Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1613
 

Bir kadının birinci erkeği, bir erkeğin son kadını olmak

Bir kadının birinci erkeği, bir erkeğin son kadını olmak
 

Esasında başlanacak o kadar çok yer var ki seçmekte zorlanıyor insan… Bir arkadaşımın söylediği bir şeyle başlayayım… "Oğlum bir kadının birinci erkeği olamazsın, her zaman ikincisin… Senden daha iyi birisi çıktığında üçüncülüğe düşersin." ...:) Yanlış bir cümle değil hatta konuyu sevgili dostum ve baş danışmanımla tartışırken "aferin, sadece oynaşmamış, arada düşünmüş" demişti…

Konu esasında çok da karışık değil… Biraz genetiğe ve varoluşun gelişimine bakmak gerekiyor…

Dünya ateş topundan yavaş yavaş yaşamın oluşmasına izin veren bir mekana dönüşürken, Sedir Adası kumları gibi kendi kendini üretebilen bir şeyler peydah oluyor: Gen… Daha sonra bu genlerin etrafında yavaş yavaş oluşan hayat da kendi kurallarını koymaya başlıyor… Canlılar çoğalmak ve genetik yapıyı bir sonraki nesle aktarmaya yönelik çalışmaya başlıyor… Kendi kendine çoğalmayı becerebilen şanslı tek hücrelilerin yanında eşeyli üremeye mahkum olan diğerleri eş aramaya ve bu bağlamda da müthiş bir çaba içerisine giriyor…

Hikayenin insan kısmı burada devreye giriyor, ama biz grup dinamiği açısından bakmayacağız olaya…

Bu noktada diyebiliriz ki insan oğlunun erkek bölümü genetik şifreyi yayabilmek için çokeşli bir yapı geliştirmiş, kadın bölümü ise (diğer memelilerdeki gibi) yavruyu içerisinde koruyarak büyüteceği için, en sağlıklı genetik yapıyı kabul etmek ve yapı bozuldukça yerine sağlıklı olan yenisini almak üzere "dönemsel olarak tek eşli" bir yapı geliştirmiştir.

İpin ucu esasında burada kaçıyor… Evet sağlıklı bir canlı dünyaya getirmek için sağlıklı bir genetik gerekiyor ancak o dünyaya gelen canlının sağlıklı bir sosyal yapıda büyüyebilmesi için, sağlıklı ve düzenli bir aile hayatına ihtiyacı oluyor…

Dinlerin ortaya çıkmasıyla "kutsallığa" büründürülmesi bu yüzden ailenin. Esasında kutsal aile diye bir şey yok. Sadece aileyi kutsallaştıran insanlar var. Sevgi üzerine kurulu ilişki içerisinde mutlu çocuklar yetiştirebilme yetisine beraber sahip olan insanlar…

Biyolojik evrim insanları bir noktaya doğal olarak yönlendiriyor… ancak bir de sosyal evrim dediğimiz kısım var… Bu noktada gerçekten ne istediğimize bakıp, bir noktada elimizde var olanı mutlu ederek -karşılıklı olarak doğal olarak- kendi mutluluğumuza ve çevremizin mutluluğuna yönelik hareket edebiliriz… Herman Hess’in Siddhartha’sını hayatımızda gerçekleştirebiliriz…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ya aslında ben katılmıyorum senin arkadaşın o sözüne.demiş ya:bir kadının asla birinci erkeği olmazsın diye...ya ben gördüm abi çocukta tip yok ben onu çok seviyorum yapamam diyenleride gördüm bence sadık kalmakla alakalı bişi bu.ya ne biliyim aslında bu konular beni aşar ama aşk gerçektende var vee tek eşliliğede inananlardanım yani erkek diye bir çok kadınla birlikte olmak için yaratılmış bir konuyada inanmıyorum hadi var diyelim yok ya ben sevdiğime nasıl güvenicem o zamaan hiç evlenmem daha iyi :)zaten daha çook var evlilik konusuna :) güzel yazı olmuş ellerine sağlık barış...

muradiye 
 20.06.2008 9:42
Cevap :
:))) Aşk gerçekten var ancak sadakat sadece sosyal evrimini tamamlamış ve ne isteyip istemediğini bilenler için var ;) Evlilik konusu ayrı tartışma zaten ama iki insanın bir arada durabilmesinin en önemli nedeni senin de söylediğin gibi "güven"... Güvensiz ilişki mümkün değil... ve beğeni için teşekkürler :) Sevgiyle...  20.06.2008 11:41
 

evet biyolojik yönden genler çok önemli.....ffakat bununla beraber duygular hangi tarafta??Ya aşk Ya sevgi....İNsan olmanın bence en önemli kısımları.......

Güler 
 05.07.2007 18:44
Cevap :
Duygular tam içinde ve insan olabildiğince... Diğer türlü sadece genler tarafından yönetilmiş oluyoruz ki sadece bu yeterli değil... İnsan olmak için hissetmek gerekiyor... Sevgiyle...  05.07.2007 20:25
 

Arkadaşlar.... Yahu, alkollü araba kullanmak yasak ama daha ölümcülü alkollü yazı yazmak da yasaklanmalı. Bu yasağa ilk tutuklamaya kendimi ispiyonluyorum.Özür dilerim bir yazıyı bu kadar ters bir bakış açısı ile okuyup aşağıdaki gibi bir ucubeyi yazabildiğim için. Sevgi üzerine kurulu bir ilişkinin ne umutlar yetiştireceği inancım yazınla pekişti (ayık kafa okuyunca tabiii) Ben bu genetik kodları tüm davranış biçimlerimizde olduğuna inanıyor ve bu kodların tüm görme ve algılama biçimlerimizi de belirlediğine inanıyorum. Ne dersin?

Engin Allı 
 24.04.2007 21:00
Cevap :
Alkollü cevaba henüz karşı olan yok :))) Kodlar muhakkak etkiliyor ama... "İnsan olabilmek için" bu kodlara rağmen bir olmak gerekiyor galiba... Çok zor olduğuna da inanmıyorum... Geçmiş hayatımdan örneklerini biliyorum :))) Ve inatla sevgiye, aşka ben inanıyorum... Ve hayatın anlamının da "1" den geçtiğine... Sevgiyle...  24.04.2007 22:55
 

Gördüğüm iki biçim egemenliği var buralarda; Alptekin gibi balkon verandasına dayanıp gökyüzüne bakıp ay ne duygu adamayım ben tarzı fotorafı köşende yayınlayıp duygu metinleri yazarsın(bu aralar bu fotografı uzun saçlı modeli devam ettiriyor).İkinci şekil kardeşim duygular sadece bizim genetik üreme bicimimizdir. Deyip ama sağlıklı birliktelik modeli "çizmeye çalışıp ortaya bir tez koymak yerine soru bırakmak gibi ikinci bir yol çizenler var ki o da biraz senin gurubun. Arkadaşlar, insan olmak ikisinden biraz farklı bir durum gibi "bence" bağımlılıkları olan ve bağlanmak isteyen bir garip çelişkiler yumağı.Kesin net çizgiler yok bu işte ve olmayacakta "bence". İlişkiler biz olma durumuna varınca kendinize sorular sorun bakalım ne kadar paylaşırsınız "çiftleştiğinizi" başkaları ile yanyan yana görmeye... Herman Hess i bir kez daha okunması tavsiyesi ile

Engin Allı 
 22.04.2007 22:17
Cevap :
Tavsiye için teşekkürler... Çok anlaşılır değil tarzınız ve anlatmak istediğiniz... Ne Alptekin var burada, ne de herhangi bir gruba girme telaşında olan birisi... Bir parça da saygı sınırları dışarısında görüyorum bu yorumu, o da ayrı... Çiftleşmek yerine, insana ait olan sevişmeyi tercih ederim tabir olarak da... Ama genel bir açıklama gerekirse, sevgili olmayı becerememiş 2 kişi pekala çok iyi dost olabilir, hatta ve hatta yeni aşk acılarını da birbiriyle paylaşarak giderebilir... Bu bir parça erkeklikten yada kadınlıktan sıyrılıp insan olmayla alakalı bir durum... Dediğin gibi kesin çizgiler yok hayat içerisinde ve o zaman bir tez ortaya koymak da çok anlamlı değil... Bir deli ortaya bir taş atar ve isteyen kendi hayatında, kendisine göre bir uygulama yolu belirler... Hiç kimse ne geçmiş yaşantı olarak ne de duygu olarak aynı değil zira... Anlayabildiğime verebileceğim cevap da bu kadar...  23.04.2007 23:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 576
Toplam mesaj
: 79
Ort. okunma sayısı
: 1880
Kayıt tarihi
: 08.06.06
 
 

İnsanın kendisini anlatması zor. Beykoz, Saint Benoit, Psikolog. Bu kadar... Detay gerekiyors..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster