Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
234
 

Bir Kadın kendini astı.(Bölüm 1)

Bir Kadın kendini astı.(Bölüm 1)
 

Kuzguncuk Polis karakolu'na babası tayin olduğunda Ragıbe beş yaşında idi. Annesini bir yıl once kaybetmişti. Daha sonraları annesinin yüzünü ancak hayal meyal hatırladığını söyleyecekti. Buraya gelmeden once Ragibe'nin babası İstanbul'a yakın bir Anadolu kasabasında karakolda komiser olarak görev yapıyordu.

Biri kız, diğeri oğlan iki çocuğu ve dünyalar güzel karısı ile bu sakin kasabada mutlu yaşayan genç adamın o güne kadar bir sıkıntısı olmamıştı. Bulundukları kasaba, fazla suç olmayan sakin bir yerleşim yeri idi. Bu durumda Karakola'da çok suçlu düşmüyordu. Kasaba halkı genç komiseri seviyor ve sayıyordu.

Herşey bir Eylül günü bozuldu. O güne kadar düzenli, sakin geçen yaşamları bir araba kazası ile birden değişmişti. Sanki iskambilden yapılan düzenler gibi aradan bir kağıt çekilince nasıl hepsi yıkılır, onların yaşamı da bir anda yıkılmıştı.

Ragıbe'nin annesi o gün 4 yaşındaki kızını ve 7 yaşındaki oğlunu komşuya bırakmış bir koşu pazara gitmişti. Pazardan ellerinde sebze, meyve dolu filelerle evine koştururken kafası akşam yapacağı yemeğin düşüncesi ile dopdolu idi. Bu akşam eşine sevdiği yemekleri yapacak, belki de karşılıklı birer kadeh rakı içeceklerdi. Zira bugün onların evlilik yıldönümü idi. Sabah eşi işe giderken onu kapıda öpmüş ama hiç bugündan bahsetmemişti. Belki de unutmuştu. Acaba eşi onu ilk günlerdeki gibi sevmiyor muydu. Yok hayır evlilik yıldönümlerini unutmuş olamazdı. Kimbilir belki de ona süpriz yapacaktı. Belki de akşama bir demet çiçekle çıkıp gelecekti.

Genç anne bu düşüncelerle dopdolu yolun karşısına geçmeye çalışırken karşıdan gelen kamyonu göremedi. Karşıdan gelen kamyon bütün gece uzak yoldan mal taşımış, uykusuz, bir an once evine gitmeye, yatağına kavuşmaya can atan bir şöförü taşıyordu. Şöfor de anneyi göremedi. Sadece havaya uçan bir beden gördü, büyük bir vurma sesi ve bir kadın feryadı duydu. Kamyondan indiğinde yerde kanlar içinde yatan genç kadını görünce kaldırım kenarına oturup geçirdiği şokun etkisi ile ağlamaya başladı. Ne yapmıştı. Bir cana mal olmuştu. Ragıbe'nın annesi ise yoldan yetişenler gelene kadar çoktan son nefesini vermişti.

İşte o gün Ragıbe ve ağbisi annesini, genç komiser ise eşini kaybetmişti. Bu acı olaydan sonra Komiser o kasabadan tayini istedi. İki çocuğu ile yanlız kalan adam hem çocuklarına bakmak hem de çalışmak zorunda idi. Eşinin ve kendi ailesinden onlara yardım edebilecek, çocuklarına sahip çıkabilecek kimseleri yoktu, Olan akrabaları da ya çok yaşlı veya hasta idiler. Hem o çocuklarından ayrılmak istemiyordu. Sevdiği eşinden ona kalan tek hatıra idi o iki küçük yavru.

Genç komiser o gün evlilik yıldönümleri olduğunu ancak sabah eşini öpüp evin kapısına çıkınca hatırlamış, artık geriye dönmemişti. Akşama bir süpriz yapar gönlünü alırım diye düşünmüştü. O gün eşini kutlayamadan kaybetmenin azabını uzun süre yaşadı. Bu vicdan azabı onu çok yordu. Çalıştığı kasabadan ayrılma sebebi o kasabanın eşini ve onun kaybını heran hatırlatması olmuştu.

Kuzguncuk Karakolu'na yatini çıkınca genç komiser çok sevindi. Evet İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşamak çok zordu ama orada çocuklarına bakabilecek birini bulabilirdi. Hem çocukları bu şehirde daha iyi eğitim imkanına sahip olacaklardı. Artık o, bugünden sonra evlatları için yaşayacaktı. En büyük amacı onların en iyi okullarda okumalarını sağlamak ve iyi mesleklere sahip olmalar idi.

Kuzguncuk Polis Karakolu iskeleye yakın sokakta evlerin arasında bir bina idi. İlk gelip karakolu ve Kuzguncuğu gördüğünde burada sakin ve huzurlu yaşayacağına inandı. Şehre bu kadar yakın, fakat şehir yaşamına benzemeyen sakin yaşamı ile Kuzguncuk genç komisere bir cennet gibi gelmişti. İki çocuğu ile bu kıyı mahallesinde huzurlu yaşayacağına inanmıştı. Çocuklar da burayı sevmişlerdi.

Karakola tayini çıkınca çocuklarını bulundukları kasabada bir komşularına bir kaç günlüğüne bırakmış ve bir koşu gelip Kuzguncuk'ta Karakola yakın küçücük bir ev tutmuştu. Sanra tekrar kasabasına dönüp evinden eşyalarını toplayıp, çocuklarını alıp yeni yaşama başlayacakları Kuzguncuğa geri gelmişti.

İlk günler çocuklarını da alıp sabah Karakola geliyor ve o görev yaparken çocukları Karakolun sokağında mahellenin çocukları ile oynuyorlardı. Nasılsa yakında okullar açılacak ve büyük oğlan okula gidecekti. Küçük kıza bakacak birini veya bırakacak bir yer bulmak zorunda idi. Akşam yorgun argın Karakoldan beraberce çıkıyorlar, mahalle bakkalından, manavından yiyecek bir şeyler alıp evlerine gidiyorlardı. Akşam çocuklarına yemek hazırlamak, onları doyurmak, onların gündüz kirlettiklerini yıkamak, evi toplamakla geçiyordu. Gene de çocukları yanında olduğu için mutlu idi.

Kuzguncuk halkı çocukları ile Karakola gelen bu genç Komiseri çok sevmiş ve kısa sürede bağrına basmıştı. Karakolun olduğu Üryanizade sokağı sakinleri komiser ve çocuklarına yardım etmek için yarışmaya başlamıştı kısa sürede.

Öykümüzün devamı için sonraki bölümde buluşmak üzere.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Yazarım! Bu güzel öykünün ikincisini merakla bekliyorum.Selam ve sevgiler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 20.09.2013 18:50
Cevap :
Bu öykü 70 sene öncesine dayanan , gerçek ve bir o kadar da acıklı, ibret alınacak bir olay. Sevgi ve selamlarımla.  20.09.2013 22:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 826
Toplam yorum
: 1069
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1056
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster