Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '15

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
166
 

Bir kitap; Toprak

Göklere, topraklara, suya ve havaya Alkış! Yaradana minnet!

Yine bir kitap, nefesimi tutup nerdeyse bir solukta okuduğum bir kitap; bu  süreçte yine kendimi bulduğum, kendimi okuduğum hatta psikolojik tahlilleriyle çözüldüğüm bir kitap…

Evet Toprak romanından bahsediyorum. Buket Uzuner’in bu serideki ilk kitabı Su’yu okuduğumda da benzer duyguları taşımış, Uyumsuz Defne Kaman’ın maceralarını Uyumsuz Ayşe Kam gibi okumuş o zaman da Su’dan bahsederken kutsal kayın ağacının bir parçasını elimde tutar gibi hissetmiştim.

Kitabımız, Buket Uzuner’in Toprak adlı romanı. Anadolu’da yaşayan kültürler için temel öğelerden olan Ateş, Hava, Toprak ve Su elementlerinden bu sefer Toprak’ı esas alan bir kurgu, yine Everest Yayınlarından çıkmış ve 558 sayfa. Bu kitapta beni çeken, evrensel doğa- insan değerlerinin çok temiz, akıcı ve öğretici bir dille işlenmiş olmasıydı. Pek çok bilgi, günlük yaşantılarımız içinde seyrettiğimiz olaylarla birbirine bağlanırken, yine kamanlık, Kutadgu Bilig, şifacılık, Anadolu’da yaşayan kültürel ve mitolojik öğelerin temel unsurlar olarak ele alınması ve tüm değerlere saygıyı hak eden topraklarda yaşadığımızın hatırlatılması ayrıca zenginleştiriciydi. Ayrıca yapılan psikolojik tahlilleri bazı çözülmeler açısından yararlı buldum. Burada da zevkli, bilgi dolu, nükteli aktarımlarla satırlar arasında kaybolurken Su’daki neşe, Toprak’ta hüzne dönmüştü. Toprağın hiçbir sırrı saklayamazlığından mıdır, alınan canları bünyesinde barındırdığından mıdır, bir okuyucu olarak benim kendi  hüznümden midir yoksa yazarın da belirttiği kendi yaşamındaki kayıplar sırasında yazmasının etkilenimleri midir bilmem ama acı ve kayıpların büyüttüğü, olgunlaştırdığı karakterlerle çocukluktan yetişkinliğe erişmiş bir insan gibi geldi. Kitabın sonundaki zengin kaynakça bu konulara ilgi duyanlar için derlenip toplanmış bir hazine niteliğinde.

Önceki romanı okumayanlar için kısaca bilgi verecek olursak bir doğa sever ve evrensel insan motifi çizen, aynı zamanda Kam olan kahramanımız Defne, günümüzün sorunlarına parmak basan ve parmağını da hemen oradan kolayca kaldırmayan korkusuz, gözüpek bir gazetecidir. Çorum'da Hitit dönemine ait büyük bir tarihi eser hırsızlığını araştırırken kaybolur. Gazetecinin kaybolması ile emniyet, valilik, basın, halk, sevdikleri ve sosyal medya eylemcileri kaybolduğu yer olan Yazılıkaya’da buluşur. Buluşan ve araştırmaya destek sağlayan sadece insanlar değildir. Kutsal ve yol gösterici olarak bilinen, Kutup yıldızı, Geyik, Erlik Han, Kutadgu Bilig, bu değerleri okumayı bilenler için yardıma gelenler arasındadır. En önemlisi de Defne’yi bulacak olan güç “kendi çağının kural ve inançlarına körü körüne itaat eden uyumlu çoğunluk arasından” çıkmayacaktır. Zira “doğruluğuna inanılan fikirleri sorgulayıp, ötesini merak eden milletler dünyanın beyin gücüdür, diğerleriyse tarih boyunca hiç istisnasız onları taşıyan beden olmuştur.” “Gönlüne çocukken iyilik tohumu  ekilmiş olanlar ancak iyiliğe kendilerini adarlar; çünkü hayatta kalmak için dayanışmak, bizim türümüzün bir içgüdüsü ve gönül borcudur.”

      Kitabın kurgusu içindeki Defne’nin araştırılma macerası içinde insana dair çok dersler vardır. “Mükemmel olduğu için hayran olup çok sevdiğimiz birilerini kusurlu bir fani olduğunda da sevip sevemeyeceğimizi” sorar mesela. Canların rekabet için değil dayanışma için yeryüzüne geldiklerini çünkü canların devamlılığının birbirlerine yardım etmelerine bağlı olduğunu bu nedenle çalışanı Göklerin, Toprakların, Ormanların, Suların Ateşin koruduğunu, bütün mahlûkatın sesini hiç küçümsemeden dinlediğimizde cevaplarını da alacağımızı bildirir. Her yaşayabileceğimiz sorunda kendi öz değerlerimize, kültürümüze, evrensel kaynak teşkil edebilecek eserlerimize başvurabileceğimiz hatırlatılırken kadın erkek, amir memur, çocuk ebeveyn, devlet millet, doğa ve kadim bilgiler ışığında irdelenir.

Bu topraklarda büyümüş olan pek çoğumuzun kendi çocukluğundan, ailesinden, kültüründen mutlaka bir iki deneyime, söze, geleneğe rastlayabileceği bu eserde, doğanın ve içindeki varlıkların dilini okumayı  anlamayı  bilen Umay Nine’nin geyik ile kurduğu iletişim sırasında mesela ben Beynam ormanlarında büyüyen ve her türlü varlıkla dost olan kendi anneannemin “geyikleri öldürenlerin bir daha iflah olmayacaklarını” söylediğini hatırladım..

Defne en zor zamanlarında, Umay Ninesinin derde deva öğüdünü hatırlayıp güç bulur. Bu öğüdü hepimizin hatırlamasını dilerim. Der ki Umay Nine: ”Zorluk ve acıyla karşılaşmanın vaktinin geldiğini anladığında korkma! Önce sana yakışan vakar ve olgunlukla dik dur, göğsünü ruhuna siper et. Sonra hatırla! Bugüne kadar en sevmediklerin dahil kimseye isteyerek kötülük yapmadığını, insanlara doğuştan getirdikleri vasıflar yüzünden ayrımcılık göstermediğini, kendinden daha yoksul ve acizden çalmadığını hatırla! Dik dur! Adil olmaya çalıştığını, hayvan, bitki, ağaç, toprak, su, hava dahil bütün canlara saygı gösterdiğini hatırla! Hatırla ki, zor ve acıyla karşılaşmadan önce kalbine güç ve enerji toplansın. Sen bu yeryüzünün has bir canısın!”

      Bilimlik bilgiler vardır öğreniriz pek çok şeyi; değer katarlar çalışmalarımıza, ama yaşanmış hayatlar vardır yaşatır bize pek çok şeyi; dokunur ruhumuza. Kitap bilgilerinin ötesinde bilgiyi hayatla ve hatta Hikmetle birleştirmek, dil ve estetik ile yaşanabilir, zevk alınabilir hale getirmek, okuyanı kendiyle bütünleştirmek bir ustalık bir sanatçılık uğraşıdır. Ancak takdire, onurlandırmaya değer. Buket Uzuner’in bu  iki romanında da ben hem suya, toprağa ve üstündeki, içindeki varlıklara dokunduğumu hissettim hem de onların bana dokunduğunu. Çocukluğumdan beri oynamayı, dokunmayı en çok sevdim toprağa bir kere daha saygı  duydum.

Romanın içinde bir de Toprak Kitabı  vardır ve bu  kitabı  elinde tutanın, okuyanın eskisi gibi bakmayacağını, eskisi gibi  göremeyeceğini; Ve eğer gözündeki perdeyle yaşamaktan memnun olunacaksa Toprak Kitabına hiç dokunulmaması gerektiğini söyler. Çünkü Toprak kitabıyla insanın gözündeki perde kalkar ve o kişilerin her biri kendi zamanında iyilikte önder, yolculukta yönder olur insanlığa….

Toprak su  gibi değildir. Su kaybolmaz ama toprak  gidince herşey biter. Bu nedenle Defne’nin diliyle yapılan uyarıya kulak vermek yerinde olacaktır:

Ve işte Dedem Korkut ve Ninem Umay'ın bütün torunları ve onlarla bin yıldır akraba olmuş Anadolu'nun bütün halkları böylece biliriz ki, rahmi TOPRAK olan dünyanın sonu TOPRAK yüzünden gelecektir. Ne bir filizkıran, ne de meteor, ancak insanın kibri TOPRAK'ı bitirecek güçtedir. TOPRAK içinde ve üstündeki tüm canlılarla yok olacaksa, müsebbibi öz evlâdı insandır."

      Toprak’ı bitirdiğimde edebi bir eser olarak dilimde hoş bir lezzet vardı ama yüreğimde bu topraklara ve kültüre yeterince sahip çıkamamış olmanın acısı. Bir yanım kaybettiklerimize yanarken diğer yanım gelmekte olan kuşaklar için umutlu oldu ya da olmak istedi. Öyleyse iyiyi düşünelim iyi olsun. İyilikler bizimle olsun…

Fatma Uysal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 136
Kayıt tarihi
: 07.01.14
 
 

Hacettepe Ü. İİBF Yüksek Lisans Ankara Ü. Din Psikolojisi Doktora Araştırmacı- Yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster