Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
486
 

Bir kurbanlığın hatıra defteri

Bir kurbanlığın hatıra defteri
 

İstanbul Hatırası!


Sahibimiz Hıdır Ağam bu sabah hepimizi toplayıp bir kamyona yüklemiştir. Şoförle konuşurken duymuşum, bayram geliyormuş bizi İstanbul’a götürecekmiş. He vallaha insan minsan ama yine de hakkını yiyemem bizim gibi hayvanlardan bir eksiği yoktur. Onca masarife girip bayramda koyunu danası için bayram turu düzenleyen kaç ağa vardır?

Hava soğuk mu soğuktur ama bizim derilerimiz kalın. Tepemize bir de kalın bez germiştir Hıdır ağam ki yağan yağmurdan ıslanmayalım. Böyle düşünceli insan az olup o da bize rastlamıştır, kendi masarifinden önce bizim iyiliğimizi düşünmektedir. Kamyonun kasasında tahtadan yapılmış yemlikler koymuştur, boşaldıkça yem koymaktadır. Ağzı fırdolayı kesilmiş üç naylon bidon vardır, susadıkça su içeriz.

Kars’tan İstanbul’a yol çok uzakmış nereden bileyim, git git bitmiyor. Gece oldu hava iyice soğudu, birbirimize yaslanıp ısınmaktayız. Ama hiç birimiz şikâyet de etmemekteyiz çünkü nankörlük olur. Ağam bizi İstanbul’a götürür, hayvanat bahçesini gezdirip herhalde luna parkta dönme dolaba bindirecek, belki de sinemaya bile götürecektir. Şimdi durduk yerde böğürüp melemek bir hayvana yakışmaz.

İstanbul’a geldik, kamyon koca bir meydana yanaştı ki bizim köyü aratmıyor çamur deryası, çok sevinmişim. Yabancılık, sıla hasreti çekmeyeceğimdir. Hıdır Ağam büyük bir çadır kurdu altına girdik. Derken general gibi bir kaç adam gelmiştir, meğer belediye görevlileri imiş. İki bin yetele yer kirası aldılar Hıdır ağamdan. Bizim için bunca masarif, biz ağamın hakkını mümkünatı yok ödeyemeyiz. Çok iyi bir insandır, çok...

Derken bazı adamlar gelip oramızı buramızı ellemeye başladılar. Baktık ağamız ses çıkarmıyor, biz de ayıp olmasın diye ses çıkarmamışız. Ağam sustuktan sonra bize melemek böğürmek yakışmaz. Ne de olsa gurbet elde misafir sayılırız. Adamlar ağama sorarlar “Nereden gelmişsen... Kaç kilodur... Kaç paradır... Çok söyledin, gel anlaşah...” Sonra el ele tutuşup ellerini kollarını sallamaya başlıyorlar. Başka birileri de “Hadi oldu bu iş!” diye hem ağama, hem de adamlara çığrışmaktalar.

Pazarlıkmış bunun adı. Her pazarlıktan sonra eğer anlaşma olursa aramızdan biri adamla birlikte gitmekte ki adam herhalde İstanbul’u gezdirip getirecektir. Öyle ya ağam hepimizi birden nasıl gezdirsin? Ağam bizi gezdirsinler diye elin adamlarıyla pazarlık yapmakta. Adamla birlikte giden arkadaşlarımızın ardından iç çekerek gıptayla bakmaktayız ne şanslı koçlar, danalar var diyerekten. Biz bu ağamın hakkını mümkünatı yok ödeyemeyiz.

Ağamın parası çok azalmış olmalı ki pazarlık yapıyor yapıyor anlaşamıyorlar, adamlar gidip başka çadırlarda başka danaları koçları elleyip yokluyorlar. Böyle olunca biz de gezmeye gidemiyoruz haliyle, şanssızlık işte. Canımız çok sıkılmaktadır ama bir iki meleyip, bir iki böğürüp susmaktayız. Yoksa hem ağama hem de İstanbullulara ayıp olur, “Ne görgüsüz hayvan bunlar yahu!” dedirtip ağamızı utandırmamak lazım.

Derken bir gün omuzlarında bir acayip aletlerle adamlar kadınlar geldi, televizyondan geliyorlarmış, ne demekse? Ağama bir şeyler sordular, ağam meğer bizden de dertli imiş. Başladı anlatmaya: “<ı>Taa Kars’tan gelmiş, üç bin lira kamyon parası vermişim. İki bin lira da yer kirası. Şimdiye kadar sadece iki hayvan sattım. Burada gördüğünüz gibi çamurlar içinde soğukta rezil olmaktayız. Eskiden bizim oralarda Et ve Balık Kurumu kombinaları vardı gider oralarda satar, sonra köyümüze döner yeniden yetiştirirdik hayvanımızı. O Kurumu sattılar, ortada kaldık, hayvancılık öldü...”

Ağamın dediklerinden hiçbir şey anlamamışım. Ama merak etmişim, o Et Balık Kurumu dedikleri neyse, satılırken benim ağam ve öbür ağalar niye karşı çıkmamışlar da şimdi şikâyet etmektedirler? Hem fena mı olmuştur, eğer o kurumlar satılmasaydı biz İstanbul’u görebilecek miydik? Neyse, biz hayvanız bizim aklımız ermez.

Sonra bu sabah yanında küçük bir çocukla bir adam geldi, butumu böğrümü elledikten sonra ağamla ellerini kollarını sallaya sallaya pazarlık yaptılar. Heyecandan kalbim duracak sandım. Bu seferki şanslı hayvan ben miydim? Ama niye benden bahsederken “Kurbanlık” diyorlar anlamamışım. Derken anlaşıp beni kamyonet diyorlar küçük bir arabanın arkasına koydular. Küçük çocuk da yanıma binip bana sarıldı ama babası “Orada üşürsün” diyerek bizi ayırdı ve arabanın önüne birlikte oturdular.

Şimdi yoldayız ve çok heyecanlanıyorum. Beni acaba önce Luna Park’a mı götürecekler yoksa sinemaya mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlk okuyan çok beğendi. Saygılar.

bir orman yeşili 
 23.11.2009 18:40
Cevap :
çok teşekkürler...Sevgi ve Saygıyla.  23.11.2009 20:57
 

Kurbanlıkları kurtarma ekibi mi kurdurtacaksınız bana:))

Emine Supçin 
 23.11.2009 18:32
Cevap :
Bir koyun sürüsü nereye gittiğini bilmiyorsa, ondan daha da kötüsü bayram yerine gittiğini sanmasıdır... Hayırlı yolculuklar sevgili halkım...Sevgi ve Saygıyla.  23.11.2009 19:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 195
Toplam yorum
: 137
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 668
Kayıt tarihi
: 04.10.07
 
 

Dünyanın internet sayesinde küçüldüğü günümüzde büyüyen sorunlara ilişkin duygu ve düşüncelerimi pay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster