Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Nisan '11

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
412
 

Bir İstanbul rüyası

Bir İstanbul rüyası
 

İstanbullular, yani en azından bundan 20 sene önceki İstanbul’u görenler, günümüz İstanbul’u için, “Bu kentin çivisi çıktı” diyebilir, dendiğine de şahit oluyorum. Gerçekten İstanbul çok değişti. Ne yönde gelişti; ileriye doğru ne kadar geliştiyse bir o kadar da başkalaştı. “Aaahh ahh, nerede o eski İstanbul hanımefendileri, beyefendileri…” diyen binlerce orta yaşlı insan var.
Lafı fazla uzatmaya gerek yok aslında. Son İstanbul başlığından ve çivisi çıktı tabirinden ne demek istediğim ortada. Ama ben lafı uzatayım, uzatayım çünkü insan tutamıyor kendini. Sakız gibi uzuyor sinirlerim…
Sakız gibi demişken, içinde sakız geçen bir vapur maceramı anlatacağım… Söz lafı sakız gibi uzatmayacağım. Karaköy-Üsküdar motorundayım. Saat 17.00 suları… Hava güneşli, martılar kanatlarını çırptıkça güneş bir gidip bir geliyor gözlerime… Motorun kalkmasını bekliyorum, beklerken de Karaköy’deki martıların sevinçten attıkları çığlıklara şahit oluyorum. Balık tezgahlarına komşu martılar neşe içinde uçuyor. Motor da usul usul doluveriyor. İnsanlar doluşuyor, onlar geldikçe martıların sesi uzaklaşıyor. Güneş şimdi yüzüme vurmaya başladı; gözlerimi alıyor, tam göremiyorum. Bu esnada sağ yanımdan sesler geliyor; “Şap şup… cak cuk” başımı usulca sağıma çeviriyorum. Bir beyazlık görüyorum, şişkince… derken patlıyor o beyaz. Parça tesirli bomba misali… Adamın yüzüne yapışıyor. 40 yaşına gelmiş bir adamın sakız çiğnemesine elbette bir sözüm yok, ama o görüntü ve cıvıklık insanın sinirlerini de sakız gibi patlatıyor. Çekiyorum bir tövbe, hafifçe soluma dönüyorum. Güneş yine gözüme vuruyor sağıma dönerken… Solumla ilgilenirken sağım da doluvermiş. Ne şans dimi bir beyazlık da burada yatıyor. Bıyıkları sararmış bir adam şap şup çiğniyor sakızı. Patlatmasını bekliyorum ama patlatmıyor. Neyse diyorum, bu biraz usturuplu. Nöbetler halinde çiğniyor sakızı… Tam bitti diyecekken yeniden başlıyor cak cuk cak cuk. “E kalk git” diyor insan kendine ama, inat işte. İlk ben gelmişim neden gideyim ki diyorsun. 30 yıldır bu şehirde yaşıyorum, kovulmayı hiç hazzetmem…
Zaten motorda dolmuş… Kız Kulesi görünüyor. Artık güneşde almıyor gözümü… Dalgaların sesi ve sakız sesi eşliğinde Üsküdar’a doğru yol alıyoruz. Alışmaya çalışıyorum, bu iki insana(!). Düşünüyorum; ya hayat boyu bu gibi densiz iki insanla yaşamak zorunda kalsaydım. Ama olmuyor, alışamıyorum. İçim sıkılıyor, daralıyorum. Kalk git diyorum kendime, boş ver yenil bu kez. “Denedin, yenildin, olsun gene dene gene yenil hep yenil” demiş ya Samuel Beckett, kabul be diyorum. Bu iki adamın sakız çilesi çok uzadı artık, derken kalkıyorum yerimden. Ama yok kalmıyorum, o da ne ben kalktıkça o da benle kalkıyor hatta uzuyor. Bunlar iki kişi olmadığını o an anlıyorum. Ne tesadüf üçüncüsü de oturduğum yere bırakmış ağzındakini! “Allah… belanızı..” diyorum ama gerisini getirecekken sol yanımdaki, bıyık altından gülüyor, sağ yanımdaki de ağzından köpükler çıkarcasına bakıyor pantolonuma yapışan sakıza. “Gözün mü kaldı diyeceğim ya, ” yapışkan bir sohbete girmeye hiç niyetim yok. Söküp atıyorum kendimi oracıktan. 

İniyorum motorun ön kısmına. Öfkem de uzun, ama neyse ki az kaldı iskeleye… Daha fazla rezil olmadan insek artık diyorum başım bacaklarımın arasında. Ne kadar yapıştı acaba diye düşünürken rüzgarın da etkisiyle bir ıslaklık hissediyorum. Dalgadır diyorum ama yok, değil. Önüm de bir adam, onun da ağzında bir parça, tıpkı yukarıdakiler gibi… “Dalga mı geçiyorsunuz ulan siz benimle diyeceğim” ama yok. Bir elinde su, ağzında sakız. Çiğniyor, çiğnedikçe deniz boca ediyor ağzındaki fazlalılığı tabi rüzgar ne yapsın bu adamın pisliğine ortalık ediyor. Azmettiricisi böyle bir yaratık olunca rüzgarın kabahati ne? Lama cinsi bu insancık, ardında öfkeli beni görüyor. İşe yarar bir bakış attığımı düşüyorum o an, Kadir İnanır kıvamında. Meğer gelin güvey olmuşum. Aynı iğrençlikle devam ediyor. Gel bulaşma diyorum yine, sabır diyorum.
Derken, motor iskeleye doğru yanaşıyor. Herkes motorun önüne doğru hareketleniyor. Bir anda kalabalığın içinde kalıyorum. Sesler artıyor. Her yer bembeyaz. Cak cuk sesleri, sağım solum önüm arkam her yer bunlarla dolu. Ben dahil, bacak aramdaki beyazlık bile sanki patlatıyor kendi kendini… Kadın-erkek, cinsiyet ayırımı yapmadan herkes çiğniyor. Az kaldı bu iğrençlikten kurtulmaya… Motor iskeleye 2 metre kala atlamayı bile düşünüyorum. Ama o da de, iskelede motora binmeyi bekleyen onlarca ağız var ve her biri ağzındaki o beyazlıkları şişirmiş, “Sanki iyi ki doğdun” kutlaması yapacakmış gibi bana bakıyor. Herkes nefesini tutuyor benim için… Bir sapık edasıyla “gel gel” çekiyorlar bana doğru. “Gelemem hayır gelemeeeeeeeeem” diye haykırırken, uyanıyorum. Erkek kardeşim baş ucuma oturmuş sakız çiğniyor. Atıyorum kendimi yataktan “Korkma” diyor. “Abi içinden sakız geçen bir rüya mı gördün?” diyor. “Evet, sen nereden biliyorsun.” Abi, insan uykusuna müdahale etmenin yollarını araştırırken bir formül daha buldum. Hani geçen gün sen uyurken su sesi ile seni işetmiştim ya, şimdi de rüyana sakızı soktum. Bilim adamı olma yolunda çok iyi ilerliyorum değil mi? Evet diyorum, ilerliyorsun. Ama şu ağzındaki sakızı ne kadar şişirebilirsin sen önce onu göster bana… Birkaç sakızı birleştirip yaptığı bu devasa parçayı şişiriyor, şişiriyor, şişiriyor oldu mu der gibi bakarken ağzının ortasına patlatıyorum bir tane; şimdi rüyamdaki familyada hiçbir farkı kalmıyor. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 222
Toplam mesaj
: 62
Ort. okunma sayısı
: 1242
Kayıt tarihi
: 17.05.07
 
 

Yaşamın öncelikle sevgiden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bunun içindir ki, yaşamak için sev sevmek iç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster