Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
443
 

Bir nefes değişim rüzgarı 68 kuşağı

Bir nefes değişim rüzgarı 68 kuşağı
 

1969 Şubatında 6. Filo askerlerini Dolmabahçe'den denize döken ağabeylerimle ne gurur duymuştum ama! Ben o yaşta bir zamanlar zencilerin Amerika'da köle olarak çalıştırıldıklarını bile bilmezdim; ama okuduğum Teksas ve Tommiks çizgi hikayelerindeki Kızılderililerin Amerikalı beyazlar karşısındaki mağduriyetlerine hüzünlenir, Amerika göçmenlerine çocukça kinlenirdim. Mahalle savaşlarında başıma bir güvercin tüyü takar kızılderili savaşçısı olurdum; adi kovboylar beni her defasında barış çubuğu içelim bahanesiyle yere bağdaş kurdurtup kafama kurşun sıkarlardı.

Zamanımın içindeki dünya değişimi inanılmaz hızlı oldu: Bugün 6. Filo İskenderun'u üs olarak kullansın diye lobi yapan iş adamlarını destekler oldum. Yaşama hakkını gasp etmeyi hak gören savaşçı devrim yerine, sevecen fakat toplum kuralcı demokratik evrimi seçenlerin arasına kaydım.

Ben Tıp Fakültesi'ni bıraktıktan sonra 6-8 ay Boğaziçi Üniversitesi'nde takıldım. Orada çeşit çeşit sosyalist ve komünist öğrenci arkadaşım oldu; tek tük ülkücüler bile vardı. Hepsi de dünyayı değiştirmeye inançlı ve kararlıydı, ve çok güzel şeyler söylüyorlardı. Dev-Sol, Halkın Kurtuluşu, Maocular, Troçkistler, Marks-Lenin Silahlı Propaganda Cephesi ve adını hatırlayamadıklarımın yanında bir de ne olduklarını kestiremediğim Acilciler vardı. Devrim şarkıları söyleniyor, devrim nikahları kıyılıyor, geceleri caddelere sloganlar yazarak halkın bilinçlenmesi(!) sağlanıyordu. Dışarıdan bakınca idealist ve güzel insanlardı, ama bana itici gelen şey, yoksulluk söylemlerine rağmen, kurtarmaya çalıştıkları sömürülen işçi sınıfı ve köylülerden uzak, kendi aralarında bir çeşit cemaat hayatı yaşamalarıydı. Üstelik gösterdikleri amaç ve yöntemler aynı olmasına rağmen, her biri Türk işçisi ve köylüsünü ancak kendilerinin kurtaracağı iddiasını o kadar fanatik bir şekilde savunuyorlardı ki, sık sık birbirlerine giriyorlardı. Askerliğimi yapmaya karar almasaydım, eminim gençliğimin enerjisini bu gruplardan birinin hizmetine sokardım, çünkü bu "lümpen entel sosyalistlerin" arasında nedense kendimi iyi hissediyordum.

Yoksulluğu tenimde ve midemde hissetmiş ve Darüşşafaka'da iyi eğitim görmüş biri olarak bu insanlara faydalı olacağımı ciddi ciddi düşünür olmuştum. Gene de cesaret edemedim; sağduyum bu gruplardan hiçbirine güvenilmeyeceğini telkin ediyordu; sonunda veda şiirleri yazarak hepsiyle dostça ayrılıp askere gittim.
Aynı güvensizliği, Yılmaz Güney'in filminde de hissettim. Arkadaş filminde, zenginlerin parfüm kullanmasının müstehzi bakışlarla aşağılanması bir yana, filmin ideolojik mesaj içeren bir sahnesinde Güney silahını yakın çekimde özellikle göstererek çantasına koyar... Aynı sağduyu ile, "Ne yani çözüm silahta mı?" diye sormuştum kendime.

Sonra 1980 geldi; ve Türkiye'yi kurtarmaya soyunan nice gençlerin bakışları işkence ve sorgu odalarından çıkınca iki kara delik gibi dolaşmaya başladı.
MamiDaçka
*******
(bir yorum)

Zaman içinde dünya değişti demiş Muharrem. Dünya değişti lafına oldum olası takılırım. Dünya değişmediğinden değil elbet. O hep ''değişiyor''. Ama ''eski dünya'' nasıl herkes için ''aynı'' dünya değil idiyse, ''değişmiş dünya'' da herkesi içine alan tek ve aynı bir dünya değil. Yani aslında dünyanın ''değişme'' hızı ile kıyaslandığında, bazen bizim değişme hızımız dünyanın değişme hızının önüne bile geçebiliyor ve biz kendi değişimimiz temelinde uyumlu hale geldiğimiz bir başka dünya kompartımanını ''dünya'' olarak tanımlama eğiliminde olabiliyoruz.
Muharremin ''bugün 6.filo İskenderun’u üs olarak kullansın … destekliyorum'' derken, bunu genel olarak kendi iç dünyasındaki yolculuğun sonucu ulaştığı bir nokta gibi değil, ''dünyanın değişiminin inanılmaz hızı'' sonucu ''herkes için öyle olması gereken, nesnel, kaçınılmaz bir konumlanma'' olarak tarif etmesi bende bu duygu ve düşünceleri uyandırdı..

Sadece bu satırlarını kastetmiyorum, genel yaklaşımını kastediyorum. Veya ben eksik algıladım. Galiba bütün mesele, geçmişe eleştirel ve özgür bakışla bakarken, dünyanın değil aslında kendi kişisel iç yolculuk ve kişisel tarihimize köşe taşları koyuyor olduğumuzu unutmamak ve bu yeni bakışımızın çoğunlukla dünyanın değil, kendi konum ve bakışımızın değişimiyle ilintili olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Çünkü bizim değişimimiz her zaman ya da çoğunlukla, aslında ''dünyanın değişiminin'' önünde gidiyor! Evet dünya kendi ölçeğinde inanılmaz bir hızla devinip değişiyor, ama bu arada biz de kendi kısa tarihimiz ölçeğinde ondan da hızlı değişebiliyoruz. Herkes değil; eş hız ve zamanda değil; aynı farkındalık veya ölçüde değil; aynı doğrultuda bile değil… vb vb Oldum olası, genellemelere gıcık oluyorum….

Erdoğan Kahyaoğlu
******
(yoruma yanıt)

Biz ne kadar gıcık olursak olalım, Dünya bize aldırmadan hızla değişiyor... Bu, tüm dünya insanlarının sevapları ve günahlarıyla kendi halinde devinen basit bir gerçek ve hiç kimsenin gıcığı geçsin diye mola vereceğe benzemiyor. Göreceli değişim düzeyi sadece her insanın bu değişimi algılama imkan ve kapasitesidir; yoksa Dünya'nın değişimi zaman mesafeleri içinde ölçülebilir bir somutluk içermektedir. Avusturalya ormanlarında 3 bin yıldır aynı hayatı yaşayan insanlar olması bu değişim gerçeğini genel bir olgu düzeyi olarak ifade etmeye engel değildir.
Aslında ben dünyanın değişim hızına gıcık olurum sık sık; ona ayak uydurmak için telaş etmekten yaşamanın tadını kaçırdığım oluyor çünkü. Dünya değişti; bugün 6. Filo'nun Türkiye ziyaretine ve ihtiyaç molası için konaklamasına itiraz nedenim kalmadı derken, tabi ki değişen Dünya'nın bendeki algılanış biçimini vurgulamaktayım. Tüm Dünya'nın değişip benim gibi olduğunu sanmam için, 6. Filo askerlerinin kızlarımızın ırzına geçmek için geri gelme ihtimaline karşı, Dolmabahçe'de hâlâ elimde taş nöbet tutacak kadar kafayı yemiş olmam gerekir...
Dünya değişmese ben nasıl değişirim; ben değişmesem dünyam nasıl değişir...
Hepinizi değişmeyen sevgilerimle kucaklarım,
(MamiDaçka)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O zamanları yaşamamış, bu değişimi bilemeyen gençlerin okumasını , duyumsamasını diliyorum. Ve anlatımınız etkileyici... Teşekkür ediyorum. Sağlıcakla.

kırıkkalp 
 15.08.2008 17:08
 

İlerleyen zaman içinde bilgi birikimimiz, deneyimlerimiz arttıkça farklılaştıkça, dünyaya bakışımız da değişiyor. Aynı süreç, herkeste farklı birikimlere yol açtığı için de görüşler tepkiler farklılık gösteriyor. Bakış açıları bazılarında az, bazılarında çok değişiyor. 68 de gündüz kabataş'tan "go home" diye bağırırken geceleri de 6. filonun resimlerini çekerdim. Boğazdaki o ışıl ışıl güzel görüntüler hala durur bende. Bugünse ne kadar safmışım, ne kadar kolay kandırılabilmişim noktasındayım. Selamlar.

Kenanca 
 15.08.2008 16:01
Cevap :
Yürekli itirafınızdan kendinizle barışık kalarak değişebildiğinizi çıkarıyorum. Bu olumlu bir güzellik. Ben de "go home yanke" kervanına kapılmışken Salı pazarından kelepir, kullanılmış Amerikan kotu, ABD asker botları arardım.  15.08.2008 22:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 373
Toplam yorum
: 2808
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1590
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster