Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
3977
 

Bir iç fetih hareketi olarak 6-7 Eylül

Bir iç fetih hareketi olarak 6-7 Eylül
 

6-7 Eylül 1955 İstanbul


Osmanlı savaş makinesi Avrupalıların askeri alandaki teknolojik üstünlüğü karşısında gerileyince sonu gelmez yenilgiler süreci başladı. Buna bağlı olarak savaş ganimetleri ve ele geçirilen yeni topraklardan elde edilen vergiler kesildi. Savaş harcamaları, Padişahların tahta geçtiğinde orduya dağıtmak zorunda olduğu bahşişler, bayındırlık faaliyetleri, saray törenleri, memur maaşları ve benzeri harcamalar devlet hazinesini boşaltıyordu. Osmanlının yükseliş döneminde bu harcamalar sürekli fetihler ve bu yolla elde edilen ganimetlerle nispeten dengelenebilirken, fetihler durunca karşılanamaz oldu. Dışarıdan ganimet alamayıp gelir kaynakları kesilen Osmanlı Devleti, bu açığı kapayabilmek için vergileri ve el koymaları arttırdı. Olağan şer’i vergilerin yanı sıra, normalde geçici bir vergi türü olan ve özellikle savaş harcamalarını karşılamak üzere konan “İmdadiye-i Seferiye” ve “Salgun” gibi vergiler sürekli hale geldi. Bu durum, özünde, savaş kazanamadığı için dış ganimetten yoksun hale gelmiş devletin bir tür iç fetihe yönelmesi hadisesiydi. Osmanlı Devleti, duraklama devrinden resmen tarihe karıştığı güne kadar bu “iç fetih”ten elde ettiği gelirle yaşadı.

Devletler harcamalarını vergiyle karşılar. Vergi toplama, devlet olmanın temel unsurlarından biridir. Ancak Osmanlı’da harcamalar o kadar hesapsız ve müsrifçe, vergiler o kadar ağırdı ki bu iş vergi toplamaktan ziyade soygun halini almıştı. (O tarihlerde dünyanın öteki devletlerinde durum pek farklı değildi; esasında şimdi de çok değişmiş sayılmaz) Bu yüzden yüzlerce isyan çıktı; yüz binlerce insan öldü; sayısız köylü toprağını kaybetti. Bu günümüze kadar devam eden bir devlet zihniyeti haline geldi.

Osmanlı yıkılıp yerini Cumhuriyet’e bıraktı ama bu topraklarda Devlet etme zihniyeti fazla değişmedi. Kendi vatandaşına gerektiğinde malları yağmalanacak bir “iç düşman” gözüyle baktı. Bu bakışla 1942 yılında Varlık Vergisi’ni icat edip gayrimüslim vatandaşlarının servetine el koydu. İkinci Dünya Savaşı yıllarıydı. Savaşa hazırlık masrafları bahane edilerek gayrimüslimlere gelirleri ve servetlerinin üzerinde vergi yükümlülüğü getirdi. Dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu, verginin asıl gerekçesini şöyle açıklamıştı: "Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz.” Başbakan’ın “yabancılar” dediği Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilerdi. Yani tipik bir “iç fetih” seferiydi bu…

İç fetih seferleri Varlık Vergisi'yle de sınırlı kalmadı elbette… Aradan 13 yıl geçtikten sonra fetihçi Devlet bu defa “6-7 Eylül Olayları” denen utanca imza attı. “6 Eylül 1955 günü, saat 13.00’de radyolar, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı saldırı yapıldığı haberini verdi. Öğleden sonra İstanbul Ekspres adlı 20-30 bin tirajlı bulvar gazetesi, haberi iki ayrı baskıyla kamuoyuna duyurdu. Sonradan öğrenilecekti ki, DP’yle ve MAH’la ilişkisi olan gazete sahibi Mithat Perin ve Yazı İşleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu, Selanik’te bombanın patlayacağını önceden bildikleri için kâğıt stoku yapmışlar ve o gün tam 300 bin gazete basmışlardı.”

Aynı günün akşamı 20-30’ar kişilik gruplar ellerinde gayrimüslim vatandaşların ev ve işyerlerini gösteren listeler ve bir örnek kesilmiş sopalarla saldırıya geçer. Polis bu gruplara müdahale etmeme emri almıştır. Devletin gözetiminde iki gün boyunca devam eden saldırı ve yağmada resmi açıklamalara göre 11 kişi öldürülür. 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel ve bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân yağmalanıp tahrip edilir. 200 gayrimüslim kadının ırzına geçilir.

Tanıklar ilginç şeyler anlatır. Yağmacılar öylesine kışkırtılmış bir gözü dönmüşlükle hareket etmektedir ki, trajikomik sahneler de yaşanır.

“Tünel’de Cevat Bey’e ait bir kumaş dükkânı vardı. Adam Türktü, ama onun da işyerini yağmalamaya başladılar. Adam hemen pantolonunu aşağı indirdi ve sünnetli olduğunu gösterdi. O da bu şekilde adamları durdurmaya çalıştı.”

“Yüksekkaldırım’da bir Yahudi, o kargaşada kendi levhasını bir Türk dükkânının tabelasıyla değiştirdi. Yahudi’nin dükkânına hiçbir şey olmadı ama Türk’ünki yağmalanmıştı. Sonra komşusuna dedi ki ‘Ne yapalım, senin insanların bunu yaptılar.’ Ama garip hatalar da oluyordu. Benim bir profesör arkadaşım vardı. Muayenehanesinin üzerinde Doçent Dr. diye bir levha yazılmıştı. Doçent kelimesini gayrimüslim bir isim zannedip muayenehanesini tahrip etmişler.”

Olayı Demokrat Parti hükümeti Özel Harp Dairesi (siz anlayın bugünün Ergenekon'u) aracılığıyla tertiplemiştir. Atatürk’ün evine atılan bombanın Türkiye’den götürülüp Selanik’teki başkonsolosluk bekçisine attırıldığı söylenir. General Sabri Yirmibeşoğlu, yıllar sonra bir dergiye verdiği röportajda 6-7 Eylül yağmasını “6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?” diye açıklamıştı. Olayın tertiplenmesindeki amacın o sıralarda Türkiye ile Yunanistan arasında sürmekte olan Kıbrıs görüşmelerinde Hükümetin arkasında Türkiye’den bir kamuoyu desteği olduğunu göstermek olduğu ancak sonradan çığırından çıktığı belirtilir. Ancak bir başka ve belki de daha önemli bir amaç da Türkiye’deki gayrımüslim nüfusu kaçırmak ve bu yolla onların mallarına el koymaktır. Nitekim bu yağmadan sonra çoğu Rum, Ermeni ve Yahudi Türkiye’yi terk etmiştir. Kalanlar da 1964 yılında yine bir Kıbrıs gerginliği sonrasında göç ettirilmiştir.

Fetihçi devlet zihniyeti Türkiye’ye bu utancı yaşatmakla da kalmadı bir de olayın sorumluluğunu komünist diye yaftaladığı kişilerin üzerine yıktı. “45 ‘tescilli’ komünist adliyeye getirilip bunlardan 19’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Nihat Sargın, Müeyyet ve Can Boratav, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo, İlhan Berktay, Aslan Kaynardağ gibi ünlü isimler vardı.”

İç fetihçi zihniyet bugünlerde epey gerilemiş/geriletilmiş olsa da zihinlerde hala yaşıyor.

Varlık Vergisi'yle ilgili olan hariç, italikle belirtilen alıntılar Ayşe Hür’ün 7 Eylül 2008 günü Taraf gazetesinde yayımlanan makalesinden alınmıştır http://www.taraf.com.tr/makale/1821.htm. Tanık anlatımları Dilek Güven'in "6-7 Eylül Olayları" kitabından aktarılmıştır.

mamut bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sence en iyiler; Türkiye düşmanları değil mi? Osmanlı kötü, Türkiye kötü. Bir sen ve yandaşların iyi değil mi? Sen nasıl bir rahatsızlık hissetmiyorsun mantığında?

Necdet  
 13.10.2009 19:30
Cevap :
Siz önce bir Türkçe yazmayı öğrenin; dört satırlık yazıda üç defa "sen" lafını kullanmak bu dili aguk guguk seviyesinde yazabildiğinizi gösteriyor. İkincisi, okuduğunuzu anlamayı öğrenin. Vücudunuzun doğru tarafıyla okursanız daha kolay olur bu. Üçüncüsü biraz görgü ve nezaket öğrenin; tanımadığınız, samimiyetiniz olmadığı kişilere "sen" diye hitap edilmez. Yaşınız kaçtır bilmiyorum ama "öğrenmenin yaşı yoktur" demiş atalarımız. Dördüncüsü ve en önemlisi; adam olmayı öğrenin. Yorumlarınıza ondan sonra bakarız.  14.10.2009 9:46
 

...Alman, Fransız, İngiliz, Arap, İsrail, Afgan, Acem, Ermeni, Macar, Bulgar, Rum, İrlanda, Japon, Rus, Çin, Kürt, Abhaza, vb... milliyetçilikleri değil, Türk milliyetçiliği yargılanıyor bu makalede. Paylaşım için teşekkürler.

Yüksel ÖNAÇAN 
 06.10.2009 12:11
Cevap :
Kusura bakmayın ama yorumunuzu pek anlayamadım Yüksel Bey. Selamlar, saygılar...  06.10.2009 14:48
 

Deli gömleği icad edilmemişti henüz... Çılgın Türkler için. Milliyetçilik kanserden de beter be Celal! İnsanı insanlıktan çıkarıyor! Çok güzel toparlamışsın. Selamlar.

Ümit Culduz  
 08.09.2009 21:53
Cevap :
Maalesef öyle. Tam dediğin gibi, insanların ruhunu kemirip birbirine düşma eden bir kanser. Çok teşekkür, çok selam...  09.09.2009 10:27
 

Tüm bunlara aslında "Çılgın Türk" operasyonları demek de mümkün bence Celal Hocam. Hani şu " gözü kara, gözünü budaktan sakınmayan, mangal yürekli, babayiğit kişilerce, yani sıradan insanların akıl kârı görmediği, yapmaya yüreklerinin yetmediği işler"den sayılan çılgınlıklardan. İç fetih hareketi tanımlaması bence de doğru, ancak milliyetçilik kavramının geliştiği dönemden sonra Osmanlı'nın iç fetih hareketi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin iç fetih hareketi bir nebze farklılaşır. Cumhuriyetten sonra fetih hareketi ırk temelli bir devlet yapısını da hedefler. Osmanlı döneminde hedef parası olandır. Cumhuriyet döneminde hedef ise parası olan ve Türk olmayandır. Hatta Türk olmamak daha öncelikli bir hedeftir. Evet dediğin gibi bugün ırk temelli bir devlet örgütlemek isteyenler bugün devlete yeterince hakim değil. Ama etki düzeyleri hala güçlü. Eğer iktidar da olsalar, bu topraklara orta asyadan geldiğini ispatlayamayan insanların vay haline, eline sağlık, selamlar, sevgiler

Bibliyofil 
 08.09.2009 14:08
Cevap :
Kelimenin tam anlamıyla tam bir çılgın Türk eylemi bu... Tabi çılgın Bulgar, çılgın Yunan, çılgın Alman da olabilirdi. Bu zihniyetin benzeri dünyanın her yerinde var. Aradaki fark, oralarda o kişilere son tahlilde pek iyi gözle bakılmaz, bizde ise milli kahraman olur. Osmanlı ile Cumhuriyet arasındaki iç fetih zihniyeti arasında farklılaşma var. Ama yazının esas konusu o olmadığı için o konuda ayrıntıya girmek istemedim. Teşekkürler katkın için.  08.09.2009 15:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3742
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster