Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
538
 

Bir Pazar günü resmi

Bir Pazar günü resmi
 

Hangi pazar adamakıllı bir tatil, bir rahatlama, bir huşu içinde nefes alma günüdür ki… Hafta ortası yoğun iş temposunda çalışmanın ödülü hafta sonunda, geride kalan eksikleri tamamlamak mı olmalıdır, yoksa havanın durumuna göre bir gezi planı yapmak mı? Veyahut evde, ayaklarınızı uzatıp keyif yapmak; Kahve içerken saatler süren gazete okuma keyfini muzır bir kaçamak halinde uzatmak… Bir çocuk gibi, işlerden kaçmak için gazetenin ardına saklanmak, ne kadar uzun tutabilirsiniz ki, sizi bekleyen onca işin arasında.

Pazar günleri, haftanın en sıkıcı günüdür. Ardından gelen pazartesinin habercisidir. Yine yoğun bir iş temposunun çanlarını çalar Pazar günleri…

Ya akan musluk tamiri çıkacaktır, ya da giderilmesi gereken diğer işler…

Bazen isyan edersiniz Pazar günlerine… Bir grev halinde yaşarsınız, toz toprak eksik gedik içinde… Bugün bende grev günündeyim. Musluk damlatıyor, hafta içinde bozulan televizyon ustasını, vidası çıkmış prizler de tamir edilmeyi bekliyordu. Dokunmadım hiçbirine. Açtım bilgisayarı… Girdim internete… Bu bilgi okyanusunda, yeni yeni şeyler öğrenmek istiyordum. Gayri ihtiyari, biyografiler okumaya başladım. Can Yücel üstadın hayatının ne kadar dişli olduğunu; Hapis hayatını, aile yaşantısını, şair kalabilmek için verdiği yaşam mücadelesini okurken, dalıp gidiyordum.

Belki de onun yansımasıydı duvardaki resme gözümü dikmem…

Dışardan vuran güneş, demir parmaklıkları ve ardında sallanan ağaçları evin duvarında bir tablo gibi gösteriyordu bana. Güneş, demir parmaklıklar ve içinde sallanan ağaç dalları, evin içini süslüyordu. Dakikalarca baktım bu tabloya… Dışarıdan esen rüzgâr tablonun içindeki ağaç dallarını sallıyordu. Bu resmi çizmeliyim dedim. Yazmak yerine çizme kararını almıştım nedense… Kalemi aldım, resmi kâğıda dökmeye başlamıştım. Derken güneş birden bulutların arasına gizlenmiş ve bana hediye ettiği tabloyu alıp gitmişti. Duvar yeniden boş bir hüzünle bana bakıyordu. Aklımda kaldığınca çizebilirdim. Vazgeçtim. Bu sefer, bu kayıp resmin hislerini yazmaya koyuldum. Ama aklım hâlâ duvarda ara sıra gidip gelen resimde idi. Bazen yarım bir tablo halinde geliyor bazen küçük bir çerçeve oluyordu. Yazıyı bırakıp resme geçmek, yazıya sadakatsizlik olurdu. Bırakmadım.

Güneş yeniden yüzünü göstermişti. Tablo eskisinden daha canlı bir yansımayla yerine gelmişti. Dallar yeniden eskisi gibi sallanıyordu. Ama yine gidecekti. Belki de yıllardır bu resim bu duvarı süslüyordu ama ben bunu yeni fark etmiştim.

Hayatımızı süsleyen birçok şeyi er ya da geç fark ediyoruz. Güneş, demir parmaklıklar ve bahçedeki ağaçlar var olana kadar bana bu tabloyu hediye edecekti, günün belirli saatlerinde… Bunu biliyor olmak, farkına varmak, bu keyifsiz pazar gününü, yaşanır kılmıştı. Ve belki de kılmaya devam edecekti.

Bitmeyen bir resim bir yazı doğurmuştu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 222
Toplam mesaj
: 62
Ort. okunma sayısı
: 1254
Kayıt tarihi
: 17.05.07
 
 

Yaşamın öncelikle sevgiden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bunun içindir ki, yaşamak için sev sevmek iç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster