Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
217
 

Bir kadın düştü, pencereden

Bir kadın düştü, pencereden
 

Modern bir ailenin iki çocuğundan biriydi Cengiz. Liseden yeni mezun olmuş, şimdi üniversite giriş sonuçlarını bekliyordu. İdealinde fotoğrafçılık, sinema, televizyon gibi meslekler vardı. O yüzden de mezuniyet ödülü güzel bir kamera olmuştu.

Oldukça elit sitelerin arasındaki yüksek kat dairelerinin balkonunda kamerası elinde etrafta çekecek bir şeyler arıyordu o gün. Önce komşu sitelerin bahçelerine , havuzlarına göz atarken tam karşılarındaki binanın kendilerininkine yakın yükseklikteki bir katının penceresinde bir temizlikçi kadının cam silmesi dikkatini çekti. Kamerasını hemen oraya doğrultup çekmeye başladı.

’Şu kadın oradan bir düşse, ben de canlı olarak kameraya çeksem, ne müthiş olur ama !’ diye geçirdi içinden.

Nezahat hanım, ailesi önemli bir iflâstan çıkmış, sıfırı tüketmiş, uzunca bir süredir geçim zorluğu çekmekteydi. İkisi de evli, bir oğul bir de kızları vardı. Kendisi yıllarca ev kadını olarak yaşadığından her hangi bir meslek sahibi de olamamıştı. Eşi Arif bey, iflâstan sonra çok iş aramış hatta kısa süreli çalıştığı yerler de olmuştu. Fakat iflâstan kalan alacaklıların maaşına haciz koydurmaları başına belâ olmuştu. Son bulduğu pazarlamacılıkta kayıt dışı, prim usulü çalışıyordu.

Arif bey yıllardır Bağkur sigortalısı idi ve aslında çok kısa süre içinde emekliliği hak etmiş olacaktı. İflâs ettiğinde yaklaşık iki yıllık bir prim borcunu ödeyememiş, ana para olarak dörtbin yediyüz lira civarında olan bu borcu bir süre önce taksitlendirmiş fakat yine ödeyemeyince o hakkı da kaybetmişti.

Durumu öğrenen damadı yardımcı olmak istemiş, o da Bağkur’un kapısını tekrar çalarak taksit hakkının yeniden tanınması için başvurmuştu. Fakat hayatının şokuyla karşılaşmış, borcunun faiziyle birlikte yirmibeşbin lira olduğu, bir ay sonra emekliliği hak etmiş olmasına rağmen bu borç ödenmedikçe de emekli olamayacağı söylenmişti.

Günlerce bunun şokunu yaşayan aile sonunda çocukluk arkadaşı , zamanın iktidar milletvekili olan birinden yardım istemek zorunda kalmıştı. Aslında Arif beyin hayatta sevmediği, yapamayacağı bir istekti bu ama başka çaresi de kalmamıştı.

Sonuçta milletvekili arkadaşının da çözüm bul/a/madığı emeklilik hayalleri suya düşmüştü. Hiç bir zaman o borcu ödeyemeyecek, emekli olamayacaktı artık. Üstelik ölüp gittiğinde bu borç katlanarak büyüyecek ve çocuklarından tahsil edilecekti.

Nezahat hanım pencerenin dışına çıkmış, camları siliyordu . Tüm yaşadıkları da elbette aklındaydı. Arif bey son günlerde hemen hemen hiç para getiremiyordu eve. Uzaktaki oğulları ufak tefek harçlıklar gönderirdi, bazen de kızı verirdi harçlıklarını. Evleri kiraydı. Kendi evlerini yutuvermişti iflâs.

Ne kadar sıkılsa da kamerayı kapatmıyordu çocuk. Sıkıldığında etrafa çeviriyor, havuzları, bahçeleri, biraz da kadının yüksekliğini göstermek için aşağıları çekiyordu. Bir taraftan da ’ Bu kadın düşecek sayın seyirciler. İddia ediyorum ki düşecek !’ diyor kahkahalar atıyordu.

Faturalar birikmeye başlamış, kira günü de yaklaşınca rica minnet izin alabilmişti eşinden temizliğe gitmek için. Komşu kadınlardan biri bulmuştu o günkü işi. Seksen lira para alacaktı o işin karşılığında. Onlar için önemli bir miktardı bu. Zaten her şeyi çok idareli kullanıyorlardı. Arif efendinin de hiç bir şahsi masrafı yoktu.

Yükseklikten en çok başkaları için korkardı Arif efendi. Kızına da eşine de cam silerken pencereye çıkmayı yasaklamıştı. En son bir kaç gün önce eşi şaka yollu evin camlarını silerken pencereye çıktığını söylediğinde ’ Bir daha çıkarsan sana hakkımı helâl etmem!’ bile demişti.

Kendi evleri değildi ki orası. Ev sahibi camda leke görürse parasını vermeyebilirdi. Ya da bir daha çağırmazdı. Çok temiz olmalıydı camlar. O yüzden çıkmıştı pencereye. Siliyor, inip içeriden bakıyor, çıkıp bir daha siliyordu.

’Düşecek, bu kadın düşecek sayın seyirciler. Ben de ilk kısa filmimi çekmiş olacağım ve bu görüntüleri televizyon kanallarına satacağım. Akşam haberlerinde beni izlemeye hazır olun. Unutmayın , adım Cengiz benim !’

’Benim işlerim de iyi gitmiyor. Babam biraz gayret etsin artık. Gerekirse başka iş bulsun !’ deyip artık para gönderemeyeceğini ima etmeye başlamıştı oğlu.

’Kocam , fazla para harcadığımı söylemeye başladı. Size verdiğimi söyleyemiyorum !’ diyen kızlarından da umutları kesilince mecbur kalmıştı kadın. Aslında ikisinin de söylediklerini söyleyememişti eşine.

’İkimizin de elleri ayakları tutarken çocuklara fazla yük olmayalım bey. İzin ver de ben de temizliğe gidip üç beş kuruş kazanayım. Namusumla çalıştıktan sonra ne zararı olur ki !’ deyip razı etmişti Arif efendiyi.

’Tamam, dediğin gibi olsun ama pencerelere sakın çıkma. Hayatını tehlikeye atma. Sana bir şey olursa, ne yaparım ben?’ deyip izin vermişti.

Aşağıya doğru baktı bir ara. Başı dönmüştü. Elleriyle gözlerini ovmaya başladı.

’Evet sayın seyriciler, beklediğinize değecek. Son hazırlıklara başladı. Az sonra hep birlikte müthiş bir olaya tanık olacağız.’

Uzaklardaydı oğlu. Hissetti yüreğindeki yangını. Annesine söylediklerinden pişmanlık duydu. Telefona sarılıp pişmanlığını söylemek, özür dilemek istedi. Daha hızlı çarpmaya başladı yüreği. Tüm vücudunu ateş sardı.

Çocuklarına yalvarmaya başladı kızları. ’Çocuklar ne olur gürültü yapmayın. Bana bir şey oldu. Hasta olacağım galiba ’ Annesi geldi onun da aklına. O da pişmadı annesine söyledikleri için. O da telefona sarılıp annesini aramak, özür dilemek istedi.

’Ya sözümü unutursa, ya pencereye çıkarsa, düşerse şimdi’ deyip hemen yola koyuldu Arif bey. Temizliğe gittiği evi biliyordu. Yanına kadar gidip yeniden tembih edecekti.

Ve ,düştü Nezahat. Yedinci katın penceresinden zemine çakıldı. Oracıkta teslim etti ruhunu.

’Düştü, düştü ! Söylemiştim size sayın seyirciler. Gördünüz işte. Nasıl da düştü !’
Sevinçle aşağıya doğru zumlayıp çekmeye devam etti. Etraftan koşuşan, ağlayan, dövünen insanları tek tek çekti.

’Anneme bir şey oldu galiba. Telefonu da açmadı. Babam da cevap vermiyor.’

’Çocuklar, siz doğru durun . Ben anneannenize gidiyorum’

’Bu kalabalık da ne böyle? Nezahat’in gittiği ev buradaydı. Ona bir şey olmasın ! Düşmüş olmasın . Nezahaaaaaaat ! Nezahaaaaaaat ! Demiştim sana. Pencereye çıkma demiştim. Niye dinlemedin Nezahat ? Ben şimdi sensiz ne yaparım Nezahat ?

Eşine sarılmış, bir türlü bırakmıyordu. Ambulans, polis, halk , hepsi oradaydı. Fakat hiç biri çare değildi Arif efendinin derdine.

Telefon etti televizyon kanallarına. Bir kaç kuruş karşılığında satıp görüntüleri sevindi çocuk. Çok önemli bir iş yaptığına inanmıştı. Nezahat’in dramı aklına bile gelmemişti..

SON

Fikret TEZAL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 200
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

İstanbul Pendik Lisesi mezunuyum. İTÜ.Makina Fakültesi, İÜ.Edebiyat fakültesi, MÜ. İktisat bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster