Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
5686
 

Bir mektup ve yıkanan bulaşıklar! “Anne ne olur affet bizi, geç geldik”

Bir mektup ve yıkanan bulaşıklar! “Anne ne olur affet bizi, geç geldik”
 

Ayşe Sultan; 1887 - 1960


Aşağıda 426 yıl ara ile yaşanmış, bizimle ilgili konusu kadın olan ibretlik iki ayrı hikâye anlatılmaktadır.

Birinci hikayemiz; Fransa Kralı I. François'nın Şarlken ile yaptığı savaşı kaybederek esir düşmesi ile Kral'ın annesinin, oğlunu kurtarması için Cihan İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman’a  yazdığı mektuba Kanuni'nin verdiği cevapla;

İkincisi; bir Cihan İmparatorluğu kurmuş hanedana mensup ve aynı zamanda bir İmparator'un eşi olmasına rağmen, 1950’li yıllarında Fransa’da bulaşıkçılık yaparak geçinen 2. Abdülhamid’in eşi ve kızının yurda dönüşü ile ilgilidir.

...

Esir düşen Kralın annesine Kanuni'nin o çok bilinen ünlü cevabı;

-"Ben ki,

Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân'ın torunu, Sultan Selim Hân'ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım."

-"Sen ki,

Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun.

Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim.

Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz." Ocak 1526 (1)

...

Ve aradan yaklaşık 426 yıl geçer...

Merhum, Adnan Menderes 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa'ya gider.

Bir ara Paris büyükelçisini yanına çağırarak;

- "Osmanoğulları ailesinin Paris'te yaşıyor olması gerek. Bunlar ne yer, ne içer, ne ile geçinir?" diye sorar.

Büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını gören Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;

- "Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin" der. Bir müddet sonra büyükelçi adresle gelir.

Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.

Devlet-i Aliye'nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han'ın 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında bir bulaşıkhanede Fransızların bulaşıklarını yıkamaktadırlar.

Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan'ın ellerine sarılır ve;

- "Anne ne olur affet bizi, geç geldik" der.

Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;

- "Sen kimsin"? diye sorar. Menderes de;

- "Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanıyım" der.

- "Ben başbakanım" sözünü duyan koca sultan sevinçten öyle bir çığlık atar ki kalbi duracak gibi olur, bayılır.

Menderes Türkiye'ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a çıkar.

- "Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye'ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım" der. Celal Bayar da;

- "Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye'de ihtilal yapar" der.

Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.

Mektupta şunlar yazılıdır:

- "Analarının ve babalarının Fransa da hizmetçilik yaptığı bir ülkenin başbakanı olmaktan utanç duyuyorum, istifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes."

Menderes'in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır ve hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.

Dönüş:

İstanbul'a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid'in hanımı ve kızı da vardır.

Bir sabah erken saatte Teşvikiye'deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid'in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi Menderes'tir.

- "Şayet kabul buyururlarsa Valide Sultan'ı görmek isterim" der.

Başında tülbent elinde tespihiyle Menderes'i karşılayan Şefika Sultan;

- "Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz..." der. Başbakan da;

- "Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk..." demesinden sonra Şefika Sultan;

- "Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gâfil avlandık" der. Menderes de;

- "Zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını öğrenmek için geldim" der.

Ayrılırken daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu şişkince bir zarf bırakır. İşte Menderes'in amansız suçlarından birisi budur.

...

Sormak gerekir;

Ecdadımız bunları hak etmek için ne yapmıştır?

Sultan Vahdettin’in tabutu da bilindiği gibi İtalya’da alacaklıları, kasap ve bakkal tarafından haczedilmiştir.

Bu yaşananlar, onların 600 yıl boyunca ülkelerine yaptıkları hizmetlere karşılık bir bedel midir?

Yorum ve değerlendirme her zaman olduğu gibi okuyanlara aittir.

 

www.canmehmet.com

Resim ; geni.com'dam alıntıdır.

(1) Vikikaynak

(2) “Hüseyin Öztürk - Yeni Akit, 2012-05-10”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın hocam öykü asılsızdır. Şefika (Müşfika) Kadınefendi, Selanik'e sürülen Abdülhamid'le beraber gitmiştir. Selanik'ten 1912 senesinde İstanbul'a dönüldükten sonra Abdülhamid'in öldüğü 1918 yılına kadar beraber yaşamışlardır. II. Abdülhamid, Selanik'te Müşfika Kadınefendi'yi dördüncü Kadınefendilik'e yükseltmiştir. Hanedan'ın 1924'te Türkiye dışına çıkarılmasından sonra TÜRKİYE'DE KALMIŞ ve hayatını Gazi Osman Paşa Konağı'nın selamlık dairesinde idame ettirmiştir. 1934 yılında Soyadı Kanunu'ndan sonra Kayı soyadını almıştır. Kızı Ayşe Sultan'ın 1952 senesinde Türkiye'ye dönmesinden sonra beraber yaşamışlar ve kızı annesinin saray hatıralarını yazmıştır. https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BC%C5%9Ffika_Kad%C4%B1nefendi --------------- Ayrıca İsmet İnönü kendisine 200 Lira maaş bağlatmıştır. Adnan Menderes ise buna 50 TL zam yapmıştır. http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/809495-abdulhamidin-hanimindan-menderese-oglum-gecinemiyorum-beni-aciz-birakma

M Kadir Kocabaş 
 24.04.2017 1:16
Cevap :
Değerli M Kadir Kocabaş, Konuya ilginize ve (farklı) görüşlerinize teşekkür ediyorum. Farklılığın zenginlik olduğunu düşünür; Bir iddianın, ancak, karşı iddiası ile birlikte değerlendirilmesiyle sağlıklı olabileceğine inananırız. Konuya gelirsek: yazı içeriğinin kaynakları belirtilmiştir. Bunlara ek olarak: Osmanlı Hanedanlığı sürgün edilmiş midir? Evet, edilmiştir. Sürgün edilenler, mezar bekçiliği, bulaşık yıkamak vb, işleri, geçinmek için yapmışlar mıdır? Evet, yapmışlardır. Çıkan bir af kanunu ile Osmanlı kadınları yurda dönmüşler midir? Evet, dönmüşlerdir. Peki, Osmanlı Hanedanlığı yapılanlar, bunları hak etmiş midir? Bunun cevabını da size bırakalım. Sağlıcakla kalınız.  24.04.2017 22:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1076
Toplam yorum
: 2683
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1708
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster