Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
767
 

Bir kelebeğe duyulan aşk

Bir kelebeğe duyulan aşk
 

İçinde bir şey var ve Onu rahatsız ediyor. Şöyle bir dönüp baktığında uzun gibi gelen bir zamandır kendini tanıyamadığının farkına varıyor. Hayatının konu edildiği film şeridindeki sahnelerine baktığında bu ben değilim diyor. Çünkü o sahnelerde sevdiklerini kırıyor, onları üzüyor, bağırıyor onlara ve tahammül edemiyor. Bunu ona içindeki o şey yaptırıyor. Anlam veremiyor ve söküp atamıyor içindekini. Uzun gibi gelen bir zamandır böyle hissediyor. "Neden mutlu olamıyorum" diye ağlıyor kimi zaman. Tesellisini arıyor. Derdine derman bulamamaktan şikayet ediyor. Konuşamıyor hiç kimseyle; "Ya ben kendimi ifade edemiyorum ya da kimse anlamak için çaba sarfetmiyor ve anlamıyor" diyor kendi kendine. İçine kapanıyor. O kadar çok yardıma ihtiyacı varki halbuki. Çaresiz ve yalnız. Ancak herşeye rağmen dayanması ve yaşaması gerektiğini hissediyor. Çünkü en büyük zenginliğinin sevdikleri ve sevenleri oduğunu düşünüyor. Peki bunu biliyorken neden kendini tanıyamıyor? Neden yorulduğunu hissediyor her seferinde? Cevaplar arıyor. Nedense kazanmak için attığı her adımda tökezliyor ya da çelme yiyor birilerinden. Böyle hissediyor. Mutluluktan yüzünde güller açan bir çocuk düşünün: Koşuyor, zıplıyor, gülüyor. Ayakları yere basmıyor bile daha. Aniden, ayağı bir taşa takılıyor. Dünyanın en mutlu çocuğu birdenbire en mutsuz oluveriyor. Anlam veremiyor ve çığlık çığlığa isyan ediyor. "Neden?" dercesine. Çünkü canı acıyor. Kimbilir dizi kanıyor olabilir. Sonuçta gözlerinden yaşlar sel olup akıyor. Hepimizin küçüklüğündeki gibi burnu sümüklü bir hal alıyor. Ne acı. Peki nerde o bir saniye önceki gülen bebek? Çocuk gibi hissediyor. Neden büyüyemiyor hala? İçinde bir şey var. Aynı o çocuk gibi sevdiklerine ve sevenlerine doğru yüzünde mutluluk ifadesiyle koşarken aniden çarptığı görünmez bir duvar gibi karşısına çıkan bir şey. Afallıyor. Neden hevesi kursağında kalıyor neden? Yoruldu artık. Yardım istiyor. Sevgi dolu elini her uzattığında eli havada kalıyor ya da başkasının elinin tersiyle itiliveriyor. Halbuki O herkesi seviyor. İçi umut dolu çünkü. Dünyayı güzelleştirecek en önemli iki şeyin "umut ve sevgi" olduğuna gönülden inanıyor.

Seviyor, çünkü umut taşıyor.
Umut taşıyor, çünkü seviyor.

Ama içide hala bir şey var. Kemirip bitiren bir şey. Şüphe tohumu değil; o tohumlardan yeşeren kin ise asla vize alamıyor yüreğine girmek için. Kinci biri olması mümkün değil. Herşeyi unutsa insan olduğunu çıkarmıyor aklından. Sevdiklerini ve sevenlerini kazanmak istiyor. Kaybetmek mi? Aklına bile getirmiyor. Çünkü bir umut ve sevgi savaşçısı olduğuna inanıyor. Kazanmak dedinde sadece ve bunun için tüm gayreti, uykusuzluğu, düzensiz nefes alışverişleri... Umudunu kaybetmekten korktuğu için yılmıyor. Sevmemekle suçlanıyor kimi zaman. Buna kimsenin hakkı olmadığını biliyor ama yine de içindeki yanardağı yatıştırması gerektiğine inanıyor. Uykularını kaçıran, soluk alışverişlerini anormalleştiren, sinirden vücudunu titreten ve başına ağrılar sokan içindeki o karmaşık yumağı seve seve çözecek bir gönüllü arıyor belki de. Öyle biri ki, o karmaşada kaybolmayı göze alabilecek gönülden biri. "Gerçek kendi" ile gelgitler yaşamak istemiyor. Öfkesini sevdiklerine ve sevenlerine bağırarak çıkardığı her defasında kendinden daha çok nefret ediyor. Eski halini arıyor. Yaşamanın ağırlığını omuzlarından her attığında bir de bakıyor ki kendini yine o ağırlığın altında ezilirken buluyor. Ne var ki yine de seviyor. Sevmeyi seviyor belki de ve belki de birilerini mutlu ederek mutluluğuna mutluluk katıyor. "Allah'ım yardım et bana" diye yalvarıyor içinden her geldiğinde. Çünkü umut dolu yüreği. Zorlanıyor da. Onu afallatan görünmez tokat ve duvarlar suratında geçici şişlikler ve morluklar yaratırken, yüreğine de merhemler sürüyor. Yara bantları yapıştırıyor. Kabuk bağlanan yaraların kimi iz bırakıyor kimi de sahiden yok olup unutuluveriyor. Herşeye rağmen sevildiğini biliyor, sevgisinin derecesinin de ancak sevenin gayret derecesi kadar olduğuna inanıyor.

İçinde bir şey var ve bu şey sevgi dolu kırılgan yüreğini iğne ucu gibi dürtüyor sürekli. Rahatsızlık duyuyor. Yardım diliyor. Yalvarıyor. Neden diye soruyor? Yanıt alsa belki de hak verecek kim bilir. Hala umutlu öyle saf ki sevgisi. Belki de batışan iğne, daha çok sevsin diye dürtüyor yüreğini. Böyle düşünmeyi tercih ediyor. Keşke öyle olsa daha ne isterdi ki? Kelebeğe duyulan bir aşkla seviyor sanki. Dünyanın tüm anlamsızlığına rağmen, yeryüzünde herhangi bir noktada gülümseyen bir bebeğin ya da okyanusta su yüzeyine çıkıp atlayan mutlu bir yunusun becerebildiği gibi dünyayı ve dünyasını güzelleştiren, peşinden koşup mutlu olduğu ve bir gün "ya uzanamayacağım kadar uzağa kanat çırparsa" diye korktuğu kelebeğe duyulan bir aşk taşıyor yüreğinde. Kendisine biçilen o tek günü doyasıya mutlu olmak ve dünyayı daha yaşanılır kılmak amacıyla geçirerek huzur içinde cennete havalanan o, "dünyanın en güzel kelebeği"ne duyduğu hasretle yüreğine sevgi tohumları ekmeye devam ediyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1023
Kayıt tarihi
: 18.01.09
 
 

1983 Giresun doğumluyum. Fotoğraf çekmeyi, diğer bir deyişle "hayata vizörden bakmayı" seviyorum. "Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster