Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
336
 

Bir maniniz yoksa nostaljik şarkılarla size gelebilir miyim?

Bir maniniz yoksa nostaljik şarkılarla size gelebilir miyim?
 

......


Sevgiliye Mektuplar

……… Sesin gelmeden içimdeki nehirlerde bentler oluşturur, sessizliğimi giyinirdim, benden başkası duymasın, benden başkasına lal olsun diye... O yüzden ‘’Sus sus sus kimseler duymasın’’ derken ‘’Saçın yüzüne değse, tenini kıskanırdım’’… ‘’Benzemez kimse sana’’ desem abartma der, tamda o anlarda ‘’Tapılacak kadın’’ olurdun… Trenin hareket etmek üzereyken nefes nefese yetişir, ‘’Dargın ayrılmayalım, diye koştum sana dün, gözlerim vagonları dolaştı üzgün üzgün’’ derken ‘’Bir gülü sevdim, bir seni sevdim’’ yazılı mendilin pencereden yüreğime düşerdi…

……… En sensizliğimde ‘’Pişman olurda bir gün dönersen bana geri, gönül kapım açıktır’’ diye haykırır, sanki ‘’Dönülmez akşamın ufkundayız’’la kulağımı çınlatırdın… Oysa ikimizde akşamın ‘’Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar’’dık, yeryüzüne indiğimizde ‘’Rüyalarda buluşurduk’’… Sen ‘’Yollarda kaldı gözüm, sensiz deli gibiyim’’dedikçe ben yıkılan yer ve yollarda ‘’Köprüler yaptırdım gelip geçmeye, çeşmeler yaptırdım suyun içmeye karam’’derdim… Kızar, ‘’Ne zaman geleceksin, bu kaçıncı bahar’’ derdin… ‘’O kadar yürekten çağırma beni, bir gece ansızın gelebilirim’’ diye yanıtlardım… Sanki ‘’Güz gülleri’’ gibiydik ve hiç bahar yaşamamıştık… Ama ‘’Baharın gülleri açtı yine mahzundu kalbim’’iz… ‘’Ela gözlerine kurban olduğum, yüzüne bakmaya doyamadım ben’’diye aşağıdan serenat yaparken, mutfak penceresinden ‘’Bana mı sordun aşık olurken, kızdırma beni durup dururken, zaten bulaşık bana yetiyor, git başımdan senle artık uğraşamam ben’’ derdin ama hemen ‘’Hayat budur sevgilim, geçenler unutulur’’u mırıldanırdım…

………Venedik’te ay vakti bir gondolda ‘’Hatırla sevgilim o mesut geceyi, çamların altında verdiğin buseyi’’ söylerken ‘’Enginde yavaş yavaş günün minesi’’ soluyordu… Venedik’te de olsan ‘’Gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde her şey bana yabancı’’ydı… Çünkü ‘’Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın, kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın’’… ‘’Sazlar çalınırdı Çamlıca’nın bahçelerinde’’ ama ‘’Biz Çamlıca’nın üç gülüydük’’, sen, ben ve Tayyip’in yapacağı camii… Belki bu satırları okusa ’’Unutulmuş birer birer, eski dostlar eski dostlar’’ der ama kusura bakmasın ‘’Coştum yine dalgalanıyorum ben, yeni yeni sevdalanıyorum ben’’… Ah Venedik ‘’Anla artık anla beni unut bütün geçenleri ‘’ çünkü artık yurdumdayım… Unutma ki ‘’Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak’’ ve sende ‘’Taç olsan başıma takmayacağım, yoluna adaklar yakmayacağım’’ desen bile haklısın… ‘’Dediler zamanla hep azalırmış sevgiler, olsun bana seninle geçen günlerim yeter’’ diyebilirsin, haklısın, ama bil ki sende‘’Endülüs’te raks’’ gibisin…

………Takıntılım ya kırkikindi yağmurları saçlarımı okşarken ‘’Doymadım doyamadım sevmelere seni ben, kimseyi koyamadım yerine yeniden’’i mırıldanır, vitrini iyi ışıklandırılmış çerezciden yükselen ‘’Alıştım sana bir tanem, alıştım her gün görmeye’’ ile irkilir hızlanır, ’’Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu ‘’ ile koşar adıma geçer,, ‘’Neden saçlarımın beyazladığını’’ düşünür, bana da öyle çok çektirenlere küfürleri sıralarım…Sanki birileri duyuyor, ‘’Sevil neşelen sevme yanarsın, bir saçı okşar kanarsın’’diyerek uğulduyor ‘’Bir gönül vardı bende henüz aşkı tatmamış, tertemiz hislerine günah nedir katmamış’’ diye yanıt vermek istiyor, dini kelime geçince ateistliğimi sorguluyorum… ‘’Bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardır’’ ama sevmezsin ki yapmayı… ‘’Odasına girdim fincan elinde’’yle nazire yaparken, ellerine bakar ’’Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim’’i mırıldanır, sen bıyık altından gülümserdin… ‘’Gülünce gözlerinin içi gülüyor, kendimi senden alamıyor’’dum ve ‘’Gözleri aşka gülen’’ kadın olurdun hem de ‘’ Menekşe gözler hülyalı, bakışları çok manalı, gönül yakıcı o gözler, meğer ezelden sevdalı’’yken

……… Anılarımız anıtlaştırdığımız kent ve kasabalarda son günümüze girince ‘’ Bu gece son gecemiz, acı günler yakında’’yı yansıtan gözlerine ‘’Hani o bırakıp giderken beni, o öksüz tavrını takmayacaktın’’ı söyler, ‘’İnleyen nağmeler’’in ardından ‘’Nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllarım, bazen gözyaşı oldu, bazen içli bir şarkı’’yı beraber söyler, sonraki buluşmamızda ‘’Aşkın kanununu’’ yeniden yazmak üzere vedalaşırdık… Adana’ya kadar ‘’Her gören ağlamış kalbini bağlamış Ankara kızlarına’’yı söyler, çay molası verdiğim yerlerde ‘’Doymadım sana ağlarım, ah ederek yana yana ‘’ derken, garsonlar mola yerlerine hiç akıllı müşteri gelmediğini fısıldaşırlardı aralarında… ‘’Hayırdır abi’’diyen bir garson olur, ‘’Gizli aşk bu söyleyemem derdimi ben kimseye’’yi mırıldanır, oda gülümseyerek ‘’Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz abi ‘’ der… ‘’Avuçlarımda hala sıcaklığın’’ olduğunu bir ben bilirdim… Her vedada ‘’Belki bir sabah geleceksin bir tanem’’ derdin ya ‘’Açık bırak pencereni, örtme perdeyi bu gece’’ dememi sever, ‘’Ömrümüzün son demi, son baharıdır artık’’ dememe kızar, ‘’İkinci baharı’’ı söylerdik el ele… ‘’Hiçbir şeyde gözüm yok, sen yanımda ol yeter’’ diye kulağıma fısıldadığında serçe parmağından defalarca öper, ‘’Ufacık tefeciktin’’le karşılık verir, ‘’Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar’’ der, ‘’git artık’’ dediğimde sokağı dönmeden ‘’Akşam oldu hüzünlendim ben yine’’ ile vedalardın… Belki ‘’Bütün meyhanelerini ‘’ dolaşmadık İstanbul’un ‘’Agora meyhanesi’’ne gitmedik ama ‘’Kadehinde zehir olsa ben içerim’’ sen bilirdin…

………Plâk ve ardından longplay damgasını vurdu TRT’nin tek kanalına esir düştüğümüz günlerde… İşte o anlarda ‘’Yıllar sonra rastladım çocukluk sevgilime’’… Öylesi utangaç ve duruydun ‘’Gündüzüm seninle gecem seninle’’diyordu ‘’O mahur beste çalan ‘’gözlerin… Ama bilmiyordun ‘’Gözlerin doğuyor gecelerime’’ Çünkü ve muhtemelen ‘’Gözlerinin içine başka hayal girmesin’’i fısıldıyor, uzaklardan aynı anda ‘’Biz ayrılamayız’’ı söylüyorduk… Kalemimle kadehim hep yan yanaydı ve ‘’ Ne zaman iki satır yazmaya kalksam, hep sana, hep seni, hep bizi yazıyorum. Ne zaman bir kadeh alsam elime, hep sana, hep seni, hep bizi içiyorum’’… ‘’İçimde kanımdasın terk edip gidemem ki, sen benden bir parçasın, senden ayrılamam ki’’… Şarkı yüzlü insanlarımızın suya yansıyan gözlerinden, ay ışığı doğurur bakışların sevgili… Çünkü ‘’Güneş sensin Aysensin, gökteki yıldız sensin’’.

Ağustos – 2012 – Pozantı

Olgun Ekinci

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

nasıl da eşlik etmiş yazımıza kışımıza, sevdamıza sözümüze bu şarkılar..hüzünle, özlemle gülümsemek de güzelmiş olgun..sevgiler sana..

mis-tress 
 31.08.2012 21:15
Cevap :
Teşekkürlerim ve sevgimle size.  01.09.2012 12:30
 

Merhaba OlgunDost...şöyle her bölümünü tek tek bir daha okurum...her bölümü ayrı bir şiir çünkü...hem de müthişşşşşşşşşşş bir şiir;"dönülmez akşamların ufkunda"...teşekkürle...saygıyla...eyvallah....

nedim üstün 
 31.08.2012 11:58
Cevap :
Teşekkürler, sevgi ve saygımla.  01.09.2012 9:17
 

Eski şarkılardan fal tutmuş gibiniz... Zamanla unutulan ama her daim her sözünde hatırlanan nice cümleleri nice aşklara şahit olan... Zamanla unutulduğunu düşündüğümüz ama hiç unutmadığımız...Dostca selamlarımla...

ecemece 
 30.08.2012 23:49
Cevap :
Teşekkürler, sevgi ve saygımla.  01.09.2012 9:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 825
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 697
Kayıt tarihi
: 22.01.09
 
 

Adana doğumluyum halen bu kentteyim.. Marmara Üniversitesi İşletme mezunuyum. Deneme ve şiir yazıy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster