Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '12

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
169820
 

Bir insanın ruh hastası olduğunu nasıl anlarsınız?

Bir insanın ruh hastası olduğunu nasıl anlarsınız?
 

loadtr.com


 

Bugün gerek bedensel, gerekse psikolojik hastalıklar için kullandığımız terimler geçmişte kullanılan terimlere göre rahatsız edici değildir. Örneğin geçmişte kör, âma gibi kişilere günümüzde görme engelli, sağır dediğimiz kişilere de işitme engelli diyoruz. Delilere ise akıl hastası veya ruh hastası diyoruz. Hatırlarsınız bugün akıl hastanesi veya rehabilitasyon merkezi dediğimiz yerlere geçmişte "Tımarhane" derdik. Ama yine de halk arasında ruh hastalığı belirtileri gösteren kişilere deli denmese bile "Çatlak" denildiğini de sık sık duyarız. Aslında bu davranışlara sahip olan kişilerin rahatsızlıkları değişik psikolojik rahatsızlıklar başlığı altında incelenir. Ama halk arasında bunun bir ayırımı yoktur. O kişi kamuoyunda "Ruh hastası" olarak anılır. 
 
Bir görme veya işitme engelli kişinin en büyük beklentisi, operasyon geçirerek eski durumuna dönmektir. Bu tip rahatsızlıkları olan kişiler seve seve tedavi olmayı isterler. Ancak ruh hastası dediğiiz kişileri tedaviye ikna etmek ise çok zordur. Bu kişiler ilk bakışta normal bir insan gibidirler. Ama, zaman içersinde normal olmayan davranışlarıyla dikkati çekerler. 
 
Bu kişilerle aynı çatı altında çalıştığımız da olmuştur. Geçmişte üniversite mezunlarının rağbette olduğu ve işletmelere sınavsız, sadece torpille girildiği zamanlarda böyle birine rastlamıştım. Adam masasının üzerine bez mendilini koyar, zaman zaman masa arkadaşlarına "Hikmet bey, siz benim mendilimi kullanıyor musunuz?" derdi. Arkadaşı da "Ne kullanacağım senin sümüklü mendilini?"diye cevap verirdi. Böyle bir kişiyi müşterilerle muhatap etmemek için muhaberat servisine vermiştik. Orada da kendisine verilen açmaması gereken özel kapalı zarfları açar. "Neden açtın?" sorusuna ise "Siz beni şikayet mi ediyorsunuz diye bakıyordum" şeklinde cevap verirdi. İşin ilginci de işletme ile sendika arasındaki toplu sözleşme hükümlerine göre, böyle bir kişiyi tazminatını verseniz bile işten çıkaramıyordunuz. En sonunda kendisi malulen emekli edilmişti. O kişinin sorunu belliydi "Şüphecilik"
 
Çevremizde de bu kişilere çok rastlıyoruz. Her şeye şüpheyle yaklaşan, hatırını sorduğun zaman kendisine küfür ettiğini sanan, iki cümleyle anlatılacak olayları, aynı şeyleri tekrarlıyarak saatlerce anlatan, herşeye muhalefet eden,  belli bir noktaya saplanıp, o noktadan kendisini kurtaramayan kişiler de ruh hastası sınıfına girmektedir. Bu insanlara kesinlikle edepsiz dememek gerekir. Çünkü yaptıkları edepsizliklerinden değil psikolojik rahatsızlıklarından ileri gelmektedir. 
 
Peki bu kişilere karşı nasıl davranmalı? Benim bir blogumda yayınladığım bir pasajı burada yinelemek istiyorum. 
 
"Japonya'da binlerce kişi aile bireyleriyle birlikte evlerinde bir deney yapmışlar. 3 tane pirinç dolu bardak alıp, birinci bardağa "Teşekkürler" ikinci bardağa "Aptal" demişler. Tüm aile bireyleri hergün bu bardakların önünde durup, bunları tekrarlarken, yine hepsi üçüncü bardağı görmezden gelip, hiç ilgilenmemişler. Özellikle görür ama görmezden gelmişler. Oralı olmamışlar. Sanki küçük görme gibi.
 
Sonuç çok ilginçtir. "Teşekkür" edilen bardaktaki pirinç malt benzeri olgunlaşmış bir koku salarak fermente olurken, "Aptal" denilen bardaktaki pirinç çürümüş. Ancak daha da çarpıcı olan, görmezden gelinen bardaktaki pirincin "Aptal" denilen bardaktan çok daha önce çürümüş olmasıdır. Yok saymak, aşağılayıcı bir söze maruz bırakmaktan daha büyük zarar vermektedir. 
 
Bu kişiler kendi hallerinde oldukları, etrafa zarar vermedikleri sürece bir sorun yok. Ama bizlere bulaştıklarında ise yukarıdaki paragraftaki yöntemi uygulamak en doğru hareket olacaktır. 
 
Benim bu yazımda aklıma gelmeyen ruh hastalığı belirtilerini de isterseniz sizler  tamamlayabilirsiniz. 
 
Haluk Seki, Mesut Selek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İki günde 14 adet yorum.İyi valla. O semtin bütün TIKBANK'ları iflas etmiştir muhakkak. Kabahat bizde. Okurken blogları, biz de alıyorduk. Şimdilerde "Tık" yok.Neden? Bu da sizin teşhisinizdi: " Blog okumuyorsunuz" demiştiniz. Daha doğrusu, "densiz" insanlarla muhatap olmak istemiyordum. O densizlikler hala devam ediyor. Bize vazife vermişsiniz: " Geriye kalan ruhsal bozuklukları sayın diye. Günün aktualitesine uyarak derim ki,"dibekçinin "hık" deyicileri, kazı "koz" anlayanlar, aynı kaba işeyenler,hempacılar, takma kuyruklular, büzükdeşlikte ustalaşanların derdi yok mu sanıyorsunuz. Trübünlere oynayanları da unutmayalım. Hepsi özel çaba isteyen birer olgu. Ama,yaşamda, insanı rezil ve zelil yapan umdelerdir bunlar maalesef. Durup dururken yanağınızı siz uzatmşsınız baldıza. Belli oluyor. Bu sefer eniştem beni değil de kendisini öptürdü düşüncesini kafasına sokmak için. Çaktırmadan demek isteyeceklerimizi birbir koparıyorsunuz bizlerden. Anlamadık mı sanki. Bu kurnaz ustayı selamlarım.

Muzaffer Cellek 
 16.05.2016 16:10
Cevap :
Bu blogu yaklaşık 4 yıl önce yazmıştım üstadım. Şu sıralarda haftanın en çok okunanları arasında olduğundan hep ilk sıralarda çıkıyor. Biliyorsunuz bir zaman önce, en yeni bloglar değil de, haftanın en çok okunanları ilk sırada. On binden fazla kişinin olduğu bir toplulukta her türlü insana rastlamak mümkün. Bunların içinde benim örneklerini verdiklerim gibi sizin de söyledikleriniz dahil. Sabit fikirli yalakaların iktidarı tayin ettiği bir ortamda, o kişilerin izlerini burada da buluyoruz. Ne kadar gayret edersek edelim, o kişileri düzeltemeyiz, ancak düşüncelerimizi söyleriz. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  16.05.2016 16:33
 

Valla Arınç’ın son günlerdeki konuşmalarını takip etmiyorum dostum hatta biliyorsunuz, siyaset ve siyasetçilerden özellikle uzak duruyorum! Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil ve Rahmi Turan’ı düzenli olarak okuyorum ve haliyle de memlekette olan bitenden haberdar olabiliyorum. Sayfanızda dolanırken fenomen olmuş blog’unuza rastladım ve tekrar okumak istedim. Japonya’dan verdiğiniz örnek çok doğru dostum ve benim de o zararlı insanlara karşı uyguladığım yoldur, “yok saymak.” Öte yandan, nedenini bilemesek de madem ki bu hasta insanları da tanrı yaratmış, onları normal insanlardan ayrı değerlendirmeli, sağlıkları için dua etmeliyiz. Eminim, yakın çevreleri için hayat çok daha zordur:( Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 04.02.2016 7:45
Cevap :
Zamanında bazı kişileri kastederek yazmış olduğum blog "Haftanın en çok okunanları" arasına giriyor dostum. Ayrıca da sosyal medyada oldukça paylaşılmış. Demek ki çevrelerinde bu tip insanlar olan çok kişi var. Onlar hasta olduklarını kabul etmedikçe bizim de onları yok saymamız en isabetli davranış olacaktır. Teşekkürler. Sevgiler, selamlar...  04.02.2016 9:45
 

Devam 1 Lakin yerdeki sudan farklı haldedir. Ama unutmayalım ki her ikiside sudur. Sorun gerçek mükemmelik nedir ve veya gerçek doğru nedir ve buna nasıl ulaşırızı mütevazi şekilde görememizde.Önce kendimizle barışık olmamız şart. Çocukluğumda barışık olmadığım kepçe kulaklarımla bugün barışığım. Önlüğümle sedye veya ilaç kolisini taşırkende kendimle barışğım. İnsanların hepsi yemekhanede yemeğini sırada bekleyip alırken ben yemek dağıtanın yanına geçip yemek verirkende veya keni yemeğimi doldururkende barışığım. Önce kendimizle barışık olmayı ve en ağır eleştiriye bile gülerek bakmayı bilmemiz gerekir. Eleştiri yanlış ve yanlıda olabilir, gerçek olmadığı sürece sizi etkilememeli ve sabır göstermeyi bilmeliyiz. Ama asla yok sayamayız. Anlamaya çalışmalıyız. Hep biz doğruyu görmeyiz. Başkalarıda doğruyu görür. Bazen cımbızla o doğruyu alır kulağımıza küpe yaparız. Yaşamda "Emin" olmalısınız, insanlarda sizi " Emin" olarak kabul edebilmelidir. Saygılar..

hssensoz 
 26.12.2015 7:54
Cevap :
Öncelikle uzun zaman sonra sizi blogda görmek güzeldi sayın Şensöz. İnsanın belli bir aşamaya gelmesi, farkındalık yaratması zaman alıyor. Siz bu aşamaları çoktan geçmişsiniz. Eminim çevrenize de bu konuda pozitif enerjiler veriyorsunuzdur. "Yok sayma" konusuna gelince; Eğer bir kişi bütün çabalarınıza rağmen düzelmiyor ve size zarar veriyorsa, üstüne üstlük, kendi rahatsızlığını kabul etmeyip, tedavi olmayı da reddediyorsa, onu yok saymaktan başka bir çare düşünemiyorum. Yoksa ilk gördüğünüz bir kişiyi yok saymayı kastetmiyorum tabii ki...Geniş, detaylı yorumunuz için teşekkürler. Saygılar, selamlar....  26.12.2015 12:31
 

Blogtan uzun süredir ayrıydım, bir bakayım dedim. Yazınıza baktım ama yazıdan önce yorumları okudum. Şenlik var dedim ve sonra yazıyı okudum. Birtakım olaylar sonrası yazılmış bir yazı. Yazıda kafama takılan bir tek cümle oldu. "Yok saymak" Yok saymak belki kişiyi rahatlatabilir lakin gerçeği değiştirmez. Kafir diye kafiri yok saymam doğru olmaz. Kafir ya imana gelecekse. İmanın güzelliğine ulaşamamışsa bunda bizimde katkımız olmaz mı yok sayarak.Firavun bile son anda bile olsa " Ben Musa'nın rabbine inanıyorum " demişti.Bundan ne anlamalıyız acaba. Sorun birbirimizi anlamakta olan güçlük. Psikolojik hastalıklara bakalım :Bunların altında yatan nedenleri zamanında yok edebilseydik acaba bunlar olurmuydu. Bence bunu cevaplamamız gerekiyor. Aysbergin görünen kısmıyla daha çok ilgileniyoruz, ya aysbergin altı. Tonlarca su okyanusu doldurur. O haliyle o suyu gökgüzüne taşımak mümkün değildir. Lakin tonlarca suda gökyüzünd asılıdır. Devam

hssensoz 
 26.12.2015 7:41
 
 
Toplam blog
: 1012
Toplam yorum
: 7410
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 2458
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Uzun yıllar finans sektöründe çalışmama rağmen, psikoloji konusunda çok fazla araştırmalarım oldu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster