Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
22
 

Bir İdeale Sahip Olmak

“Kolomb Amerika'yı bulduğunda mutlu olmadı, ararken mutluydu." demiş Dostoyevski. İnsanoğlu için çoğu zaman da böyle olmuştur; uzaktan bize oldukça cazip görülen, elde etmek için uğraştığımız kariyerin, malın-mülkün, paranın, hayalin ve akla gelebilecek her şeyin ulaştığımızda cazibesini yitirme durumu bulunmaktadır. Belki uzun uğraşlar veririz istediğimizi elde etmek için ancak onu elde ettiğimizde bazen hayal kırıklığına uğrarız ve çok çabuk tatmin oluruz; öyle ki artık elde edilenin bir anlamı kalmaz. Henüz elde etmemişken inanılmaz değerli görülen hayalimiz, gerçekleştiği an sıradanlaşır. Belki de bizi asıl mutlu kılan, bir gün mutlu olabilme ihtimalimizdir; Yılmaz Erdoğan’ın o meşhur şiirinde geçtiği gibi “ben, senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.”

Şan, şöhret, kariyer, para, başarı, başkalarında hayranlık uyandırma söz konusu olduğunda dünyada çok az kişinin ulaşabileceği bir konuma erişmiş olan Kanadalı komedyen ve aktör Jim Carrey şu çarpıcı sözü söylemiştir: “Umarım bir gün herkes ünlü ve zengin olur, hayal ettiği her şeye kavuşur ve böylece asıl cevabın bu olmadığını anlar.” Zaman zaman depresif dönemleri de yaşayıp içe dönüş süreçleri deneyimleyen Jim Carrey, sanırım aslında ulaşmak istediğimiz nesnelere ya da konuma bir gün erişsek bile, kaçınılmaz olarak daha da ötesinin arayışı içerisine gireceğimize ve bunun bir sonu olmayacağına vurgu yapmak istemişti. Dolayısıyla elde etmeye görelim her şey bitiyor ve biz “bu muymuş” cümlesini kurarak fark ediyoruz ki asıl mutluluk, mutlu olacağımız anları hayal edip onun peşinden koşma sürecimizmiş. Bu yüzden de kültürümüzde “insan ulaşamadığı her şeyin delisi, ulaştığı her şeyin nankörüdür” şeklinde bir söz vardır. Pascal’ın, “sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz.” derken de anlatmak istediği de bu acı gerçekti sanırım.

Şimdiye kadar değindiğim husus, heveslerimiz ve hedeflerimiz için geçerliydi. Onlara ulaşabildiğimizde genellikle asıl istediğimizin onlar değil, onların hayali olduğu gerçeğiyle çarpıcı bir şekilde yüzleşme ihtimalimiz doğuyordu. Ancak konu idealler olduğunda işin boyutu biraz farklılaşmaktadır. ‘İdeal’ kelimesi kökenini Platon’un ‘idealar alemi’nden alır ve ideal olarak belirlenmiş olanda hiçbir zaman için kişisel çıkarlar söz konusu değildir; daha güzel ve daha yaşanabilir bir dünya ve bütünün faydasına olabilecek bir amaç söz konusudur.

Gerçek bir ideale sahip olan insan aynı zamanda şunu bilir ki yaşadığı sürece o ideale ulaşması mümkün olmayacaktır. Asıl önemli olan kendisinden sonra bir gün gerçekleşeceğini umduğu o idealine -bir bayrak yarışı gibi- katkıda bulunabilmektir. Çünkü idealleri olan bir insan bir yanıyla bilir ki o ideale ulaşmaktan ziyade o ideal için çabalamak her zaman için daha anlamlı ve güzel olanıdır. Bu yüzden de ünlü yazar Oscar Wilde; “Bir ideale ulaşamamaktan daha kötü bir şey varsa o da o ideale ulaşmaktır.” demiştir. Bu bağlamda o idealin günün birinde gerçekleşme ihtimali kişiyi diri tutar, eyleme geçirir ve ona umut aşılar. Bir Fransız Atasözünde vurgulandığı gibi “idealler yıldızlar gibidir; onları tutmak mümkün olmaz ama karanlık gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler.”

Sonuç olarak elde edilebilir arzularımız ve her daim geçici olacak olan heveslerimiz doğrultusunda bir yaşam sürmemiz bizi ne kadar mutlu edebilir tartışılabilir bir husus ve tüm bunlara dönüp baktığımızda daha çok benmerkezci bir bakış açısının ve yaşamdaki anlam eksikliğinin birer ürünleri olarak durmaktalar. Gerçek anlamda insan olmak demek, bir takım fikirler ve idealler için yaşamak ve çabalamak demektir. İnsan olmanın, düşünüyor ve sorguluyor olmanın bizlerde oluşturduğu varoluşsal anlam krizinin panzehiri de yaşarken belirli bir ideale sahip olmaktır. Dolayısıyla idealimiz aslında bu kaotik dünyayı katlanabilir kılan yegâne unsur özelliği taşımaktadır. Maksim Gorki’nin de vurguladığı gibi: "insan, dört ayağı üzerinde sürünmekten kurtulduğu zaman doğa ona baston olsun diye ideal' i armağan etmiştir."

Ümit Akçakaya

Uzm. Psikolojik Danışman & Yazar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3356
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster