Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
472
 

Bir iz bırakır sadece ömür.

Her Pazar koro çalışmamız var bazı dernekler yararına yılda iki kez sahnedeyiz ve Türk Müziği sevenlerle şarkılarımızı söylüyor, dinleyenlerin katkılarını bu derneklere bağışlıyoruz. Hem keyifli bir çalışma oluyor, dinleniyoruz müziğin zevki ile, hem de bir tutamlık faydamız oluyor ihtiyaç sahiplerine… 

Çalışmanın çay arasında arkadaşlar arasında konuşulan konu Defne idi. Defne Joy Foster. Hani konu Defne ama onun ölümünden çok ardından konuşulan ve kaleme alınanlar konuşuldu. Bir köşe yazarının bu sabah ki yazısı ve konu ettiği eleştirilerden söz edildi. Aslında söz edildi demek yetmez hayretle ayıplandı. 

Eve gelir gelmez adı geçen yazarın yazısını okudum. 

Yazık dedim kendi kendime, gerçekten yazık geldi bana yazdıkları... 

Kafamı kesseler düşündüğümü söylerim diyor yazısında, tecrübeli ve bir o kadar da ünlü gazeteci… 

Aklıma takıldı; bir köşe yazarı olmak için ne tür insani niteliklere sahip olmalıyız? Gazeteci – Yazar olmak profesyonel bir işse profesyonel kime derler? Aklına geldiği gibi davranana mı yoksa olması gerektiği gibi davranana mı? Kafasını kesseler düşündüğünü söylemek ve bununla övünürken sanki hiç hayat görmemiş namus ve ahlak bekçisi gibi davranmak, hakikati tam bilmeden hiç tanımadığı biri hakkında Kamu önünde onu sonsuza kadar karalayan ve 18 aylık bebeğe anasının yapmadığını belge bırakarak yapma hakkını kendinde gören biri için ne denir? 

Kendini savunması imkânsız ve düşünülenin dışında en ufak bir şey varsa, hani ‘’gözlerimizdir aslında bizi kör eden demiş bilgeler, ’’ ‘’Hiçbir şey göründüğü gibi değildir’’ diye de eklemişler, işte böylesi bir olasılığı düşünmeyen bu tür bir yaklaşımı sadece olgunluk dışı buluyorum. 

‘’Kimse benden Defne’ye saygı duymamı beklemesin’’ demiş yazısının sonunda ben de eminim kimse sizden bunu beklemiyor. Ama ben bir şey bekliyorum: 

Otopsi sonucu açıklanmadan – Bir ton alkol- aldığını, eşi ile kendine ait olanı, her ikisini de tanımadan teatral varsayımla olmuş gibi sunacak kadar, öfkelenmesi, saldırısı doğru mudur? 

Sıfatını koyup, ‘’adı budur’’ demenin ahı yok mudur? 

Yılların tecrübeli gazetecisi daha olgun, daha oturaklı davranamaz mı? En azından gerçeği, sadece gerçeği öğrendiğinde yorumlamak için sabır gösterse olmaz mı? 

Yıllardır bir şekilde medyada her alanda, her konuda görüşleri yayınlanan bir yazarın yazısında sadece dostlarına seslenen düşüncelerini, sabah bir kere daha okuyup düşünmesi mümkün değil mi? 

Dileğim kimsenin savunuculuğunu yapmak değil, bir okuyan, bir izleyen olarak düşüncemi paylaşmak. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 605
Kayıt tarihi
: 15.01.11
 
 

Ankara doğumluyum. 1959 ODTÜ İşletme bölümünde eğitimi ile iç içe psikolojiye olan ilgi, davranış bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster