Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
367
 

Bir hafta başlangıcı

Bir hafta başlangıcı
 

üsküdar-kabataş motoru


Günlük kısa yolculuk anları...

Pazartesi sabahları diğer sabahlardan daha telaşlı başlıyorum güne. Haftasonu değişen uyku düzeninin getirisi...Apar topar tuvalet, duş, traş, giyim kuşam sonrası kendimi sokağa atıyorum.
Her sabah olduğu gibi ana caddeye çıkmama ramak kala belediye otobüsü önümden geçip gidiyor..Mecburen minibüse biniyorum istemeye istemeye. Sürücü, minibüsteki yolcunun bekleme sürecinde, bize göre “sitemkar” diye adlandıracağımız, onun jargonuna göre “zırıltı” eyleminin gerçekleşmemesine önlem olarak hareket edermiş gibi yapıyor..Neyse ki hakikaten çok geçmeden hareket ediyor ve yaklaşık 4~5 dakika sonra Üsküdar'a inmiş oluyoruz Çiçekçi'den. Her taraf insan seli bu şehirde..Burası da öyle... Motorların kalkış yönüne hızlı adımlarla yürürken, insanlar birbirine makas atıyor resmen. Motordan içeri girdiğimde uygun bir cam kenarı arıyorum.. “Uygun cam kenarı nasıl olacak ki?” diyenleriniz çıkabilir, (vereceğim yanıtı ne yazık ki okurken “demiyenler”in de zamanından çalmış olacağım.. “demiyenler” grubundan özür diliyorum.) Benim için “uygun cam kenarı”, daha geniş perspektife sahip arka sıra koltuklarda...Buradan yolculuk boyunca insanları gözlemleme fırsatı (“nasıl bir fırsattır bu” diyenleriniz çıkacak... mı?... (sizin ne dediğinizi artık takmıyorum kusura bakmayın... Zira, bu millet bir tek “diyenler-demiyenler” olarak ayrıma zorlanmamıştı.)(hafif bir siyasi cümle mi sarfettim?)) bulacağım. Aslında gözlemleme sayılmaz; o an için ne düşündüklerini, ne yaptıklarını tahmin etmeye çalışıyorum. (böyle bir zevkim var, ama inanın, hala kendimi anormal bir şekilde normal hissediyorum)..

Örneğin karşımda oturan 18-20 yaşlarındaki kız kulaklıklarını takmış, radyo dinliyor ve sanırım DJ'den gelen esprili cümleler sonrasında yüzündeki kasların istem dışı davranmasını engellemeye çalışıyor.. Gülmesinin tuhaf karşılanacağını sanarak..İçimden geçen “al kardeşim şu aynayı... bak normal gözükmeye çalıştığın haline” diyesim geliyor...Neyse "bana ne canım" deyip kafamı çeviriyorum.. Sıranın başındaki saçları jöleli (jöleli dediğime bakmayın, gramaja vurulursa saçlar jöle ağırlığının altında ezilir...gerçek..), düzgün kıyafetli, yaşını kestiremediğim(25 de diyebilirim 35 de..yaş tahminimdeki hata oranı böylesi bir durumda) adam, karşı çaprazındaki bayanı resmen kesmeye başladı, Oysaki kız da, kendisi de saniyeler önce oturdular yerlerine. Üzerinde beyaz, kapşonlu bir anorak, blucin ve spor ayakkabıları.. Allah için kız, Şirine hanım... Bay Jöle'nin yazılması normal yani...

Ben bunları aklımdan geçirirken birden telefonum çalıyor(neden “birden” dediysem, sanki telefon çalmadan önce “birazdan çalacağım” diye alıştıracak...uzatmayacağım), elimi paltomun ceplerine daldırıyorum, sesi giderek arttığından önce telaş ve sonra panik bir hal yaşıyorum. (Paniğimin nedeni, biraz da, o ortamda “cam kenarı yolcusu” sıfatı taşıyan 3. sınıf figuranlıktan çıkıp “yardımcı erkek oyuncu” kademesine yükselmiş olmamdan kaynaklanıyor..Bünye bu hızlı değişimde bocalıyor haliyle.) Daha sonra el çantasında olduğunu hatırlayıp kısa bir eşelenme sonrasında telefona ulaşıyorum. Ağabeyim arıyor... Gece rüyasında görmüş, anlatıyor...Dinlerken karşımdaki “ölü köpek bakışlı adam”la gözgöze geliyorum, Adam uyukluyordu ben oturduğumda, Telefonla konuşurken sesimin volumunü mü ayarlamadım, yoksa telefonun uzun süre çalması mı rahatsız etti diye düşünüyorum... Bu kısa süreli farklı birşey düşünme sürecinde (yeteneklerimin sınırlı olduğundan dolayı diyemiyorum) ağabeyimin anlattıklarını kaçırıyorum. Tekrar etmesini istemiyorum artık. “Hayırdır inşallah” deyip bir kaç daha “hayırlı” temenniyi sarfettikten sonra tekrar senaryodaki “cam kenarı yolcusu” hüviyetime geri dönüyorum.

Yaklaşık 100-120 saniyelik telefon görüşmem sonrasında Bay Jöle'nin gözleri ”ben kısmen artık aranızda değilim”dercesine çizgi gibi olmuş, Şirine hanım ise ciddi ciddi stand-by modundaydı...Ama öyle salyaları filan akmıyor...Kızılderili kabilesine üye olsaydı adı “Derli toplu oturup uyuyan güzel” olabilirdi belki de..Karşımdaki ise kafasını cama yaslamış dalmış gitmiş, hatta öylesine dalmış ki iğrenç bir şekilde “alnını kaşıyor”..(alnını kaşımasının neresi iğrenç olabilir diye soranınız çıkmasın !..lütfen.... yazacağım , biraz sabır..) İvvvrenç olan, adam alnını kaşırken içerden denemesi..resmen işaret parmağı burun deliğinde kaybolmuş...hemen bakışlarımı çeviriyorum.. Hareketin ardından birkaç dakika geçmiş olmasına rağmen, millet kalkıp kapılara yığıldı bile...İşte arkada olmanın faydası deyip arka kapıdan çıkıp dışarıdan ön kapı hizasına kadar geliyorum. Motor yanaşıyor Kabataş'a...Peksimetçi amca orada.. Her seferinde “yarın” diyordum kendimce. Bu kez durup alıyorum. Yanımdan Bay Jöle ve Şirine hanım geçiyor...Elele..Alyansları parlıyor. Belli ki yeni evliler. Toplu taşıma araçlarında yurdum insanı dağınık oturmayı yeğlediğinden iki kişilik yer bulamadılar herhalde. Yanyana görünce “gerçekten yakışmışlar da"demekten kendimi alamıyorum..

Finükülere doğru yönelirken aklımdan geçen bu satırları “tamam, bu aklımdakileri not al” diyebileceğim bir teknolojiye sahip olmayı hayal ediyorum. Neyseki toparlayıp bugün satırlara dökebiliyorum.

Baştan itibaren okuyup bu satırlara kadar gelebilen sabırlı, inatçı, misyon sahibi, mermer delen, her parantez kapanması sonrasında geri dönüp “ne diyordu bu adam” demesine rağmen yılmayıp kaldığı yerden devam eden sizlere teşekkür ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 312
Kayıt tarihi
: 01.02.09
 
 

Şubat 1961 İzmir doğumluyum ve bir süre aradan sonra tekrar İzmir'imde yaşama devam ediyorum.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster