Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
402
 

Bir kentte tutuklanmak

Bir kentte tutuklanmak
 

superpoligon.com


30.Aralık. 2014. Sabahleyin otobüsle Balıkesir’e geldik.. Bu kış kıyamette, öyle hiç de gezmek için filan değil, sağlık meselesi…
 
Eşimin bacağı son zamanlarda fena halde ağrıyordu. Filmler, MR.lar.. filan… Sonunda bir düşmeden dolayı, sağ bacağının dizinde Menisküs tanısı kondu. Bandırma’da bu ameliyat yapılamadığından , biz hop diye… Günün bir vaktinde, sabahleyin Balıkesir’e düştük… Ama nasıl düştük, yağmur, kar, fırtına… İşte öyle bir havada..
 
Hastanede bu sorunla ilgili Operatör muayene etti, filmlere baktı ve Menisküs ameliyatının yapılması gerekliliğine karar verdi ; eşimi hastaneye yatırdı (ben de yanında refakatçi) , hastane iyi güzel… Ama yeni, özel bir hastane olduğu için bazı rutinler yerleşmemiş.. Bazı konularda şaşırıyorlar; bazı konularda ne yapacaklarını bilemiyorlar… Özellikle hemşire kısmının toyluğu göze çarpıyor.
 
Hasta odası temiz tertipli, aslında tek yataklı olarak yapılmış da, ne yapıp yapıp iki yatak yerleştirmişler. Yanımızda da Balıkesir’in köylerinden gelen bir genç bir bayan hasta ve yakınları bulunuyor. Yakınları dediysem, altı yedi tane… Odaya durmadan girip çıkıyorlar.
 
Neyse. Eşim öğleden sonra 13.05’de ameliyathaneye götürüldü. Ve saat 13.55’de getirilip yatırıldı. Menisküs ameliyatı şimdi genellikle epidural anestezi verilerek yapılıyor. Hastanın belinden aşağısı bir şey hissetmediği için; dizdeki yapılan işlemleri duymamış. Sadece yukarıdaki  ekrandan seyretmiş. Bu tip Ameliyatlar günümüzde ya Atroskopik cerrahi, veya Robotik cerrahi vasıtasıyla yapılmaktadır. Her iki ameliyatta da ilke aynıdır . 
 
“Menisküs yırtığında artroskopik cerrahi ile tedavi uygulanmaktadır. Eklem açılmadan anestezi altında ameliyathane şartlarında kameralı borular ile eklem içerisine girilir, eklem içerisi monitör üzerinden görülerek kapalı ameliyat uygulanır. Hasta bazen aynı gün bazen de bir gece hastanede yatırılarak taburcu edilir.”
 
Ameliyat edildikten sonra eşim odasına getirilip yatırıldı. 
 
“Belden aşağısını hiç hissetmediğini söyledi. Dizine üç noktadan borularla girilerek , menisküsün artıklarının temizlendiğini söyledi. “Biraz sonra doktoru geldi ama fazlasıyla ketumdu ; hiç ayrıntı vermedi…
 
“Temizledik..”dedi. “Şimdi 4-5 saat ayağını kımıldatamaz. Ondan sonra yavaş yavaş, tuvalete kalksın; gezinsin.. Sonra , yavaş yavaş koridorda yürüsün…” 
 
Kolay mı? Kadıncağız uzun süre ayak parmaklarını oynatamadı. 
 
“Demek felç olayı böyle oluyor..”dedi.
 
Parmaklarını oynatmaya başlayınca çok sevindi. Bir kaç saat sonra bastonuyla tuvalete gidebildi. Ondan sonra da tut tutabilirsen… Nasıl olsa benim hanım oldukça hiper-aktiftir. Durduğu yerde duramaz. Menisküs olduğundan beri, bastonla sekip duruyordu…
 
Gelelim oda komşularımıza. Saf, güzel köylülerimize…
 
Hasta 18 yaşında bir gelin. Kocaman çocuğu olduğuna göre , acaba kaç yaşında evlendirildi? 
Evin merdivenlerden düşmüş…
 
“Yav, nasıl oldu, filan…” diye sorduk. Evin ikinci katında oturuyorlarmış. Evin merdiveni varmış ama “korkulukları yokmuş!!!” 
 
Kızcağız hoop, burun üzerine yere kapaklanmış… Yüz göz çizikler içinde. Burun kırılmış mı, belli değil.. Sol kol kırık… Onun için bizim doktor ameliyat edecek…
 
Doktor  önce eşimi ameliyata aldı. Güya bizi ameliyat yapıp ondan sonra , hemen postalayıp, yatağa yeni müşteri atacaklar. İşte Özel hastanelerin anlayışı bu…! Döndü olsun..
Ama hastanın durumuna bakınca, doktor bir gece yatmasına izin verdi. 
 
Eşim , ameliyat olduktan sonra sırada Sulhiye (genç gelin) vardı. Onu da bir saat içinde hallettiler, getirdiler. Eşimi bayıltmadıkları halde, kızı bayıltmışlar… Geldikten epey zaman: “Buba, ebe..” diye sayıklayıp durdu.
 
Ben anlamadım (Köylü değiliz ya..) Babası iyi de , bu kızcağız ebesini niye çağırıyor, diye sordum. Cadaloz bir halası var…
 
“Bizde nineye , ebe derler… Sen iyi duyamamışsın , esasen o :  “Hala hala…” dedi de anlamamışsın. “Tamam ..dedim. anlamadım…”
 
Sonra akşam yemekleri geldi. Neyse, “Refakatçı” yemeklerini de unutmamışlar…
 
Kızın başında 6-7 kişi habire dönüp duruyordu. Hanım : “Ben bu kadar kişiyi başımda istemem ..” deyince . Refakatçıları 2 kişiye indi: Kızın babası ve halası…” 
 
Yemek fena değil. Ne vardı?  “Sosyete mantısı  ; Makarna; yoğurt …” idare eder…
 
Gece bir kabus oldu. Ceberut hala odadaki tek çek yata el koydu. Onu kardeşine verdi. Bir koltuk sandalyeye de kendisi yattı… Ve horlamaya başladılar.
 
Bana? Bana da hastane koridorları ve oradaki sakat sandalyeleri kaldı.. Sabaha kadar gezdim durdum. Adetim değil, kimseyi rahatsız edemem; kimseyle de dalaşamam…
 
Eşim, sabahleyin taburcu olacağını biliyordu. Ona göre kendini hazırlamıştı . Saat dokuzda gittim Doktoru gördüm, reçetesini verdi, yapılması gereken idmanları söyledi.. Ve…
 
“Kendisini çok yormasın..” dedi . Ondan sonra da 300 Tl. yatış ücreti ödedim. Niye yanarım , biliyor musunuz, 40 devlet, bu amaçla Emekli Sandığı vasıtasıyla benden kesinti yaptı ve hala hastaneye yatınca , para diye saldırmaları.. 
 
Yeşil Kartlı  olanlar, ohh , gayet keyifliler.. Diğer yandan, adamların Bağ-Kur ücretleri bile ödenmemiş, aldılar, yatırdılar, ameliyat ettiler… Helal olsun.. !! Bu işler nasıl dönüyor bilemiyorum. Anlamıyorum..
 
Evet, sepetlediler… Alayu vala ile.. bir taksiye atladık. Doğru Oto- terminale… Şehrin epey uzağında… Gittik. Otogar ana baba günü… Bandırma’ya çalışan otobüslerin yazıhanesine doğrulduk. Bilet sorduk. Güldüler…
 
“Bütün yönlerde yollar kapalı. Otobüsler gitmiyor..”
“Hangi yol yahu.. biz şuradan bir buçuk saatlık yola gideceğiz. Bandırma’ya… Orası da mı, kapalı..?”
 
“Her yer kapalı beyim, her yer… Balıkesir-İzmir kapalı; Balıkesir Bursa kapalı.. Balıkesir Bandırma kapalı… Balıkesir İstanbul kapalı…  “ Anladınız mı? Anlamadık.. Melul mahzun bakıyoruz… Eee şimdi ne olacak??
 
Otogar mahşer yeri…  İnsanlar ne yapacaklarını , bilmiyorlar. Onlar da bizim gibi koşuşturup duruyorlar. Kahvenin bütün peykeleri dolmuş. Çatı fena halde akıyor. Soğuk, buz gibi…
 
Ben biliyorum ki, öğlen saat 12.30’da Bandırma’ya bir tren var. Hemen bir taksiye atladık, kar yağmur, fırtına istasyona geldik. Tam 23.00 TL sı yazdı. Adamın ağzını arayayım, dedim.
 
“20 lira versek olmaz mı emmi?”
“Yok olmaz.. Bak ben her şeyi deftere yazıyorum… onu da mahsup göstermem gerekiyor..!” Kim denetliyorsa?? Yedik… verdik tam tamına 23 TL.sını. İçeriye, istasyona koşturduk. İstasyon ana baba günü… Otobüsler çalışmayınca, millet trene yönelmiş… Ama  belki 200 kişi sırada. Bizse 201’nci olacağız… Ameliyatlı eşim ve ben..
 
Gittim , ön sıradakilere rica ettim. Eşimin durumunu anlattım (elinde bastonla) Gençler iyi, anladılar, yer verdiler…  Bandırma’ya , ayakta iki kişilik yer bulduk… Ama… işin aması var. Sonra haber geldi… Akhisar da heyelan olmuş, demiryollarına 80 tane ağaç devrilmiş ve trenin ne zaman geleceği belli değilmiş… Haydaa…
 
Eşime, “haydı kızım, beyle beklenilmez . Yılbaşımızı, gidelim , Balıkesir’in en güzel Otelinde kutlayalım… Seninle eski danslarımızdan birini de yaparız… Millet dans görür.. Ça.. ça ça mı olur; Vals.. mi… Onlar bizden sorulur… 
 
Yine taksi çevirdik. Taksici çocuk iyi birisi, “Amca sizi pahalı olmayan, güzel bir otele götüreceğim..” dedi. Gerçekten istasyona çok uzak olmayan bir otele indik. Onlar haberleşmişler aralarında , otelci bizi karşıladı. Odamızı ayarlamışlar . Altıncı kat … Çıktık… Elbiselerimizi çıkardık… Yatağa uzandık… Uyumuşuz. Bir baktık saat 12.30 … Yeni yıla girmişiz bile…
 
Bu gün O’nun doğum günüydü… Hediye alacak zaman bile bulamamıştım. Ne kadar üzgünüm.. Bunu ona da anlattım. Ağladım.. Eşim yufka yürekli..
 
“Aslanım,” dedi. “Sen bana Balıkesir’in en lüks otelinde çok güzel bir gece geçirtiyorsun… Başka daha ne isterim.. Bak işte televizyonum var… Bütün Yılbaşı Programlarını izliyorum. Dansımızı da inşallah gelecek yıl yaparız.  Sabahın hayrı, akşamın şerrinden evladır, derler. Sabah ola hayır ola… 
 
“Öyle mi “ dedim. “Öyle…” dedi… Benim gönlüm, alt salonda ki.. caz-saz gürültülerindeydi ama… Nasıl olsa bunlar , Vals bilmezler, çalamazlar da, edemezler de… diyerek kendimi avuttum; eşimi de… Evet, yeni kuşak Valsi nereden bilecek…? Ve orada mışıl mışıl uyuyarak, yılbaşını yaptık. Dünkü geceden sonra, artık hiç dermanım kalmamıştı..
 
Sabah oldu… Pencereyi açtık… Kar durmuş. Çok hafifçe yağmur çiseliyor. Dünkü o felaket neydi, öyle… Bugün  her şey daha iyi olacak , diye banyoya gittim. Sular kesilmiş. Sorduk. Bütün Balıkesir’de sular kesilmiş…
 
Görüyor musunuz, bir kentte nasıl tutuklanırsınız… Nasıl  bir kente ister istemez sürgün olursunuz. Dünden beri her şey kabus gibiydi. 
 
Sabahleyin otelin restoran kısmında mükemmel bir kahvaltı yaptık. Bu da ücrete dahil. Bana ucuz geldi. 
 
Trenden yer ayırttık. Öğleye kadar bekledik. Yine yeniden. Öğle treniyle hareket etmek üzere istasyona gittik. Eşim o kadar yolu yürüyebildi. Gayet iyiyim, dedi. Bu da beni çok mutlu kıldı. İstasyon bu kez oldukça boştu… dünkü insanlar, nasıl gittiler, nasıl kayboldular..? Hayret
 
Tren , 15 dakika gecikmeli geldi. Hiç önemi yok…Trende pek sağı solu seyredecek hava yok…Zaten, görüyorum ki, trenci (eskiden ateşçi derdik, şimdi belki makinist..) bazen hızlı sürüyor, bazen de adeta duraklıyor. Çünkü her taraf kar kış… Belli ki , bazı yerlerde toprak kayıyor… Temkinli … Dikkatli… Aman öyle olsun…
 
Bilmecelerimi çözdüm. Gözlerimi kapadım. Bir açtım her taraf kapkaranlık.. O da nesi?
 
Bandırma’ya geldik, dedi, eşim. Bandırma’nın tam girişinde bir tünel vardır. Meğer o karanlıkta biz tünelin içindeymişiz. Tüneli geçince zaten denizi görürsünüz ve Bandırma’ya geldiğinizi anlarsınız. Sonra da manevralar başlar. Bandırma’ya yanaşmak pek öyle  kolay değildir. Tren bir geri gider, sonrada ileri ve yavaş yavaş perona yanaşır. Dışarı çıktık. Felaket bir hava. Soğuk, fırtına… Bandırma’nın fırtınası da felakettir , hani..  Koşturduk, bir taksi umuduyla. Bizden önce koşturan gençler bütün taksileri kapmışlar… Bize de soğukta titreşmek kaldı.
 
Neyse güç bela bir taksiye attık kendimizi. Eve geldik… bir ohhh çektim..
 
Evim evim.. Güzel evim…
 
Tam o sırada. Kızımdan bir telefon. “Baba hastanedeyim…” Ondan sonra göz yaşları. Ondan sonra… Dünya bu… Vurunca fena vuruyor…!!
 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu blogunuzu Milliyet bülteninde gördüm Erdal bey. Sanki birileri bir senaryo yazmış, siz de eşinizle birlikte bu senaryoda rol almışsınız gibi okudum. Olumlu ve olumsuz yönleriyle sizin için unutulmayacak bir yılbaşı olmuş. Eşinize ve kızınıza geçmiş olsun der, bundan sonraki günlerinizin sağlıklı ve huzurlu geçmesini dilerim. Saygılar, selamlar...

Erol Özışık 
 05.01.2015 19:15
Cevap :
Teşekkür ederim Erol Bey. Herhalde yukardaki yazıyor ve biz oynuyoruz. Ne zamana kadar bilmiyorum. Sağolun.  05.01.2015 21:39
 

Öykü mü değil mi derken yorumları okuyunca gerçek olduğunu anladım. Kabalığımı bağışlayın, geçmiş olsun dileklerimle. Allah böyle şeyler yaşatmasın bir daha.

Güz Özlemi 
 05.01.2015 10:21
Cevap :
Bazen olaylar gerçek derken, gerçek-üstülüğe doğru iteleniyor. siz de anlayamıyorsunuz, neredesiniz? Böyle bir durum yaşadık. Fena halde gerçekti; fena halde öyküleşti.. Teşekkürler Sayın Güz Özlemi. mutluluklar.  05.01.2015 13:21
 

Size yeni yıl şakası gibi bir şey anlatayım. Bu blogu hayretler içinde okudum. Bu benim bildiğimi tanıdığım kişinin yazma biçemi değil. "Aman Allahım!" dedim, "Bir yazıyla bu kadar mı değişik bir anlatım biçemi kurar insan? Bu ne değişiklik?". Az kaldı telefon açıp bu ne değişiklik diye soracaktım da, yazının sonuna gelince önerenler içinde yazarın kendi adını gördüm ve biraz şaşırdım. "Acaba?" dedim kendi kendime, "Bu işte bir yanlışlık olmasın?". Okumaya başlarken bizim Eric'in sandım bu yazıyı, neden diye sormayın, hatlar karıştı besbelli. Ama ne karışma, beni de heyecanlandırdı! Öykü kategorisinde yazmışsınız ancak belli ki bir anı yazısı bu, öyle mi, değil mi acaba? Çok akıcı ve çok içtendi. Bence her şeyi bir yana koyun bunu bir yana. Böyle gidin derim haddim olmayarak ve tanış olmamıza dayanarak. Eski öykü kitaplarının tadını aldım vallahi. Saygılar ve iyi yıllar öğretmenim.

Güz Özlemi 
 05.01.2015 10:20
Cevap :
Hadi diyelim, fena halde gerçekçi bir "Öykü".. İşte hayat gelip size dayatıyor. Bu benim gerçeklerim.. İsterse yazma! diyor. Yazmalıydım. Yine de istediğim gibi olmadı. Nerede o Rus gerçekçileri.. neyse, olduğu kadar. İlgine çok teşekkürler arkadaşım.  05.01.2015 13:24
 

Öncelikle çok geçmiş olsun! Benim bu hikayeden aldığım şey iyi bir eşle cehenneme bile gidilir. Bence harika bir yaşam! Sevgiler

ERIC VAN BUYTEN 
 04.01.2015 7:51
Cevap :
Eşin iyisi iyidir, kötüsü de kötü... Ne yaparsın! Çaresine bakmalı..  04.01.2015 12:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 834
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster