Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '19

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
71
 

Bir Hayata Değmek

Bazı günler bana yazdıklarını okurum, tekrar tekrar. Defterler dolusu yazılar… Bazen seven bir erkek gibi, bazen tutkulu bir aşık gibi, bazen profesyonel yardıma ihtiyacım olduğunu söyleyecek kadar acımasız, bazen hiç yokmuşum gibi umursamaz, bazen hak etmediğim sözleri yazacak kadar öfkeli…

Bir de birbirimize yazdığımız öyküler vardı, hatırlıyorsan. Üç güzel öykü. Birini ben, ikisini sen yazmıştın.

 Birinde şöyle diyordun:

“…her insan bir başkasına sadece değip geçemezdi. Eğer bir insana değmişseniz, artık onun bir parçası olmuş olursunuz, ve aynı zamanda o sizin bir parçanız olmuş olur. Ne kadar, ne kadar yaşayabilirsek o kadar deseniz de, yaşadıklarınız peşinizi hiçbir zaman bırakmaz. Bu nedenle bir insana değmek bir sorumluluktur, ve bir insanın size değmesine  rıza göstermek bir sorumluluktur. Onun sizin bir parçanız olmasına ve zamanı geldiğinde bir parçası olduğunuz halde, yanında olmamanın size ve ona vereceği acıyı, hüznü ve eksiklik duygusunu karşılayabilmeniz gerekir.”

Şimdilerde böyle düşünmediğini, hatta bunları yazmış olduğunu bile unuttuğunu biliyorum.  Evet, hepsi doğruydu, yaşadıklarım /yaşattıkların hiçbir zaman peşimi bırakmadı. Ama sen hala benim bir parçam olduğunu, olmaya devam ettiğini bilmiyorsun…

Bilseydin, bana yaşattığın acıyı, hüznü, o eksiklik duygusunu karşılayabilir miydin, ya da nasıl karşılardın hep merak ettim ve hep bu soruyu sordum kendi kendime. Bir yanıtım olmayınca da sorgulamaya başladım. Ve öğrendim ki, sevilen kişi, istemediği bir sevgi için bedel ödememeliydi… Aramızda kurulan bir gönül bağından söz  edemiyorsak,  duygularımı dizginleyemememin yükünü  senin yüreğin neden çeksin ki?

Evet, biz birbirimize değdik. İki farklı hayat bir şekilde birbirine değdi…

Değmekle de kalmadık, birbirimizin tüm kapılarından geçtik. Ve o kapıların ardında sırlarla dolu iki kişilik iki ayrı dünya yarattık. Ama ne kadar çaba göstersek de o iki dünyayı bir araya getiremedik… Zira senin dünyan gerçeklerden, benimkisi düşlerden ibaretti. Ve bir Sezen Aksu şarkısında olduğu gibi düşlerle gerçekler ayrı ayrı yaşanıyordu.

Senin için kavramsaldı her şey. Yaşanılan, yazılan her şey kelimelerde başlayıp bitiyordu. Sözcüklere gereğinden fazla anlam yüklemenin bir mantığı yoktu. Ve yaşanan anların dışında hiçbir şey…

&

Sanırım artık bir yanıtım var:  Her şey yaşandığı anda bir anlam ifade ediyordu senin için. Tutkularınla  hep ânı yaşamayı seviyordun. Sen ve ben sadece o  büyülü, sır dolu anlarda yaşamıştık. Ötesi hiç olmamıştı… Bana söylediklerin sadece  o anlarla ilgili duygularındı. Bir insana değmenin sorumluluk olduğunu  yalnızca o anlar için yazmıştın.  Yaşadığımız tüm güzellikler hep o anlarda saklı kalmıştı.

Sevgi bir an bile yaşansa bir ömre bedellenir derken yine bunu kastediyordun . Hatta  “Seni seviyorum” derken bile.

Doğruydu. Sevgi bir an bile yaşansa bir ömre bedelleniyordu!

Ben hâlâ o anlardayım.

Hâlâ ve daima…

Doğum Günün Kutlu olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 217
Toplam yorum
: 1809
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2074
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster