Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '06

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
4018
 

Bir iş görüşmesinin ardından

Bir iş görüşmesinin ardından
 

Bugün bir iş görüşmesine gittim. Hava o kadar sıcaktı ki, aslında bütün gün evde pineklemeyi planlarken, mecbur kaldım gibi bir şey oldu. 2006 yılı benim için bir tatil yılına dönüştü, elde olmayan sebeplerle. Yılın başından itibaren hiçbir şey planladığım gibi gitmedi, öyle de devam ediyor. Bende ne yapmak istediğimin kararını dış etkenlerinde çabalarıyla bir türlü bulamadım. Şu anda çalışmıyorum. Açıkçası bundan üzüntü duyduğumu söyleyemem, böylece en sevdiğim şeyler olan yazı yazmak ve kitap okumaya bol bol vakit ayırabiliyorum.

Mecidiyeköy’de bir iş bulma ajansıma gittim. Anadolu yakasında oturduğumdan açıkçası benim için bu sıcakta oralara gitmek işkenceydi. Bir banka için bir çok pozisyon açılmıştı ve bir grup mülakatına davet edilmiştim. Grup mülakatlarını hiç sevmem. Herkesin birbirini parçalarcasına kendini övmesini,olmayan özellikleri kendine yapıştırıp yanında oturandan bir adım öne geçme çabasını genelde gülünç bulmuşumdur.

Biraz erken geldiğim için mülakata kadar diğer adayları, ya da rakiplerimi mi demeliyim acaba inceleme fırsatım oldu. Mülakat başlayıp herkes konuşmaya başlayınca tahminlerimde yanılmamış olmak beni gerçekten mutlu etti. Kıran kırana bir mücadele içinde olan yeni mezunlar, çalışmak zorunda olduğu için mülakata gelenler ve ben. Gerçekten ilginç bir gruptuk.

İçeriye ilk girdiğimde iki bayan ve bir erkek vardı. “Merhaba” dedim ama hiçbiri selamıma cevap vermedi. Anladım ortalık biraz sonra kızışacaktı. Erkek aday kesinlikle yeni mezun olmalıydı, giyinişiyle, duruşuyla, tavırlarıyla hemen eleveriyordu kendini.. Diğer bayan isteksizdi. Evliydi mutlaka çalışmak zorundaydı, işe alınmasını istedim onun. Diğer bayan gerçekten dişli bir rakipti eminim ilk konuşmaya başlayacak oydu ve kendini parçalayacaktı. Biraz sonra içeri bir erkek aday daha girdi. “Merhaba” dedi bir tek ben cevap verdim. Diğerleri düşmanla gereksiz samimiyet kurmak istemiyordu demek ki. Siyah takım elbise giymişti, sıcaktan bunalmış ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını kıvırmış, ilginç bir görüntüsü vardı. Sanki bir resim yapmış ama o kurumadan dokunup bozmuştu resmi. Sonra bir bayan daha girdi, başı öne eğik ve kimseyle gözgöze gelmemeye çalışarak sandalyeye oturdu. Siyah bir takım elbise giymişti, ceketinin önü bile ilikliydi. Tam bir memur görüntüsü vardı. Ben işveren olsam asla işe almayacağım kendine güveni olmayan bir tipti.

Danışman içeri girip bize biraz bilgi verdi ve sonra "kim kendini tanıtmak ister” dedi ve tabii ki bizim heyecanlı bayan arkadaş ve hemen ardından yine yeni mezun olan erkek adayımız, birbirine çok benzeyen cvlerini bir çırpıda anlattılar. Nedense yeni mezunlarda böyle bir şey var. Onlar böyle ateşli ve daha önceden ezberledikleri lafları bir solukta kusarken benim gözümün önüne bir belgesel sahnesi geldi. Ölü bir hayvandan et koparmaya çalışan akbabalar. Daha ağzındaki bitmeden yeni bir parçaya saldıran leş yiyiciler. Bu düşünce gülümsememe neden oldu. Kızcağız ne kadar hırslı olduğunu cumartesi hatta Pazar bile çalışabileceğini ve çocukluğundan beri bankada çalışmak istediğini anlatıyordu. Bense yüzümde bir gülümsemeyle heyecanını seyrediyordum. Sanırım bu gülümseme onu sinirlendiriyordu.

Sıra bana geldi. Uzun zaman önce bıraktım kendimi satmayı mülakatlarda. İlk gittiğim mülakatta, bu ben değilim diye düşündüm ve bir daha yapmadım. O yüzden çok rahattım. Bana göre mülakatım iyi geçti ama diğer arkadaşlara göre biraz farklı. Ben sadece anlatmak istediklerimi anlattım. O yüzden danışman bayan herhalde bir tek bana soru sormadı grubun içinde.

Bir diğer ilginç şeyde kıyafet seçimiydi bayanların. Biliyorsunuz İstanbul ve bütün Türkiye en sıcak Ağustos aylarından birini yaşıyor. Ağustos bir yaz mevsimi olmasına rağmen. Siyah pantolon beyaz gömlek çoğunluktaydı ben hariç bütün bayanlar pantolon giymişti ama beni en çok şaşırtan bayan adayların pantolonlarının altında ince çorap giymeleri oldu. Anladım ki “biz sizin için her şeyi yaparız” felsefesini kıyafetleriyle de destekliyorlardı yani “yeter ki beni işe al, senin için kırk derecede çorap bile giyerim, sen ne istersen yaparım”

Kendini feda edeceğini söyleyen insanların konuşmalarıyla son buldu grup mülakatı sonra küçük bir İngilizce test ve ardından 5-10 dakika arası süren bireysel mülakat. 15 gün içinde aramazlarsa uygun aday olmadığımızı anlamalıymışız yok aranırsak bir mülakatta banka yetkilileri ile. Bakalım hayırlısı Sibel Önal

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı okurken iş yorgunluguma ragmen içtenlikle güldüm. Teşekkür etmek istedim. Çok güzel saptamalarınız olmuş, sizinle hep görüşmek isterim.Selamlar -zeynep

zeynep çayirli 
 29.08.2006 18:28
Cevap :
Teşekkür ederim :)  29.08.2006 19:03
 

Merhaba, Anlattığınız olay, geçen yıl CNN Türk'te yayımlanan "The Apprentice" programını hatırlattı bana. İnsanların bir işe ya da herhangi bir şeye sahip olabilmek için nelerden vazgeçebileceklerine tanık olmak gerçekten utandırıyor beni. Hadi ABD'de işler böyle yürüyor, herkes de bunu bildiği için kimse yadırgamıyor diyelim. Oradaki yöntemleri aynen kopyalayıp burada uygulamaya çalışmak da ne oluyor? Bizim hiç mi kendimize özgü bir davranış biçimimiz olmayacak? İşletmeymiş, insan ilişkileriymiş hepsi boş. İşverenlerin de çalışanların da herşeyden önce onur ve kendini ötekinin yerine koyabilme erdemini içselleştirmesi gerekiyor sanırım. Bir rakipler topluluğu içinde işyeri için nelerini verebileceğinin destanını yazmak acayip bir karakter zayıflığı gibi geliyor bana. Öyle birini işe alsanız ne faydası olacak... Selamlar, kolay gelsin...

Murakami 
 24.08.2006 10:17
Cevap :
Teşekkür ederim.Aynen söylediklerinize katılıyorum ama zaten işverende ondan daha çok şey bilecek, kendi kararlarını verebilecek ve kendini geliştirebilen birini aramıyor. Onların aradığı aynen bu, ne isterlerse yaptırabilecekleri, mesai ücreti vermeden bir insandan iki kişi gibi yararlanabilecekleri ve tüm bunlara ses çıkarmayacak kadar kendini işletmeye adamış "parlak insanlar"...  24.08.2006 12:21
 

Grup mülakatlarından ben de nefret ederim. Ortamı ve insanları öyle iyi anlatmışsın ki yazında. Aynen öyle oluyor gerçekten. Bir çok atıp tutan yok ben kara kalem çizerim, yok ben bu banka için canımı feda ederim diyenler mi istersiniz (şaka değil), yok babasının kartvizitini verenler mi... Öyle tiksinmiştim ki ortamdan. Bunlar böyle atıp tutunca, övündükçe gerindikçe banka görevlileri de havaya giriyor, özel konulara girip dalga geçer gibi tavırlar takınıyorlardı ki. urfa'ya gider misin, giderim, nasıl gideceksin evlenmeyecek misin kocan olmayacak mı, olur ama o da gelir, her dediğin yere gelecek mi...vs gibi inanılmaz konuşmalar geçer! Ben böyle ortamlarda dayanamıyor, kopuyordum. Geçmiş olsun. Hadi hayırlısı...

Pınar Güner  
 23.08.2006 17:35
Cevap :
teşekkür ederim :)  23.08.2006 20:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 138
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 6257
Kayıt tarihi
: 07.07.06
 
 

Ben hep yazmak istedim ama hayata sıçrama tahtam beni yazılardan ve yazarak para kazanmaktan çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster