Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '08

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1420
 

Bir Masal, Şu Uzungöl!

Bir Masal, Şu Uzungöl!
 

Hemen hemen bütün masallar aynı başlar; bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde...

Uzungöl masalıda başlangıçta bu söylemlerle başlar. Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde bir Uzungöl varmış...

Hiç dinlemiş miydiniz bilmiyorum ama, istedimki; şu bunaltıcı yaz günlerinde yüreğinize serinlik düşürecek bu yeşil suyun masalını birde benden dinleyin.

Sahilden, Uzungöl yazılı sarı tabelanın işaret ettiği yöne doğrulduğunuz an başlar masalımız. Solaklı Deresinin denize kavuştuğu noktadan Karadenizin içerisine doğru yeşil bir yol uzanır kıvrıla kıvrıla. Sol tarafında dingin bir nehrin aktığı, sağ tarafını ise ağaçların gölgelediği bu yolun ufkunda; iki yaka, yeşilin bin bir tonunda birleşir mavi bir gökyüzünün altında. Yeşille mavinin birbirine karıştığı ufuğun tam ortasından bir sicim inceliğiyle akmaya başlayıp, siz yaşlaktıkça genişleyen derenin büyüsüne kapılırsınız bir an. Hem öyleki; değdiği yere hayat veren bu suyla birlikte, yolun keskin virajlarında savrulurken suyun mecrasına doğru akıp gidersiniz. Sıra sıra dizili çay fabrikalarının önünden geçersiniz ilk önce, buram buram çay kokusunu içinize çekerek. Birinin bittiği yerden diğeri başlayan köylerden, yamaçlarına çay bahçelerinin serili olduğu küçük tepelerin eteklerinden geçersiniz sonra. Camları sonuna kadar açılmış aracınızın içerisinde temiz havayı ciğerlerinize doldururken; bir o yaka, bir bu yaka, o ağaç, bu ağaç, bir de dere... oyalanıp durursunuz. Ve Çaykara' ya varıncaya kadar rakımın farkına bile varmazsınız. Hep solunuzdan akan dere Çaykara' dan sonra birden yön değiştirip sağınıza geçer. İşte bu noktadan sonra, içinden geçtiğiniz vadi darlaştıkça dere yatağıda darlaşır. Aşağıda sakin sakin akan dere, bu dar yatağında birdenbire coşar. Derenin çoşarken çıkardığı bir ezginin eşliğinde, güneşe izin vermeyen çam ormanlarının arasından yukarılara doğru tırmanmaya başlarsınız. Ve siz küçük bir tünelden geçerken, dere yine yönünü değiştirerek yolun soluna geçer. Az önceki çay bahçelerinin yerini mısır tarlaları almıştır şimdi. Tepeleri çam ormanlarıyla kaplı, ahşap evli, mısır tarlalı köylerden birini bitirip diğerine doğru yol alırsınız artık. Tırmandıkça; virajlar daha sıklaşır, daha keskinleşir. Derenin oynayacağı son bir oyunu kalmıştır size. Onuda bir yayla yolu ayrımında oynar ve yine solunuza geçer. Dik ve oldukça keskin bir dönemeç belirir önünüzde birden. Nefis çam kokularının sarhoşluğunda virajı alırken, zirveye çıkıyormuş gibi hisedersiniz kendinizi. Ve zirvede Uzungöl camisinin beyaz minareleri bütün heybetiyle karşılar sizi. Aşağıda taşları döverek bütün çoşkusuyla akan derenin; işte o zirvede bir kuzu sessizliğinde yemyeşil rengiyle nazlı kıvrılışına şaşkınlıkla bakakalırsınız. İşte, masalın tam da burasında siz henüz şaşkınlığınızdan sıyrılamamışken; Uzungöl, "bir varmış" la ansızın gerçeğe dönüşür. Bu, düşle gerçek ayrımında; yemyeşil bir göle şahit olur gözleriniz. Su mu yeşildir yoksa gölü çevreleyen ormanın yeşili mi suya aksetmiştir, karar veremezsiniz bir an.

Neyi şans sayarsınız bilmem; yağmuru mu yoksa parlak bir güneşi mi ? Bana sorarsanız; Uzungöl' de yaşanacaksa eğer, ikisinede şans derim. Diyelimki tercihiniz parlak bir güneş. Ve güneş, koca çam ormanlarının tepesinden sarı ışıklarıyla göz kırpıyor size. Güneşin cazibesine kanıp sizde ona bakıyorsunuz. Güneşin parlaklığıyla kamaşıyorda gözleriniz; gözlerinizi göle çeviriyorsunuz. Bu kamaşmanın etkisiyle olacak, az önceki yeşil göl birden maviye dönüşüyor. Yeşille mavi arasında bocalıyorsunuz bir an. Göl yeşil miydi yoksa mavi mi karasızlığında bir süre oyalanıp, neden sonra anlıyorsunuzki; bu mavi renk, güneşin göle bir hediyesi. Mavi göl, mavi gök, sarı ve parlak bir güneş ve gölü çevreleyen yemyeşil bir orman! Burası cennet olmalı! Yo, hayır; olmalı değil, cennetin ta kendisi! Siz ve cennet , gerçek ve düş...

Şu, şans saydıklarınıza dönelim yine. Diyelim ki tercihiniz yağmur. Şarıl şarıl bir yağmur yağarken üzerinize, damlaların gölde oluşturduğu halkalara takılıyor gözleriniz. Bir damlanın göle değmesiyle başlayan ve gittikçe genişleyen halkalara. Birbirine eklenerek gölün tüm yüzeyini kaplayan halkalara. Yoğun bir sis sarıyor etrafınızı. Öyleki, gölün karşı kıyısı kayboluyor sisin ardında. Üşüyorsunuz. Isınmak için; en sıcak düşlerinizle yüreğinize doğru çekiliyorsunuz. Ve sis; mekan ve zamandan koparıyor sizi. O takılı kaldığınız halkaların salınımında gölün derinlerine doğru ilerliyorsunuz. Küçük bir alabalık; " hoşgeldiniz " diyerek elinizden tutuyor ve kendi derinliğinde ağırlıyor sizi. Burası bir cennet olmalı! Yo, hayır; olmalı değil, cennetin ta kendisi! Siz ve cennet , gerçek ve düş...

Bu halinizle ne kadar kaldınız burada böyle bilemiyorum ama, kendinize geldiğinizde; ormanın eteğine kurulu, sıra sıra ahşap evli, şirin bir köyün farkına varıyorsunuz. Uzungöl' ün girişinde ikiz minareleriyle karşılaştığınız caminin, o beyaz rengine takılıyor gözleriniz. Beyaz rengin, uçsuz bucaksız yeşilliğe nasılda yakıştığını düşünüyorsunuz. Sonra eski bir taş köprü dikkatinizi çekiyor. Küçücük, kemerli bir köprü. Hey gidinin köprüsü. Kimbilir ne sular akmıştır altından, geçen zamanla birlikte. Kimbilir, ne çocuklar geçmiştir üzerinden yalınayak. Ve ne kadınlar, sırtlarında odun yükleri. Zamana ilişkin daldığınız düşlerinizden, duyduğunuz sesle sıyrılıyorsunuz.

" Yağmur başladı " diyor arkadaşınız. Şaşırıyorsunuz. Oysa az önce kızgın bir güneş yok muydu tepenizde ? Uzungölü tanıtan bir yazıda okuduğunuz; " şansınız varsa eğer, bir günde dört mevsimi yaşarsınız " diyen bir cümle geliyor hatırınıza. Yağmurla birlikte inceden bir sis sarıyor etrafınızı. Gördüğünüz düş geliyor aklınıza, ürperiyorsunuz. Arkadaşınız; "Islanmayalım. Şu ilerdeki motellerden birine gidelim" diye çekiştiriyor kolunuzdan. Islanmaktan korkan arkadaşınıza gülerek bakıyorsunuz. "Haklısın, gidelim" diyorsunuz. "Çay içerken seyrederiz yağmuru. Hem sana anlatacaklarım var, inanamayacaksın ! " diyerek devam ediyorsunuz konuşmanıza. " Karnım acıktı" diye cevaplıyor sizi arkadaşınız. " Tereyağında kızarmış alabalığı meşhurmuş buranın. Ne dersin yiyelim mi ?" diye soruyor size. Tereyağında kızarmış alabalığı duyunca diken diken oluyor tüyleriniz. Göle ilişkin düşünüzde; size, " hoşgeldiniz " diyen o küçük alabalık geliyor aklınıza. " Hem, sen ne anlatacaktın, merak ettim doğrusu " diyerek tekrar konuşmaya başlayan arkadaşınıza tuhaf tuhaf bakıyorsunuz bu sefer. " Yok canım, masal dediysek bu kadarıda fazla " diyerek sakinleştirmeye çalışıyorsunuz kendinizi iç sesinizle. Ve arkadaşınızın size inanmayacağını düşünerek vazgeçiyorsunuz düşlerinizi anlatmaktan.

Sizin vazgeçtiğiniz düşü, masala çevirerek anlatmakta bana düşüyor böylece.

Bir varmış, bir yokmuş... Dilerim; bir varmışta kalsın hep, Uzungöl! Dünya döndükçe; " bir yokmuş..." hiç gerçekleşmesin Uzungöl için. Ve Uzungöl masalı; evvel zaman içinden geçip, ahir zamana uzansın gitsin...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazını çok güzel olmuş.Devamını dilerim...

'TUĞBA' 
 03.08.2008 14:05
Cevap :
Teşekkür ederim Tuğba :) Bence senin yazın daha güzel olmuş. Sevgilerimle sana ...  03.08.2008 14:34
 

tam ortasında, yağmurlarda ıslanabilmek isterdim.. Sevgiler, Körfez"imin mavisiyle, Gökyüzü"mün mavisinin birleştiği Ufuk'tan.

derinmavi.. 
 02.08.2008 15:08
Cevap :
Hadi, buyrun gelinde ağırlayalım sizi ; bu masal diyarında. Yağmur ve güneşin misafirperverliğinde. Sevgilerimle...  02.08.2008 21:00
 

Anadoluda mitolojik hikayesi olmayan doğal güzellikler yoktur. her tabiat harikasının vardır bir masalı ama sizin tasvirde güzel bir realist gözlem masalı gibi ferahlattı. çaylar demli olsun. mutluluklar.

Nariçi 
 02.08.2008 10:16
Cevap :
Teşekkür ederim. Uzungöl' ün gerçekliği sizin yazınızda. Bense, çocukluktaki hatıraların etkisiyle ; düşle gerçek arası bir yazı olsun istedim. Uzungöl' de çaylar her daim demli. Yolunuz düşerse bekleriz. Selamlar.  02.08.2008 12:32
 

Ben beş yıl önce,o güzel beldeye uğradığımda,korkunç bir kıyım başlamışdı bile... Yani, 'bir yokmuşun' öyküsü... İçeriye doğru,anlamsız otel,motel tarzı yapılanmalar..Hatta devre mülk gibi bir proje bile düşünüyordu,vizyon fukarası zihniyetler..El birliğiyle,bu doğa harikasını ,bilmeden,anlamadan kısa zamanda yok etmek için...Sanki gizli bir güç,idraklarına bir deli gömleği giydirmişti...Daha çok para kazanma ve kazanırken yok etme!...Of'dan Çaykara'ya çıkarken,bu dar zihniyetin,o doğada yaptıkları abuk sabuk binalar da bunların ilk belirtileriydi... Yemyeşil tepelere yapılan,sözümona gösteriş için,5-6 katlı çirkin,rezil binalar!..Atalarının yaptığı üç yüzyıllık, doğayla uyumlu,o canım ahşaplara inat!..Uzun Göl'ün bir bölümü de,kirlilikten(!) yosun gibi,garip bir bitki tabakasıyla kaplanmıştı,o zamanlar!... Sanırım,siz masalınızın büyüsü bozulmasın diye,bunları yazınızda belirtmek istemediniz...Ya da son beş yılda,oralarda çok olumlu atılımlar ve yatırımlar yapılmış olsa gerek!..

zeki etferat 
 02.08.2008 0:44
Cevap :
Okuduğunuz ve duyarlılık göstererek yorumladığınız için teşekkür ederim. İşaret ettiklerinizi yazmaktan bilerek kaçınmıştım. Uzungöl'ü ilk görüşüm, hala canlılığını korumakta hatıralarımda. Yeşil bir göl, küçük taş köprü, İki minareli beyaz renkli bir cami ve caminin arkasındaki köy. 12 yaşındaydım o zaman. Aradan 28 yıl geçmiş. Şu, göldeki kirliliğide saymazsak eğer dünden bugüne değişmeden bir tek bunlar kalmış. Çocukluğumdaki masalı yeniden yaşamak adına; çirkinleşerek değişenleri görmezden gelerek, değişmeyenler üzerine kurguladım yazıyı. 5 yıl önce şahit olduğunuz çirkinlikler, her yıl biraz daha artarak devam ediyor maalesef. Modernleşmeyi binalaşmayla ölçümlüyoruz toplum olarak. Ne kadar yüksek katlı bina, o kadar modernizm. Böylesi cennet bir belde böyle mi tahrip edilmeliydi? Tespitleriniz; Uzungöl'ün ve Uzungöl'ün paralelinde Doğu Karadenizin, yıllardır kanayan fakat bir türlü durdurulamayan yarası. Konu derin, neresinden girersem boğulacağım gibi geliyor bana. Selamlar.  02.08.2008 12:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 191
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1544
Kayıt tarihi
: 29.09.06
 
 

Yazmak bir tutku içimde. Kimi zaman öyle zor ki içimdekileri yazıya dökmek. Bir kelime, bir kelime d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster