenen o değil zaten şu; erkekler gerek fizyolojik, gerekse sosyolojik olarak cinselliğe güdümlüdür. İçlerinde saklı tuttukları genellikle budur. Kadın kendini derin bir aşkın içinde zannederken çoğunlukla erkeğin başka hesapları vardır. O yüzden erkek tüketicidir. Kadın devam edici.(1)

Caroline de Winter 
 04.09.2017 11:52
Cevap :
Aydınlatılacak bir nokta:) Öyküde sanırım okur, bilerek ya da bilmeden, kahramanı gözetler, oradan yazara varmaya, çıkarsamalar yapmaya meyleder. Yazarın ben o değilimvari açıklamalara girişmesi,buna mecbur hissetmesi ya da, yazıya bulaşan herkesin az çok yaşadığı bir durum.Bu anlamda buna "hayal"di demek doğru mu, kestiremedim.Zira bir yanıyla tılsımı kaçmış oluyor öykünün. Yazıyı suya salmalı oysa.Her okurun dimağında nasıl bulunduğu ırgalamamalı. Yazıldıktan sonra yazanın değil, okurundur o.İstediğince düşünebilir. Kötü bir kahraman da olabilir yazdığınız, hep iyiden sanırım kahraman olmaz. Ben devamını yazarken tamamen öyküye yaslanarak bir nevi nazire yapmak istedim. Hatta yeni ve başka öykülere kapı açılsa ne iyi olur diye düşünüyorum.Buradan duyurmuş olalım bunu da. Ama meramınızı anlatmak iyi gelmiş olmalı.Ben hâlâ gerekli miydi, oradayım. Yazının derdi güzel hallerine bakmanın daha verimli olduğunu düşünüyorum.   04.09.2017 16:02
 

Erkegin cani kiminle istiyorsa onunla yatarmis da yok bilmem ne..Kolaydi..Hadi yat bakalım;) Kendini bırakıp kızı düşündü, bu saçmalığa kız niye itiraz etmemişti ki? Etmeliydi oysa..İçerledi etmeyişine..Soğudu, bulur kaybeder gibi oldu..;)) Valla bir kadın olarak ben de çok içerledim etmeyişine;)) keşke etseydi..O adamı değil oturup dinlemek,suratına sağlı sollu iki okkalı çakasım geldi..Selamlar Üç nokta..;)) Sizin gibi erkekler iyi ki var..

Selda Çakmak 
 04.09.2017 8:51
Cevap :
:) nazire yaparak dövülüyorsa,kelimelerle yani,onu yapmaya çalıştım.ama dili başka düşüncesi başka bir kahraman oldu.uyumsuz da biraz.Duyarsız mı? Caroline'a bakılırsa "eğlenceli de olmuş.sebebi onun öyküsüdür.ne diyelim çoğalır umarım bu işler birinin bıraktığı yerden başkası alır.Hatta bi fikir geldi.Durun bakalım, hepsi ve daha fazlası geliyor. Uzun oldu benim öykü.daha kısa olmalı.kesinlikle!selamlar sağolun.  04.09.2017 10:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 118
Toplam yorum
: 1323
Toplam mesaj
: 117
Ort. okunma sayısı
: 1150
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

Susmanın erdem sayıldığı bu topraklarda, bir uzun suskunluğa içimdeki kelimeleri gömdüğüm oldu. S..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster