Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1958
 

Bir kadını terbiye etmek...

Bir kadını terbiye etmek...
 

Kadın... Akıllı ise... Ve de kendini yetiştirebilmişse... Kim tutar ki onu, kim durabilir "özgür iradesinin" karşısında. "İnsan"a yakışan yaşamını, hoyratlıklarda harcamadan sürdürmenin yolu... Sonuna kadar açıktır ona. Bildiğince, istediğince şekillendirir hayatını.

Kadını "zapt-ı rapt altına alma çabaları"nın boşa gittiğini görmek için... Bir kez denemek yeter "insan olana". Sonrası "bir daha denememek üzere" son vermek olmalıysa da aslında... Bazıları "boşa kürek çekmeye devam" ederler nedense. Vazgeçmeden denerler... Denerler. Bilmezler ki her denemede aslında, varsa eğer "ilişkiyi tüketirler".

İnsanları kadın ve erkek diye ayırmanın yanlışına düşenler... "Kaba kuvvet"i tek üstünlük aracı görüp, seçenler... Bir kez durup düşün(ebil)melidirler "insan olmakla alakası var mıdır davranışlarının"? Ayrımında mıdırlar acaba "aslında, kendi eksiklerini ilkel yolla tamamla(yama)ma çabasında olduklarının"?

Kadın bir insandır... İnsanların karakteri vardır ve karakter göz rengi gibidir... Asla değişmez. Kısa süreliğine "lens takmak gibi" geçici görüntü değişikliği olsa da -ki bu genelde aşktan gözü kör olma evresindedir- zamanı geldiğinde... Aslına dönecektir. Geçicidir o boyun eğmiş gibi görüntü, geçici. Bu yüzden de "eğitmek-kendimize uygun hale getirmek"... Terbiye etmek (!) amacı ile seçmemeli sevdiğimizi. Bilinmeli ki her insanın "kendine uygun olan"ı mutlaka vardır. Günün moda deyimiyle... Çıtamıza göre olanı aramalı, yüksekteki çıtalara ulaşmak için boşuna zıplamamalı... Diyelim ki şans eseri yakaladık, o çıtayı kırmamalı... Ya da kendi seviyemize çekmek için, ne kendimizi, ne de karşımızdakini "hırpalamamalı".

Aslında ne kadın erkeği, ne de erkek kadını "değiştiremez"... "Değiştireceğini zanneder, ya da sürekli bu umudu besler". Bu çaba içindeyken, ya yıllar geçer fark etmeden... Bir de bakar ki, sadece kendini kandırmış-avutmuş. Kişi aynı kişi... Değişen hiç bir şey yok. Ya da, hala ayrımına varamamış olayın, mutsuzluğuna başka kılıflar aramakta. Oysa bilmesi gereken; "Taa başında yanlış yaptığı". Hani "tencere-kapak" derler ya... Onun gibi. Yıllarca yanlış kapak kullandığı.

Donanımlı insan değişmez "bir başkası istedi diye"... Ama gerekirse "uyum sağlar", kişilğinden ödün vermeden. Tabii ki bu davranış biçimi, boş bir "güven"le olmaz .

Kendinize emek harcamamışsanız... Sağlam bir temele oturmuyorsa kişiliğiniz-karakteriniz, yoksa "taban oluşturan bir alt kültürünüz"... O zaman boynunuzdaki bağ, nereye çekiliyorsa, oraya koşarsınız. Bu bağın adı evlilik de olabilir... Aşk da, sevgi de. Çekip götürdükleri yerin "sizin kişiliğinizi yok etmek, sizi kendi istekleri doğrultusunda eğitmek, değiştirmek" olduğunu söylemezler. Fiyakalı bir ad bulurlar o yere... Mesela; "mutluluk" gibi.

Mutlu olmanın yolu "tek taraflı ödün vermek değildir". Uyumlu olmak ile "başkasının yarattığı kalıba uymak" arasında dağlar kadar fark vardır. Öğrenememişseniz bunu... Toplumdaki bazı "çokbilmişler" kendilerince öğretir. Çünkü, genel olarak o her şeyi bildiğini zannedenler... Kendilerince yapay davranış ve görüntüde arayıp "ilişki gereklerini", koyarlar kendi "olmayası kurallarını".

Oysa, siz de o toplumun bir bireyisiniz, aklınız var(sa eğer)... Kendinize ait fikirleriniz, bir yaşam felsefeniz olmalı, olabilmeli o zaman. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun bilincine varamazsanız siz... "Kendileri gibi olmanızı sağlayan çark"a kaptırıp... Size "isteğiniz dışında" bir yaşam kurdururlar.

Kimseye, kimseyi eğitmek düşmez yetişkinler arasında... Boşuna çaba, gereksiz baskıdır "zamanla isyana sürükleyen", ya da bir tarafı baskın... Diğer tarafı ezilmişliğe sürükleyen. Ezik olmak yakışmaz insan olana. Eğer "adı aşksa-sevdaysa yaşananın"... Yan yana, el ele olmalı yaşam. Bir taraf "hmmm" diye parmağını sallıyorsa, diğer taraf da "hep boyun eğiyorsa" adı ilişki değildir bunun.

Ben bir isim bulamadım...

Adını siz koyun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

telefonda arkadaşıma okuyorum bu yazıyı , sessizce ağlıyor , peki Sevda sonra görüşelim diyor kapatıyor, eşini yakalamış bu yazıda, kendini... göz herşeyin özünü göremez , sözü bir sizin gözler için geçerli değil sanırım ....

Kundelas- Sevdakılıçaslan 
 30.01.2008 13:59
Cevap :
Merhaba, Kaldırabilsek başımızı kendi yaşamlarımızdan... Önyargısız bakabilsek diğer hayatlara... Aslında o kadar çok ki görebileceklerimiz, duyabileceklerimiz... Ve de öğreneceklerimiz. Dilerim hep görmeyi bilenler olsun yaşamınızda. Mutlukalın:))  30.01.2008 14:39
 

Adı yok... Aslında değiştirme yoluna gitmeden olduğu gibi kabul etse taraflar birbirini ilişki daha iyi noktalara ulaşır. Değişmek değiştirmek zordur ama ödün vermeden ayak uydurmak en güzeli. sevgiler

Meral Yağcıoğlu 
 12.07.2007 12:08
Cevap :
Merhaba, Ne güzel belirtmişsiniz "ödün vermeden uyum" diye. Çünkü ödün vermenin "dayanılmaz ağırlığı" daha sonra yük oluyor yüreğe. Yorumunuza teşekkürler. Mutlukalın:)  14.07.2007 12:43
 

Yine güzel bir konuya temas etmissiniz degerli Doktorum. Donanimli bir insan elbette "bir baskasi istedi" diye prensiplerinden vazgecmez ve kisiliginden taviz vermez! Ama bazen "Özel" durumlar olabilir. Anlayisli olmaniz gerebilir. Elinizdeki kartlari (4 as olsa da) "pas" diyerek masaya atabilirsiniz. Karsi taraf bunu nasil algilar bilemezsiniz."Karakter göz rengi gibidir, degismez" dememiz icin caba sarfetmeliyiz bence. O degismeyen karakteri ne oranda taniyoruz diye. Su blogda bile dillere pelesenk olmus ve kimseciklerin "tanimlama" zahmetine katlanmadigi PAYLASMAK diye bir kavram var. Herkes bol keseden kullaniyor bu sözcügü. Ama " Paylasmak, yeri geldiginde kendi payindan da vazgecmektir" dediniz mi kimseciklerin isine gelmiyor nedense. Kesin yargilardan kacinmali bence. Kim parmak salladi, öteki niye boyun egdi bilemeyiz tam olarak. Hatalar insanlara mahsus bildiginiz gibi. Hatayi kabul etmek karaktersizlik degil erdemdir.Yaziniz mükemmeldi´, kutlarim. Mutlukalin:))

Ümit Culduz  
 11.07.2007 22:14
Cevap :
Merhaba, Şöyle izah edeyim durumu:) "İlla da benim penceremden bakacaksın" demek yerine, usulca tutup elinden... "Bir de bu pencereden bakalım" demek, diyebilmek. Ya da yeni bir görüş açısından birlikte bakabilmek, gördüklerini paylaşabilmek. Bilerek değil, bilmeden incitildi ise karşı taraf... Hatasını kabul edip "özür dileyebilmek". Bu durumda incinmiş tarafa düşen de "bir daha o hatayı gündeme getirmemek". Yaşamı, birlikteliği hoyratça değil... "Nazenin dengelerde" tutabilmek. Buydu anlatmak istediklerim:)) "Yeni bir yazı olacak kadar" kapsamlı ve içten yorumunuza teşekkürler. Mutlukalın:))  14.07.2007 12:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 139
Toplam yorum
: 1165
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 1909
Kayıt tarihi
: 12.04.07
 
 

Bana biri kendini anlat dese, susar kalırım. Her konuda çılgın bir istekle konuşan ben, işte o anda ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster