Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
445
 

Bir Playboyun günlüğünden 34. Bölüm

Bir Playboyun günlüğünden 34. Bölüm
 

Alıntı.


Bir zamanlar eski nişanlım yüzünden psikolojik destek aldığım uzman psikoloğa gidelim, her ne olursa, bu doktor hanımı bırakma, en azından düzelene kadar Ergün deyip ellerimi narin ve bakımlı elleriyle kavramış ve avucunun içerisine alarak, telkin yoluyla Güzin konuşmalarını sürdürmüştü.
 
Benim yerimde olmak isteyen milyonlarca kişi vardır olmasına ama! Ne annem ne babam ne de almış olduğum eğitim bana yeterli, insanoğluna Allah verdikçe beşeri olan bizler bir fazlasını istiyoruz. Durumum çok mu vahim? Elbette değil, bu genç yaşımda kariyerim ve bir iş yerim var. Yarına ne olur, zamansa ne gösterir bilinmez, bu hepimiz için de geçerli değil mi? Kafanda ki soru işaretlerinin birikmesi seni korkutmasın, birazdan doktorla konuştuğunda cevapları çorap söküğü gibi önüne gelecek zaten dediğinde!
 
 - Peki sen neden bunca varlıklı olmana, ebeveynlerinin olmasına rağmen hala boşluktasın Güzin dediğimde, kız yutkunup bana cevap vermek istememiş, işte doktorumuza da geldik diyerek sekreterin yanına uğrayıp ismimizi vererek bekleme salonuna geçmiştik. Sezgi hanım orta yaşın üzerinde insanı rahatlatan bir ses tonuyla - Hoş geldiniz diyerek bizlerle tanışmıştı. İkimizin birden 
yüzüne bakarak, bir şeyler ima ediyor gibiydi. Güzin - Sanırım benim odadan çıkmamı bekliyorsunuz dediğinde ise - Hayır, benim için hiç bir mahsuru yok demiştim, Doktor hanımda - Tamam, o halde konuşmaya başlaya biliriz Ergün demişti. Bana konan teşhişler, çocukluğumdan gelen fobi, depresyon ve panik atak!
 
Doktor Sezgi hanım - Beni çözmüştü çözmesine ama içimde ki kördüğümü kendi içerimde ben, bana nasıl açmalıydım? Doktor - Acilen çalışmalısın diyen mi var? Dediğinde - Evet var demiş ve işin rengini de değiştirmiştim. Teşhisime kişilik bozukluğu da eklenince, bir hayli bozulmuştum. Güzin sanki orada hiç yokmuş gibi sadece dinliyordu, hemde her hangi bir yere sabit bakmadan, muayenehane de gözlerini gezdirerek. Dr Sezgi - Kimse kimseye manevi baskı yapamaz, o zaman arkadaş zaten değildir, profesyonel desteği her ikinizin, Emre arkadaşınızın da almanızı öneririm, mümkünse önümüzde ki randevuya beraber gelin, sorunlarınınızı çözeriz yeterki hem fikir olun, deyip bu günlük bu kadar kafi, seni fazla yormayalım Ergün görüşmek üzere Güzin diyerek kapıya kadar yolcu etmişti.
 
Güzin - Yeter, hadi Ergün asma artık suratını! Ben - Acilen çalışmam gerekiyormuş, hıh demiştim, bütün işverenlerde zaten beni bekliyordu. Güzin - Yahu gel yanımda işin hazır, sana ağır iş veren mi var, istediğin zaman başla, gaye burada birbirimize destek ise, daha ne? Psikolojinin bir an önce sağlamlaşmasını istiyorsan da, annenin ve ablanın yardımına ihtiyacın var, yanında olduğumu ise adın gibi bil yeter Ergüncüm. Ablan bankacı, öyle ki ona dahi iş teklifi götürürüm, yeterki onunla beraber yanımda çalış, desteğimizi hisset, senin moral olarak samimi bir desteğe ihtiyacın var, benim psikolojimin en çöküntülü devresinde yanımda seni bulmamış mıydım, şimdi verdiklerini geri alma dönemin işte, daha ne istiyorsun dediğinde, Güzinin şevkatle yüzüne bakmıştım. Allahım, İçimde ki korkular neden gitmiyordu, neden!
 
Emreyle bu saatten sonra aynı evde kalamazdım. Güzin bana - Sana bir daire kiralamak yerine, annen ve ablanla oturmanı öneririm demişti, Düşündüğümde hayali bile güzeldi, birden içimi bir sevinç kaplamış ve - Ne dersin, hadi ablamın yanına gidelim demiştim, Güzin istisnasız  elbette demişti. Hemen bir taksiye binerek bankaya gitmiş ablamla buluşmuştuk.
 
Canım diye sözlerine başlayan ablam, boynuma sarılarak - Dün gece annem keşke yaptığım bu şekerpareyi, Ergünüm de yeseydi demişti, kızcağız daha lafını tamamlayamadan - Tamam abla, hep beraber yeriz hatta Güzin de dahil, öyle değil mi Güzin? Dediğimde - Neşeyle kız başını sallamış, o halde bu akşam annenlerdeyiz demişti.
 
Ablam - Can kardeşim, nedir nereddütlerin, korkuların, gözlerinin derinleri adeta korku tüneli, sana bunları evde sormaya kalksam, annem beni soru yağmuruna tutar, şimdiden biraz sohbet edelim, nasıl olsa Güzin de bir nevi aileden biri gibi oldu dediğinde, kız bakışlarını kaçırarak - Yani, dedi demesine ama! Ortamı germeye ne gerek vardı şimdi demiştim kendimce. Ablam Dilek - Pardon Güzin, ben öyle demek istememişken, yani annem sizi sevgili biliyor ya, ben de gaza geldim sanırım dediğinde. - Yok, sadece sıkı bir dost iyi arkadaşlarız diyen Güzin, buruk da olsa tebessüm edebilmişti nihayet.
 
Bu arada okunan ezan yüzünden bir sessizlik olmuştu, içim nasıl doluydu Allahım, ben ne yapmıştım ki, ailemden böyle ayrılmıştım, ne zaman bir ezan sesi duysam yüreğim buruluyordu. Dualar ediyordum, akşamları boğulmaksa bunun adı, başımı yastığa koymayı aklıma getirmek dahi istemiyordum. Bir zorbanın başıma aşmış olduğu, bağnazca yapılan tecavüz! Neden benim çocuğum diyen babam gibi! Neden ben, neden bir başkası değil de ben mi demeliydim? Yoksa, tüm çocuklar masum kalsın, hasırın altına varsın ben gideyim mi?  Veya da kaderim mi demeliydim? Ablamın seslenişiyle yine örümceklenen beynimden çıkış yapmış ve ona.
 
- Tamam abla, kalkalım dediğimde, Güzin - Yok canım ne kalkması, bir restoranta gideceğimize burada aparatif bir şeyler atıştıralım, yoksa annenin güzel olan yemeklerini yiyemeyiz ki, annen çok üzülür ablanla bunları konuşuyorduk, dediğinde - Ne zaman konuştunuz bunca lakırdıyı, biraz önce ezan okunmuyor muydu? Ablam - Ergüncüm, yarım saattir seni seninle bıraktığımız yeter, konuşalım lütfen, yardımlaşalım, sen sanıyormusun ki, ben çok rahatım, lütfen yapma! Annem malüm, o anne, iyi de, ya ben? Ben de senin ablanım, can yarın, bir elmanın yarısı, bir üçüncü kardeşimiz var mı? Yok elbet, o halde! Anlat anlat ki, yüreğimin boşluklarını sana yapmak isteyip de yapamadığım, o çocukluk döneminin acılarını temizleyeyim,  kanaması durmayan açık bir yaraydın kalbimde Ergün deyip ağlaması, ellerimden tutması, hala dün gibi aklımda!
 
Psikolojimin bozukluğundan dem vuran Güzine, ablam sadece bakıyor ve arada derin iç çekişleriyle nefesini alarak dinliyordu, yapılan istatistiklerden, bu tür tecavüzler pek ayyuka çıkmayıp, gizli de saklıda kalıyormuş. 
 
Ablamın bizimle olan bu gününde hafızasının dağıldığına ilk kez şahit olmuştum. Anladım ki, annemi ve ablamı daha fazla ihmal etmemin hiç bir alemi yok. Mecazi anlamda; Gözümü karartmanın zamanıydı, ha olmuş ha olacakmış, umurumda bile değildi, Emre veya bir başkası, kim korkar hain kurttan, çakal sürülerinden demeliydim. 
 
Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Gülsen Hanım, bunlar akıcı, duru ve yalın bir Türkçe ile yazılan değerli öykülerdir. Dilinize emeğinize sağlık. Bunlar ilerde bir kitapta toplanabilir. Şimdiden bu başarınızı kutluyorum. Selam ve saygılarımla...

Abdülkadir Güler 
 05.02.2015 17:36
Cevap :
Değerli hocam, bu övgü dolu sözleri sizin gibi bir değerden duymak ne güzel, sizin gibi beni bu anlamda destekleyip, kitap yapmamı isteyenlerin sayısı günden güne artıyor, size bu mutluluğumu tarif edemem. Bu öykü gerçeğe bire bir yakın olmasa da, yaşanmışlık diyorum. Allah bu yolda hiç bir kulu koymayıp yardımcıları olsun, Amin. Başarı dileklerinize canı gönülden teşekkür ederim, var olsun can kaleminiz ve kelamınız. Hayırlı cumalar efendim, kalın sağlıcakla, gurbetten selam ve saygılarımla..  06.02.2015 16:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 833
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 408
Kayıt tarihi
: 24.02.13
 
 

37 Yıldır  yurtdışında yaşıyorum , 1000 den fazla şiirim var,  çeşitli edebiyat sitelerinde, derg..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster